Kasım ayında gıda ve ulaştırma, enflasyonu yukarı çekti

TÜİK verilerine göre yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %23,11, bir önceki aya göre %4,08 arttı.

TÜİK

Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ise Kasım ayında yıllık %14,03, aylık %2,30 artış kaydetti.

Kaynak: TÜİK

Aşağıdaki grafik Dolar/TL kurundaki değişimlerin üretici fiyatlarını doğrudan etkilemeye devam ettiğini gösteriyor. Kırmızı çubuklar TÜFE, mavi çubuklar Yİ-ÜFE, yeşil çizgi ise Dolar/TL kurundaki yıllık değişimleri gösteriyor.

Üretim tarafında ana metal ve gıda üretimi ön yüksek artışı kaydetti…

Salı günü IHS Markit tarafından açıklanan küresel imalat sektörü PMI endeksleri ülke alt detayları raporlarında hammadde kıtlığı ve ulaştırma fiyatlarındaki artışın etkisiyle girdi maliyetlerinin arttığını, söz konusu maliyet artışının ise kısmen çıktı fiyatlarına yansıtılabildiği bilgisini almıştık.

Nitekim Türkiye’de de Kasım ayında önceki aya göre %4,33 yükselen imalat sektörü fiyat artışının ana tetikleyicisi ara mal üretiminde kaydedilen aylık %4,77’lik artış oldu.

Türkiye sanayi sektörü alt sektörlerinde aylık en yüksek artış sırasıyla %7,43 ile ana metal, %6,40 ile gıda, %5,46 ile kağıt ve kağıt ürünleri, %5,32 ile kok ve rafine petrol ürünleri üretiminde kaydedildi.

Yİ-ÜFE endeksinin %89,2’sini imalat sektöründeki fiyat değişiklikleri etkilerken, detayında en büyük ağırlığı %18,6 ile gıda ürünleri, %9,8 ile ana metaller, %9,5 ile tekstil ürünleri, %6,6 ile elektrik ve gaz üretimi ile dağıtımı oluşturmaktadır.

Üretim maliyetleri tüketiciye yansıtılabilirken hizmet fiyatlarındaki artış sınırlı kalıyor…

Kasım ayında aylık %2,30 artış kaydeden TÜFE’yi yukarı çeken iki faktör oldu: Aylık bazda ulaştırma fiyatları bir önceki aya göre %4,51, gıda fiyatları ise %4,16 artış kaydetti. TÜFE’deki değişimlerin %21,1’ini gıda fiyatlarındaki değişimler etkiliyor.

Aşağıdaki grafik mal ve hizmet fiyatlarındaki yıllık değişimleri gösteriyor. TÜFE’yi (koyu kırmızı) yukarı çeken faktörün mal fiyatlarındaki (açık kırmızı) artış olduğu görülürken, hizmet fiyatlarındaki (mavi çizgi) artış daha sınırlı kalıyor.

Kovid-19 kaynaklı sınırlamaların üretim maliyetlerini artırmaya devam ettiği mevcut şartlarda Türk lirasında yaşanan değer kayıpları da maliyetler üzerinde ek yük yaratıyor. Özellikle hane halkının Türk lirasına güveni sağlanana kadar enflasyon üzerindeki etkisi devam edecek gibi gözüküyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Dünya’nın en değersiz parası Brezilya reali mi Türk lirası mı?

Deutsche Bank Menkul Kıymetler’de Gelişmekte Olan Ülkeler Araştırma Biriminin başı olan Drausio Giacomelli, 16 Kasım tarihli bir makalesinde Türk lirası dahil dünya para birimlerini ucuzdan pahalıya doğru sıralıyor. Sıralama yaparken Giacomelli, dört farklı modele başvuruyor:

1) Ticaret bazlı değerlemeye göre, dünyanın en ucuz para birimi Brezilya reali (BRL) iken hemen arkasından Türk lirası (TRY), ardından sırasıyla Güney Afrika randı (ZAR), Japon yeni (JPY) ve Şili pesosu (CLP) geliyor. Aşağıdaki grafik en düşük değere sahip olan Brezilya realinden (BRL) başlayıp saat yönünde ilerlendiğinde en değerli para birimi olan Filipin pesosuna (PHP) ulaşıyorsunuz. En değerli beş para birimi sıralandığında ise karşımıza Filipin pesosu (PHP), Yeni İsrail Şekeli (ILS), Çin yuanı (CNY), İsviçre frangı (CHF) ve Yeni Zelanda doları (NZD) çıkıyor.

