Nisan ayında ihracatta ve üretimde sert düşüş, işsizlikte sert yükseliş göreceğiz

Nisan ayına ilişkin Merkez Bankasının yayınladığı reel kesim güven endeksindeki düşüşün ardından açıklanan hem İSO hem de MÜSİAD satınalma müdürleri endekslerinden (İngilizce’de purchasing managers index yani PMI olarak ifade ediliyor);

. imalat sektöründe üretim, ihracat siparişleri, yurt içi siparişler, satın alma faaliyetlerinde sert düşüş,

. teslimat sürelerinde sert artış,

. girdi maliyetlerinde -Türk lirasındaki değer kaybı sebebiyle- artışın Nisan ayında da sürdüğü ve söz konusu maliyet artışlarının nihai fiyatlara yansıtıldığı,

. istihdamın sert şekilde azaldığı bilgilerini edindik.

İSO imalat sektörü PMI verileri üretimdeki daralmanın 2008 küresel finansal kriz döneminden daha sert bir düşüşe işaret ettiğini gösterdi.

Satın alma müdürleri endeksleri en sert daralmayı kaydetti…

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Sanayi Sektörü Endeksi, 2020 yılı Nisan ayında aylık 12,8 puan azalarak 28,3 seviyesine geriledi. SAMEKS endeksi 2013 yılından bu yana yayınlanıyor ve tarihi en düşük seviyesinde..

Kaynak:MÜSİAD, Turkey Data Monitor

Mevsimsellikten arındırılmış İSO İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) de Nisan ayında aylık 14,7 puan düşüşle 33,4 seviyesine geriledi.

Kaynak: İSO, IHS Markit

Endekslerin 50 seviyesi altındaki değerler sektörde daralmaya işaret ediyor. İmalat sektöründe PMI endekslerindeki eğilim sanayi üretimi, dolayısıyla da GSYH büyümesi üzerinde birebir etkiye sahip.

Türkiye yalnız değil: Küresel koronavirüs salgını küresel imalat sektörünü dibe çekti…

JP Morgan Küresel İmalat Sektörü PMI endeksi verilerine göre, küresel imalat sektöründe Nisan ayında üretim, yeni siparişler, yeni ihracat siparişleri, gelecek döneme ilişkin üretim beklentisi ve istihdamda düşüşler önceki aya göre daha sert düştü. Girdi maliyetlerindeki artış hızı yavaşladı, çıktı fiyatları sert düştü.

Türkiye Nisan ayı PMI verilerini dikkate aldığımızda, koronavirüsün etkisiyle dünyada yaşanan durgunluk fiyatlar genel seviyesini küresel bazda düşürücü etki yaparken, Türk lirasına yönelik güven kaybı enflasyonist baskıyı tetikliyor. Bu da elbette yurt dışı talebin yokluğunda üreticinin iç piyasada rekabetçi gücünü, hane halkının ise alım gücünü azaltıyor. İzolasyonun süreceği Mayıs ayında benzer tablonun devam edeceğini anlıyoruz, Haziran ayı ile birlikte üretimde V şeklinde bir eğilimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyon hızlandıkça açlık ve yoksulluk sınırı artıyor

Kaynak: Türk-İş, Turkey Data Monitor

Türk-İş’in yayınladığı 2020 yılı Nisan ayı Açlık ve Yoksulluk Sınırı raporuna göre;

. “Koronavirüs salgını dar gelirliyi daha fazla etkiliyor

. Bir çalışanın aylık yaşam maliyeti tutarı 2.884 TL

. Dört kişilik ailenin açlık sınırı 2.374 TL, yoksulluk sınırı 7.733 TL

. Mutfak enflasyonunda artış oranı aylık %1,23, on iki aylık %12,68″

Yukarıdaki grafikte de görüleceği gibi dört kişilik bir ailenin aylık yoksulluk sınırındaki yukarı doğru eğilim TÜFE endeksindeki eğilime paralel hareket ediyor. Diğer bir ifadeyle, tüketici fiyat endeksindeki artış hane halkının temel ihtiyaçlarını edinmesini giderek zorlaştırıyor, hane halkı fiyatlar karşısında eziliyor.