2) Sermaye ve ticaret bazlı değerlemeye göre, Türk lirası (TRY) en değersiz para birimi olarak ortaya çıkıyor. Türk lirasını, Şili pesosu (CLP), Kolombiya pesosu (COP), Brezilya reali (BRL) ve Güney Afrika randı (ZAR) takip ediyor. Bu modele göre en değerli ilk 5 para birimi ise sırasıyla ABD doları (USD), Yeni Zelanda doları (NZD), İsviçre frangı (CHF), Çek korunası (CZK) ve Çin yuanı (CNY). Aşağıdaki grafik en düşük değere sahip olan Türk lirasından (TRY) başlayıp saat yönünde ilerlendiğinde en değerli para birimi olan ABD dolarına (USD) ulaşıyorsunuz.

3) Deutsche Bank’ın Davranışsal Denge Döviz Kuru (DBEER- Behavioral Equilibrium Exchange Rate) modeline göre en değersiz para birimi %35’lere yakın değer kaybı yaşayan Türk lirası (TRY) iken ardından sırasıyla Şili pesosu (CLP), Brezilya reali (BRL), Malezya ringgiti (MYR) ve Kolombiya pesosu (COP) geliyor. En değerli ilk beş para birimi ise sırasıyla İsviçre frangı (CHF), Çek korunası (CZK), Filipin pesosu (PHP), Yeni İsrail Şekeli (ILS) ve Arjantin Pesosu (ARS).

Aşağıdaki grafikte sıfır çizgisi olan yatay çizginin üzerindeki mavi çubuklar para birimlerinin mevcut seviyelerinin ne kadar değerli olduğunu, yatay çizginin altındaki mavi çubuklar ise para birimlerinin ne kadar değer kaybettiğini gösteriyor.

BEER modelinde, tam istihdam gibi bir şart aramadan bir ülkenin seçilmiş makro-ekonomik verileri (örneğin faiz, ticaret, enflasyon, devlet harcamaları gibi) ile başka bir ülkenin benzer makro ekonomik verileri arasındaki ilişkiyi (korelasyonu) iki ülke para birimleri arasındaki reel döviz kuru ile birlikte tahmin etmeye çalışır.

4) Ülkelerin makro-ekonomik dengesini (tam istihdam, cari denge gibi) dikkate alan Temel Denge Döviz Kuru (Fundamental Equilibrium Exchange Rate-FEER) modeline göre ise Türk lirasının değer kaybına rağmen Brezilya realindeki daha yüksek değer kaybıyla kıyaslandığında adil değerine daha yakın olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkıyor.

Aşağıdaki grafikte sıfır çizgisi olan yatay çizginin üzerindeki mavi çubuklar para birimlerinin mevcut seviyelerinin ne kadar değerli olduğunu, yatay çizginin altındaki mavi çubuklar ise para birimlerinin ne kadar değer kaybettiğini gösteriyor.

BEER ve FEER modelleri arasındaki farklardan biri de BEER modelinin kısa vadeli döneme, FEER modeli orta vadeli döneme odaklanmaktadır.

Dört modeli değerlendirdiğimizde ortaya çıkan sonuç, Türk lirasının mevcut durumda en değersiz para birimi kategorisinde Brezilya reali ile yarıştığı.

Dr. Fulya Gürbüz

Cari işlemler açığının ilacı Türk lirasına güvende

Merkez Bankası Ağustos ayı ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Türkiye’deki yerleşiklerin yurt dışı yerleşikler ile yaptığı ekonomik faaliyetler sonucunda Ağustos ayında 4,6 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedildi. Diğer bir ifadeyle, Ağustos ayında yurt dışı yerleşiklerle yapılan ekonomik faaliyetlerin etkisiyle nette 4,6 milyar dolar gider kaydedildi. Temmuz ayında cari işlemler açığı 1,9 milyar dolar seviyesindeydi. Son veriyle birlikte, Ocak – Ağustos döneminde toplam 26,5 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmiş oldu.

Kaynak: TCMB, TDM

Ağustos ayında kaydedilen 4,6 milyar dolar net gider oluşumunun sebeplerini “Ödemeler Dengesi” raporunun alt kalemlerindeki gelişmeleri inceleyerek özetleyelim:

. Ağustos ayında ihracat ile ithalat arasındaki farkı ifade eden dış ticaret açığından dolayı Türkiye’den yurt dışına 5,3 milyar dolar ödeme yapıldı. Diğer bir anlatımla, yurt dışına yapılan ihracat miktarından 5,3 milyar dolar daha fazlası tutarında Türkiye’ye ithal girişi oldu.

. Hizmet tarafında ise “Seyahat” gelirlerinde 1,1 milyar dolar net gelir elde edilmesine bağlı olarak Mal ve Hizmet Dengesindeki açık 5,3 milyar dolardan 4,3 milyar dolara gerilemiş oldu.

. Diğer gelir ve gider farklarını da dikkate aldığımızda cari işlemler dengesi Ağustos ayında 4 milyar 631 milyon dolar açık vermiş oldu.

Peki, söz konusu 4,6 milyar dolarlık cari işlemler açığı Ağustos ayında finanse edilebildi mi?

HAYIR. Ödemeler Dengesi raporunda “Finans Hesabı” Ağustos ayında 117 milyon dolar olarak gözükmektedir. Finans hesabının bakiyesi net finansal varlık edinimi eksi net yükümlülük oluşumu olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla, eksi (artı) bakiye net girişe (çıkışa) işaret etmektedir. Bu açıklamaya göre, Ağustos ayında nette 117 milyon dolar finans hesabından çıkış yaşandığını anlıyoruz. Detayları sıralayalım:

. Uzun vadeli yatırımları ifade eden “Doğrudan Yatırımlardan” Ağustos ayında nette 374 milyon dolar giriş sağlandı. Alt dağılımını incelediğimizde, yurt içi yerleşikler Ağustos ayında yurt dışına 161 milyon dolarlık doğrudan yatırım yaparken, yurt dışı yerleşikler aynı dönem Türkiye’de 536 milyon dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştirdiler. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye yaptığı yatırımlar Türkiye’nin yükümlülüğü, yurt içi yerleşiklerin yurt dışına yaptığı yatırımlar ise Türkiye’nin alacağı sayılıyor.

. Ağustos ayında “Portföy Yatırımlarından” 1 milyar 973 milyon dolar çıkış oldu. Alt detaylarda, yurt içi yerleşikler yurt dışı piyasalardan 717 milyon dolar kısa vadeli portföy edinimi sağlarken yurt dışı yerleşikler Türkiye’deki portföy yatırımlarını 1 milyar 256 milyon dolar azalttı.

. Efektif ve Mevduatlar, Krediler ve Ticari Kredilerden oluşan “Diğer Yatırımlar” kaleminde ise Ağustos ayında 1 milyar 482 milyon dolar net giriş kaydedildi. Efektif ve Mevduatlara Ağustos ayında 784 milyon dolar giriş olurken, Krediler için nette 775 milyon dolar çıkış, Ticari Kredilerde ise ithalat kaynaklı olarak 1 milyar 464 milyon dolar net borçlanma gerçekleştirildi.

Yukarıdaki üç maddedeki veriler alt alta toplandığında Finans Hesabından Ağustos ayında 117 milyon dolar net çıkış olduğunu buluyoruz.

Eksi (-) 4 milyar 631 milyon dolar olan Cari İşlemler Hesabı ve eksi (-) 9 milyon dolar olan Sermaye Hesabı toplamına 117 milyon dolarlık Finans Hesabından çıkış tutarını eklediğimizde Ödemeler Dengesi Raporunda yer alan üç ana kalemin toplamı olan eksi (-) 4 milyar 757 milyon dolar büyüklüğüne ulaşıyoruz.

Yine Ödemeler Dengesi tablosunda yer aldığı üzere, Ağustos ayında “Rezerv Varlıklar” kaleminden 7 milyar 602 milyon dolar net çıkış yaşandı. Rezerv Varlıklardaki söz konusu net çıkıştan (Cari İşlemler Hesabı + Sermaye Hesabı + Finans Hesabı) toplamını veren eksi (-) 4 milyar 757 milyon doları çıkardığımızda Ödemeler Dengesi Tablosunda yer alan “Net Hata Noksan” değerine (-2 milyar 845 milyon dolar) ulaşıyoruz. Merkez Bankası “…verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta…” olmasından dolayı Net Hata ve Noksan kaleminin oluştuğunu ifade ediyor.

Dolayısıyla, Cari İşlemler Hesabı, Sermaye Hesabı, net Finans Hesabı değişimi ve Net Hata Noksan kalemlerinin toplamı Rezerv Varlıklardaki net değişime eşit oluyor.

Eylül ve Ekim aylarına ait veriler Ödemeler Dengesine yönelik ne söylüyor?

Ticaret Bakanlığı verilerine göre Eylül ayında dış ticaret açığı 4,88 milyar dolar seviyesine geriledi. Dolayısıyla dış ticaret açığındaki düşüş, cari işlemler açığında önceki aya göre düşüş etkisi yaratacak.

Ekim ayında ise Hazine’nin 2,5 milyar dolarlık tahvil yoluyla dış borçlanma gerçekleştirmesi, cari işlemler dengesinde eş değer miktarda iyileştirici bir etki yapacak.