Elbette tüketici fiyat endeksindeki hızlanmanın en önemli sebebi 2018 yılında Türk lirasının ABD doları gibi rezerv paralara karşılık sert değer kayıpları yaşaması oldu. Aşağıdaki grafik kurdaki hızlanmanın enflasyonu, dolayısıyla da yoksulluk ve açlık sınırını nasıl etkilediğini anlatıyor.

Kaynak: Türk-İş, Turkey Data Monitor

Gelin, yukarıdaki grafiği Türk lirası cinsinden değil de ABD doları cinsinden görelim:

Kaynak: Türk-İş, Turkey Data Monitor

2008-2012 döneminde nispeten dar aralıkta seyreden Dolar-TL kurunun 2013 yılında değerlenmeye başlaması ve 2016 yılı ile birlikte hızını artırması sonucunda ne oldu? ABD doları cinsinden yoksulluk sınırı, yoksulu kabaca %40 daha da yoksullaştırdı.

Ne sonuç çıkarmalıyız?

Türk lirası üzerindeki baskılar arttıkça hane halkımız yoksullaşmaya, dolayısıyla gelir grupları arasındaki makasın da açıldığına tanık oluyoruz.

Ne yapılmalı?

Eğitim, ekonomi, hukuk, sağlık, tarım ve uluslararası siyasette istikrar getirecek reform niteliğinde adımlar gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Politika faizini %8,75’e düşüren Merkez Bankasının merceğinde ne var?

Merkez Bankası (TCMB) çarşamba günü gerçekleştirdiği toplantısında, politika faizi olan bir hafta vadeli repo (borç verme) ihale faiz oranını %9,75’ten %8,75’e indirdi. Şaşırtmadı çünkü koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme endişelerinin artması, Fed’in finansal sistemi rahatlatmak için politika faizini sıfıra çekmesi, petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki sert düşüşler sonrasında elbette TCMB de faiz düşürecekti. 100 baz puanlık indirim az mı çok mu olmasından ziyade TCMB basın bültenindeki vurgulara dikkat edilmeli. Birlikte inceleyelim ve soralım:

Küresel büyüme görünümü zayıflıyor, enflasyonda düşüş eğilimi sürüyor olsa da…

. Koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme görünümündeki zayıflamanın derinleşmesi,

. Salgına bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması için finansal piyasaların, kredi kanalının ve firmaların nakit akışının sağlıklı işleyişinin sağlanması amacıyla alınan parasal ve mali tedbirlerin ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanmaya katkı yapacağı,

. Toplam talep koşullarındaki zayıflık sebebiyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin aşağı yönlü olması. (Merkez Bankasının Ocak ayı Enflasyon Raporu’na göre yıl sonu enflasyon beklentisi %8,2)

… Merkez Bankası, para politikası duruşunu nasıl sürdürecek?

Merkez Bankası temkinli para politikasını sürdürecek ancak önümüzdeki süreçte parasal duruşunu ”… ana eğilime dair göstergeler dikkate alınarak enflasyondaki düşüşün sürekliliğini sağlayacak şekilde” belirleyecek. Geçmiş veriler politika faizindeki düşük seyrin uzun vadeli faiz oranlarını aşağı çekmekte yetersiz kaldığını göstermiş, 2018 yılında birçok faktörün etkisiyle TCMB faiz yükseltmek zorunda kalmıştı. 2020 yılında ise uzun vadeli tahvil faizlerinin tekrar politika faizinden yukarı yönlü uzaklaştığını görüyoruz. Elbette enflasyon 2019 yılında gerileme yaşadı ve paralelinde politika faizini düşürdü ancak talep daralmasına bağlı enflasyondaki düşüş bunda etkili oldu. Dolayısıyla enflasyondaki düşüş eğilimi ve yukarıda sayılan faktörlerin etkisiyle politika faizinde düşüş adımları atılıyor. Ancak paragrafın başında yer alan Merkez Bankası aksiyon planında “faizi düşürürsek enflasyon da düşecektir” gibi bir çıkarıma gidiliyor olması önceden tecrübe edildiği gibi sert faiz artırımlarını beraberinde getirebilir.