Ödemeler Dengesi tablosunda hangi riskler göze çarpıyor?

Kovid-19 kaynaklı olarak turizm gelirlerinde toparlanma olasılığının düşük olması, düşük performanslı ihracat hacmi, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, jeopolitik riskler ve Türk lirasına olan güvensizlik Rezerv Varlıklara yönelik risklerin artmasında etkili oluyor. Rezerv Varlıklardaki azalmalar ise Türk lirası üzerindeki baskıyı artırarak kısır bir döngü içinde sıkışıp kalınmasına sebep oluyor. Kısacası cari işlemler açığındaki artışın önünü kesebilecek en önemli kriter güven ortamının kalıcı olarak sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz

GRAFİĞİN SÖYLEDİĞİ: “Kur yükseldikçe fiyatlar da yükseliyor”

Aylık fiyat artışları Eylül ayında da sürdü…

Eylül ayı üretici ve tüketici fiyatları enflasyon verileri açıklandı. Türkiye’de üretimi yapılan ve yurt içine satışa konu olan ürünlerin üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) Eylül ayında önceki aya göre %2,65, tüketici fiyatları (TÜFE) ise %0,97 arttı. Aynı ay Dolar/TL kuru %3,51 artış kaydetti.

2018-2020 dönemini kapsayan yukarıdaki grafikte; sol eksen üretici (Yİ-ÜFE) ve tüketici (TÜFE) fiyatlarındaki aylık değişimleri, sağ eksen ise Dolar/TL kurunun seyrini gösteriyor.

Dikkat ederseniz;

. Kurdaki (yeşil çizgi) yükseliş üretici maliyetlerini (mavi çubuklar) yükseltirken, üreticiler söz konusu artışı tüketicilere (kırmızı çubuklar) daha düşük oranlı yansıtabilmişler.

. Kurda düşüş olduğu veya kurun nispeten yatay seyrettiği dönemlerde ise üretici maliyetlerinde düşüş görülürken, üreticiler nihai ürün fiyatlarını yükseltmeyi tercih etmişler.

Fiyat artışlarını ne etkiliyor?

Yukarıdaki grafik de kanıtlıyor ki kurdaki yükselişlere bağlı olarak Türk lirasında yaşanan değer kayıpları üretim maliyetlerini artırırken söz konusu artışlar tüketici fiyatlarına da yansıtılıyor. Peki, sadece fiyatların artmasına kurdaki artışlar mı sebep olmaktadır?

Elbette hayır. Gelin bunu bir örnekle açıklayayım:

Temmuz-Ağustos 2019 döneminde üretici maliyetleri düşerken neden tüketici fiyatları yükselmeye devam etmiş?

Sebebi, 23 Haziran 2019 tarihinde yenilenen seçimlerin ardından Hükumet tarafından yapılan zamlardı: çay, şeker ve elektrik fiyatlarına yapılan zamlar; sigara ve alkolde yapılan ÖTV artırımları, yurt dışından getirilen telefonlardan alınan kayıt harçlarına uygulanan zam, yurt dışına çıkış harcında artırım; ulaşım ücretlerine Kredi Yurtlar Kurumunun yurtlarına ve doğalgaza yapılan zamlar.

Peki, önümüzdeki dönemde enflasyonda -yani fiyatlardaki değişimde- bizi ne bekliyor?

Tamamen belirsizliklere bağlı: Kovid-19, ABD seçimleri, Türk lirasındaki değişim, bütçe tarafındaki belirsizliklere bağlı fiyat değişiklikleri, jeopolitik gelişmeler, Merkez Bankası para politikası hamleleri, olası erken seçim… Listeyi uzatabiliriz. Kısacası her şey güven ortamına bağlı.

Dr. Fulya Gürbüz

Nisan ayında ihracatta ve üretimde sert düşüş, işsizlikte sert yükseliş göreceğiz

Nisan ayına ilişkin Merkez Bankasının yayınladığı reel kesim güven endeksindeki düşüşün ardından açıklanan hem İSO hem de MÜSİAD satınalma müdürleri endekslerinden (İngilizce’de purchasing managers index yani PMI olarak ifade ediliyor);

. imalat sektöründe üretim, ihracat siparişleri, yurt içi siparişler, satın alma faaliyetlerinde sert düşüş,

. teslimat sürelerinde sert artış,

. girdi maliyetlerinde -Türk lirasındaki değer kaybı sebebiyle- artışın Nisan ayında da sürdüğü ve söz konusu maliyet artışlarının nihai fiyatlara yansıtıldığı,

. istihdamın sert şekilde azaldığı bilgilerini edindik.

İSO imalat sektörü PMI verileri üretimdeki daralmanın 2008 küresel finansal kriz döneminden daha sert bir düşüşe işaret ettiğini gösterdi.

Satın alma müdürleri endeksleri en sert daralmayı kaydetti…

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Sanayi Sektörü Endeksi, 2020 yılı Nisan ayında aylık 12,8 puan azalarak 28,3 seviyesine geriledi. SAMEKS endeksi 2013 yılından bu yana yayınlanıyor ve tarihi en düşük seviyesinde..

Kaynak:MÜSİAD, Turkey Data Monitor

Mevsimsellikten arındırılmış İSO İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) de Nisan ayında aylık 14,7 puan düşüşle 33,4 seviyesine geriledi.

Kaynak: İSO, IHS Markit

Endekslerin 50 seviyesi altındaki değerler sektörde daralmaya işaret ediyor. İmalat sektöründe PMI endekslerindeki eğilim sanayi üretimi, dolayısıyla da GSYH büyümesi üzerinde birebir etkiye sahip.

Türkiye yalnız değil: Küresel koronavirüs salgını küresel imalat sektörünü dibe çekti…

JP Morgan Küresel İmalat Sektörü PMI endeksi verilerine göre, küresel imalat sektöründe Nisan ayında üretim, yeni siparişler, yeni ihracat siparişleri, gelecek döneme ilişkin üretim beklentisi ve istihdamda düşüşler önceki aya göre daha sert düştü. Girdi maliyetlerindeki artış hızı yavaşladı, çıktı fiyatları sert düştü.

Türkiye Nisan ayı PMI verilerini dikkate aldığımızda, koronavirüsün etkisiyle dünyada yaşanan durgunluk fiyatlar genel seviyesini küresel bazda düşürücü etki yaparken, Türk lirasına yönelik güven kaybı enflasyonist baskıyı tetikliyor. Bu da elbette yurt dışı talebin yokluğunda üreticinin iç piyasada rekabetçi gücünü, hane halkının ise alım gücünü azaltıyor. İzolasyonun süreceği Mayıs ayında benzer tablonun devam edeceğini anlıyoruz, Haziran ayı ile birlikte üretimde V şeklinde bir eğilimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyon hızlandıkça açlık ve yoksulluk sınırı artıyor

Kaynak: Türk-İş, Turkey Data Monitor

Türk-İş’in yayınladığı 2020 yılı Nisan ayı Açlık ve Yoksulluk Sınırı raporuna göre;

. “Koronavirüs salgını dar gelirliyi daha fazla etkiliyor

. Bir çalışanın aylık yaşam maliyeti tutarı 2.884 TL

. Dört kişilik ailenin açlık sınırı 2.374 TL, yoksulluk sınırı 7.733 TL

. Mutfak enflasyonunda artış oranı aylık %1,23, on iki aylık %12,68″

Yukarıdaki grafikte de görüleceği gibi dört kişilik bir ailenin aylık yoksulluk sınırındaki yukarı doğru eğilim TÜFE endeksindeki eğilime paralel hareket ediyor. Diğer bir ifadeyle, tüketici fiyat endeksindeki artış hane halkının temel ihtiyaçlarını edinmesini giderek zorlaştırıyor, hane halkı fiyatlar karşısında eziliyor.

Elbette tüketici fiyat endeksindeki hızlanmanın en önemli sebebi 2018 yılında Türk lirasının ABD doları gibi rezerv paralara karşılık sert değer kayıpları yaşaması oldu. Aşağıdaki grafik kurdaki hızlanmanın enflasyonu, dolayısıyla da yoksulluk ve açlık sınırını nasıl etkilediğini anlatıyor.

Kaynak: Türk-İş, Turkey Data Monitor

Gelin, yukarıdaki grafiği Türk lirası cinsinden değil de ABD doları cinsinden görelim:

Kaynak: Türk-İş, Turkey Data Monitor

2008-2012 döneminde nispeten dar aralıkta seyreden Dolar-TL kurunun 2013 yılında değerlenmeye başlaması ve 2016 yılı ile birlikte hızını artırması sonucunda ne oldu? ABD doları cinsinden yoksulluk sınırı, yoksulu kabaca %40 daha da yoksullaştırdı.

Ne sonuç çıkarmalıyız?

Türk lirası üzerindeki baskılar arttıkça hane halkımız yoksullaşmaya, dolayısıyla gelir grupları arasındaki makasın da açıldığına tanık oluyoruz.

Ne yapılmalı?

Eğitim, ekonomi, hukuk, sağlık, tarım ve uluslararası siyasette istikrar getirecek reform niteliğinde adımlar gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Politika faizini %8,75’e düşüren Merkez Bankasının merceğinde ne var?