Nitekim 2018 yılı Ağustos ayında yaşanan kur krizinin etkisinin 2019 yılında azalması ancak, 2020 başlarıyla birlikte TL’deki değer kaybının artarak devam etmesi enflasyondaki artışı tetikliyor.

TÜFE yıllık değişim oranları (%), Mart 2020 (Kaynak: TÜİK)

Ekonomik büyüme için Merkez Bankasının faiz düşürmesi yeterli mi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’na göre, enflasyondaki düşüş sürerse; ülke risk primi gerileyecek, uzun vadeli faizler aşağı gelecek ve ekonomideki toparlanma güç kazanacak.

Ancak Merkez Bankası enflasyondaki düşüş eğilimine “Türk lirasında gözlenen değer kaybına karşın” vurgulamasıyla dikkat çekiyor. Geriye gidersek, Merkez Bankası 6 Nisan’da yayınladığı “Mart Ayı Fiyat Gelişmeleri” raporunda da Türk lirasındaki değer kaybının tüketici fiyatlarında otomobil ve ilaç fiyatlarını, yurt içi üretici fiyatlarında ise imalat fiyatlarını yukarı çektiğini belirtmişti.

Dolayısıyla politika faizindeki indirimlere rağmen fiyatlar genel seviyesindeki artışlar devam ediyorsa ve bunun sebebi olarak Türk lirasındaki değer kaybına vurgu yapılıyorsa demek ki enflasyon ve ekonomide sürdürülebilir iyileşme için Türk lirasına tekrar güven kazandıracak adımları atmak gerekiyor.

Maalesef Türk lirası arzını kısarak veya politika faizini 100 baz puan düşürerek Türk lirasındaki değer kaybını durdurmanın da kalıcı bir çözüm olmadığını gördük: t24 haberine göre çarşamba günü TCMB’nin faiz indiriminin ardından kamu bankaları Dolar/TL kurunu 7,0 seviyesinin altında tutabilmek için 600 milyon dolar satmak zorunda kaldı.

Kısacası finansal ve ekonomik istikrarı kazanmak açısından öncelik, elzem ve ivedi olan, Türk lirasına güven artırıcı mali ve ekonomik tedbirleri ortaya koymak.

Dr. Fulya Gürbüz

Türk lirasındaki değer kaybı üretim maliyetlerini ve tüketim fiyatlarını yükseltiyor

Ulaşımda aylık bazda %1,9’luk düşüş tüketici enflasyonunu aşağı çekti…

Tüketici fiyat enflasyonu Mart ayında önceki aya göre %0,57, önceki yılın aynı ayına göre %11,86 yükseldi.

Aylık bazda fiyatlar gıda ve alkolsüz içeceklerde %1,95, sağlıkta %2,78 artış gösterdi; ulaşımda %1,91’lik düşüş gerçekleşti. İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç tüketici fiyat enflasyonu (çekirdek enflasyon) önceki aya göre %0,77, önceki yılın aynı ayına göre %11,65 artış kaydetti. Ulaşım fiyatları dışında haberleşme fiyat enflasyonu aylık bazda %0,5 düşüş kaydetti. Ulaşım fiyatlarındaki düşüşün ana sebebi Mart ayında petrol fiyatlarında yaşanan %56’lık düşüştü. Petrol fiyatlarında olası artışlar ve Türk lirasında değer kaybının devam etmesi tüketici fiyatlarında aylık bazda yukarı seyri hızlandıracak.  

Petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen, Türk lirasındaki değer kaybı üretim maliyetlerini yükseltti…

Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) Mart ayında yıllık %8,50, aylık %0,87 artış kaydetti.