Merkez Bankası (TCMB) çarşamba günü gerçekleştirdiği toplantısında, politika faizi olan bir hafta vadeli repo (borç verme) ihale faiz oranını %9,75’ten %8,75’e indirdi. Şaşırtmadı çünkü koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme endişelerinin artması, Fed’in finansal sistemi rahatlatmak için politika faizini sıfıra çekmesi, petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki sert düşüşler sonrasında elbette TCMB de faiz düşürecekti. 100 baz puanlık indirim az mı çok mu olmasından ziyade TCMB basın bültenindeki vurgulara dikkat edilmeli. Birlikte inceleyelim ve soralım:

Küresel büyüme görünümü zayıflıyor, enflasyonda düşüş eğilimi sürüyor olsa da…

. Koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme görünümündeki zayıflamanın derinleşmesi,

. Salgına bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması için finansal piyasaların, kredi kanalının ve firmaların nakit akışının sağlıklı işleyişinin sağlanması amacıyla alınan parasal ve mali tedbirlerin ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanmaya katkı yapacağı,

. Toplam talep koşullarındaki zayıflık sebebiyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin aşağı yönlü olması. (Merkez Bankasının Ocak ayı Enflasyon Raporu’na göre yıl sonu enflasyon beklentisi %8,2)

… Merkez Bankası, para politikası duruşunu nasıl sürdürecek?

Merkez Bankası temkinli para politikasını sürdürecek ancak önümüzdeki süreçte parasal duruşunu ”… ana eğilime dair göstergeler dikkate alınarak enflasyondaki düşüşün sürekliliğini sağlayacak şekilde” belirleyecek. Geçmiş veriler politika faizindeki düşük seyrin uzun vadeli faiz oranlarını aşağı çekmekte yetersiz kaldığını göstermiş, 2018 yılında birçok faktörün etkisiyle TCMB faiz yükseltmek zorunda kalmıştı. 2020 yılında ise uzun vadeli tahvil faizlerinin tekrar politika faizinden yukarı yönlü uzaklaştığını görüyoruz. Elbette enflasyon 2019 yılında gerileme yaşadı ve paralelinde politika faizini düşürdü ancak talep daralmasına bağlı enflasyondaki düşüş bunda etkili oldu. Dolayısıyla enflasyondaki düşüş eğilimi ve yukarıda sayılan faktörlerin etkisiyle politika faizinde düşüş adımları atılıyor. Ancak paragrafın başında yer alan Merkez Bankası aksiyon planında “faizi düşürürsek enflasyon da düşecektir” gibi bir çıkarıma gidiliyor olması önceden tecrübe edildiği gibi sert faiz artırımlarını beraberinde getirebilir.

Nitekim 2018 yılı Ağustos ayında yaşanan kur krizinin etkisinin 2019 yılında azalması ancak, 2020 başlarıyla birlikte TL’deki değer kaybının artarak devam etmesi enflasyondaki artışı tetikliyor.

TÜFE yıllık değişim oranları (%), Mart 2020 (Kaynak: TÜİK)

Ekonomik büyüme için Merkez Bankasının faiz düşürmesi yeterli mi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’na göre, enflasyondaki düşüş sürerse; ülke risk primi gerileyecek, uzun vadeli faizler aşağı gelecek ve ekonomideki toparlanma güç kazanacak.

Ancak Merkez Bankası enflasyondaki düşüş eğilimine “Türk lirasında gözlenen değer kaybına karşın” vurgulamasıyla dikkat çekiyor. Geriye gidersek, Merkez Bankası 6 Nisan’da yayınladığı “Mart Ayı Fiyat Gelişmeleri” raporunda da Türk lirasındaki değer kaybının tüketici fiyatlarında otomobil ve ilaç fiyatlarını, yurt içi üretici fiyatlarında ise imalat fiyatlarını yukarı çektiğini belirtmişti.

Dolayısıyla politika faizindeki indirimlere rağmen fiyatlar genel seviyesindeki artışlar devam ediyorsa ve bunun sebebi olarak Türk lirasındaki değer kaybına vurgu yapılıyorsa demek ki enflasyon ve ekonomide sürdürülebilir iyileşme için Türk lirasına tekrar güven kazandıracak adımları atmak gerekiyor.

Maalesef Türk lirası arzını kısarak veya politika faizini 100 baz puan düşürerek Türk lirasındaki değer kaybını durdurmanın da kalıcı bir çözüm olmadığını gördük: t24 haberine göre çarşamba günü TCMB’nin faiz indiriminin ardından kamu bankaları Dolar/TL kurunu 7,0 seviyesinin altında tutabilmek için 600 milyon dolar satmak zorunda kaldı.

Kısacası finansal ve ekonomik istikrarı kazanmak açısından öncelik, elzem ve ivedi olan, Türk lirasına güven artırıcı mali ve ekonomik tedbirleri ortaya koymak.

Dr. Fulya Gürbüz

Türk lirasındaki değer kaybı üretim maliyetlerini ve tüketim fiyatlarını yükseltiyor

Ulaşımda aylık bazda %1,9’luk düşüş tüketici enflasyonunu aşağı çekti…

Tüketici fiyat enflasyonu Mart ayında önceki aya göre %0,57, önceki yılın aynı ayına göre %11,86 yükseldi.

Aylık bazda fiyatlar gıda ve alkolsüz içeceklerde %1,95, sağlıkta %2,78 artış gösterdi; ulaşımda %1,91’lik düşüş gerçekleşti. İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç tüketici fiyat enflasyonu (çekirdek enflasyon) önceki aya göre %0,77, önceki yılın aynı ayına göre %11,65 artış kaydetti. Ulaşım fiyatları dışında haberleşme fiyat enflasyonu aylık bazda %0,5 düşüş kaydetti. Ulaşım fiyatlarındaki düşüşün ana sebebi Mart ayında petrol fiyatlarında yaşanan %56’lık düşüştü. Petrol fiyatlarında olası artışlar ve Türk lirasında değer kaybının devam etmesi tüketici fiyatlarında aylık bazda yukarı seyri hızlandıracak.  

Petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen, Türk lirasındaki değer kaybı üretim maliyetlerini yükseltti…

Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) Mart ayında yıllık %8,50, aylık %0,87 artış kaydetti.

İmalat sektöründe üretim fiyatları önceki aya göre %0,91, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %0,99, su temininde %0,43 artış gerçekleşti.

Ana sanayi grupları bazında baktığımızda; ara malı enflasyonu aylık bazda %2,03, sermaye malı enflasyonu %2,01, dayanıklı tüketim malı enflasyonu %1,35 artış kaydetti, enerji malı enflasyonu ise önceki aya göre %6,82 düşüş kaydetti. Türk lirasındaki değer kaybı, petrol fiyatlarındaki dalgalı seyir ve havaların ısınmaya başlamasına rağmen koronavirüs salgını etkisiyle küresel gıda fiyatları, önümüzdeki dönemde imalat fiyatlarını baskılayacak önemli faktörler olacak.

Aylık en fazla azalış; %22,46 ile kok ve rafine petrol ürünleri, %14,79 ile ham petrol ve doğal gaz, %3,74 ile tütün ürünleri olarak gerçekleşti.

Aylık en fazla artış; %7,71 ile temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları, %3,39 ile ana metaller, %2,90 ile diğer mamul eşyaları olarak gerçekleşti.

Dr. Fulya Gürbüz

Mart ayı PMI ve SAMEKS verileri sanayi üretimi ve ihracat performansında düşüşe, enflasyonda artışa işaret etti

Mart ayı SAMEKS Sanayi Sektörü Endeksi’nin ardından İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) de imalat sektöründe sert daralmaya işaret etti.

Şubat’ta 52,4 olarak ölçülen imalat sektörü PMI, Mart ayında 4,3 puanlık düşüşle son üç ayda ilk kez eşik değer 50,0’nin altına 48,1 seviyesine geriledi. Endeksin 50 seviyesi altındaki değerler sektörde daralma anlamına geliyor.

İmalat sektörü PMI ve SAMEKS verileri Şubat ayında sanayi üretiminde yavaşlamaya, Mart ayında ise daralmaya işaret ediyor. Alt endeks detayları Mart ayında ihracat verilerinde düşüş ihtimalini artırdı, enflasyonda ise yükseliş sinyali var.

Anket sonuçları ne söylüyor?

. Mart ayında sektördeki zorluklar büyük ölçüde COVID-19’dan kaynaklandı.

. Üretim son beş ayda ilk kez hız kaybetti.

. Yeni siparişler iki aylık genişleme sürecinin ardından düştü. Yeni ihracat siparişlerindeki düşüş, toplam yeni siparişlerdekinden daha yüksek oranda gerçekleşti.

. İstihdam artışı üst üste üçüncü ay artışını sürdürdü. Bazı firmalar, istihdam artışının önceki aylarda yeni sipariş alımlarında görülen iyileşmeden kaynaklandığını belirtti.

. Satın alma faaliyetleri Ekim 2019’dan beri ilk kez azaldı. Nihai ürün ve girdi stokları azaldı.

. Tedarikçilerin teslimat süreleri, anketin başladığı Haziran 2005’ten beri ikinci en belirgin bozulmayı yaşadı. . Türk lirasındaki değer kaybı ve arz eksiklikleri sebebiyle girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seyrini korudu. Nihai ürün fiyatları yükseldi.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası döviz rezervlerinde devam eden düşüş Türk lirasına satış getirdi

Ne oldu?

23-27 Mart haftasını 6,45 seviyelerinden kapatan Dolar-TL kuru, 30 Mart-3 Nisan haftasına 6,50-6,60 aralığında girdi. 20 Mart ile biten haftada Merkez Bankasının döviz rezervlerinde yaşanan sert düşüş ve dolayısıyla Merkez Bankası döviz rezervlerine ilişkin gündeme düşen soru işaretleri Türk lirasındaki değer kaybının sebeplerinden biriydi.

Merkez Bankası brüt döviz rezervleri Mart ayı başına göre 12,3 milyar dolar ve yılbaşına göre 16,1 milyar dolar azalışla 20 Mart tarihinde 65,1 milyar dolar seviyesine geriledi.

Aynı dönemde yabancı yatırımcıların, hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) toplamı ne olmuş diye baktığımızda 20 Mart 2020 itibariyle 31,4 milyar dolar seviyesine gerilediğini görüyoruz. Bu, Mart ayı başına göre 9,3 milyar dolar, yılbaşına göre 16,5 milyar dolar azalış demek. Detaylandırırsak, Ocak ayında yabancıların menkul kıymet stoku yılbaşına göre 1 milyar dolar artarken, Şubat ve Mart aylarında toplamda 17,4 milyar dolar satış gerçekleşti.

Aynı dönemde yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatları Mart ayı başına göre 3,5 milyar dolar, yılbaşına göre de 2,3 milyar dolar azalışla 177,8 milyar dolar seviyesine geriledi.

Ne anlıyoruz?

Şubat ayında koronavirüsün ağırlığını hissettirmesi ve küresel ekonomik aktivitenin durmaya başlaması ile yabancı yatırımcılar Şubat-Mart döneminde 17,4 milyar dolar menkul kıymet satışı gerçekleştirdiler. Böylece yabancı yatırımcıların menkul kıymet stoku 2005’ten bu yana en düşük seviyesine, aynı paralelde Merkez Bankası brüt rezervleri 2008 Finansal Kriz seviyelerine geriledi. Yurt içi yerleşiklerin döviz cinsinden mevduatlarında hafif bir gerileme yaşanmasına rağmen tarihi yüksek seviyelerini koruması ise Türk lirasında güven kaybının sürdüğünü gösteriyor.

Bundan sonrasında ne olabilir?

Yabancı yatırımcıların menkul kıymetlerini satmaya devam etmeleri halinde Merkez Bankasının brüt rezervleri de düşmeye devam edecek. Tarihi düşük seviyelerine gerileyen brüt rezervler konusunda Merkez Bankasının cephanesi yeterli olacak mı sorusu ise elbette Türk lirası üzerindeki baskıyı artırıyor.

Bütçe tarafında ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya paralel olarak gelirlerde yaşanacak düşüş ve mali yardım paketlerinin devreye alınmasıyla birlikte giderlerde artış, bütçe açığında artışı beraberinde getirecek. Bu da borçlanma gereğinde ve borçlanma faizinde artış olacağı anlamına geliyor. Yüksek faiz ve Türk lirası üzerindeki baskı yurt dışı borçlanma maliyetlerini de yukarı çekecek. Sürecin uzaması kredi derecelendirme kuruluşlarından not indirimi getirebilir.

Listeyi olumsuz senaryolarla uzatmak elbet mümkün ancak sadece Türkiye değil küresel boyutta tüm ekonomiler ayakta kalabilmenin çözümlerini bulmaya çalışıyorlar. Evet hepimiz aynı gemideyiz. virüsün tedavisine ilişkin kesin bir gelişme görene kadar ekonomik verilerde kötüleşme, sermaye piyasalarında sert oynaklıklar görmeye devam edeceğiz.

Ne yapmalıyız?

Belirsizlik ortamında artan riskler, finansal enstrümanların fiyatlarında sert dalgalanmaları beraberinde getiriyor. Buna sebep olan etkenlerin başında, mal ve hizmet üretimi tarafında arz-talep dengesizliğinin sektörler arasında yarattığı farklılıklar var. Bu sebeple, finansal enstrüman seçiminde ön şart, dersinizi çok iyi çalışmanız; elbette her zaman dilimi için kazanç garantisi olmadığını hesaba katarak. #EvdeKalSağlıklıKal

Dr. Fulya Gürbüz