İmalat sektöründe üretim fiyatları önceki aya göre %0,91, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %0,99, su temininde %0,43 artış gerçekleşti.

Ana sanayi grupları bazında baktığımızda; ara malı enflasyonu aylık bazda %2,03, sermaye malı enflasyonu %2,01, dayanıklı tüketim malı enflasyonu %1,35 artış kaydetti, enerji malı enflasyonu ise önceki aya göre %6,82 düşüş kaydetti. Türk lirasındaki değer kaybı, petrol fiyatlarındaki dalgalı seyir ve havaların ısınmaya başlamasına rağmen koronavirüs salgını etkisiyle küresel gıda fiyatları, önümüzdeki dönemde imalat fiyatlarını baskılayacak önemli faktörler olacak.

Aylık en fazla azalış; %22,46 ile kok ve rafine petrol ürünleri, %14,79 ile ham petrol ve doğal gaz, %3,74 ile tütün ürünleri olarak gerçekleşti.

Aylık en fazla artış; %7,71 ile temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları, %3,39 ile ana metaller, %2,90 ile diğer mamul eşyaları olarak gerçekleşti.

Dr. Fulya Gürbüz

Mart ayı PMI ve SAMEKS verileri sanayi üretimi ve ihracat performansında düşüşe, enflasyonda artışa işaret etti

Mart ayı SAMEKS Sanayi Sektörü Endeksi’nin ardından İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) de imalat sektöründe sert daralmaya işaret etti.

Şubat’ta 52,4 olarak ölçülen imalat sektörü PMI, Mart ayında 4,3 puanlık düşüşle son üç ayda ilk kez eşik değer 50,0’nin altına 48,1 seviyesine geriledi. Endeksin 50 seviyesi altındaki değerler sektörde daralma anlamına geliyor.

İmalat sektörü PMI ve SAMEKS verileri Şubat ayında sanayi üretiminde yavaşlamaya, Mart ayında ise daralmaya işaret ediyor. Alt endeks detayları Mart ayında ihracat verilerinde düşüş ihtimalini artırdı, enflasyonda ise yükseliş sinyali var.

Anket sonuçları ne söylüyor?

. Mart ayında sektördeki zorluklar büyük ölçüde COVID-19’dan kaynaklandı.

. Üretim son beş ayda ilk kez hız kaybetti.

. Yeni siparişler iki aylık genişleme sürecinin ardından düştü. Yeni ihracat siparişlerindeki düşüş, toplam yeni siparişlerdekinden daha yüksek oranda gerçekleşti.

. İstihdam artışı üst üste üçüncü ay artışını sürdürdü. Bazı firmalar, istihdam artışının önceki aylarda yeni sipariş alımlarında görülen iyileşmeden kaynaklandığını belirtti.

. Satın alma faaliyetleri Ekim 2019’dan beri ilk kez azaldı. Nihai ürün ve girdi stokları azaldı.

. Tedarikçilerin teslimat süreleri, anketin başladığı Haziran 2005’ten beri ikinci en belirgin bozulmayı yaşadı. . Türk lirasındaki değer kaybı ve arz eksiklikleri sebebiyle girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seyrini korudu. Nihai ürün fiyatları yükseldi.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası döviz rezervlerinde devam eden düşüş Türk lirasına satış getirdi

Ne oldu?

23-27 Mart haftasını 6,45 seviyelerinden kapatan Dolar-TL kuru, 30 Mart-3 Nisan haftasına 6,50-6,60 aralığında girdi. 20 Mart ile biten haftada Merkez Bankasının döviz rezervlerinde yaşanan sert düşüş ve dolayısıyla Merkez Bankası döviz rezervlerine ilişkin gündeme düşen soru işaretleri Türk lirasındaki değer kaybının sebeplerinden biriydi.

Merkez Bankası brüt döviz rezervleri Mart ayı başına göre 12,3 milyar dolar ve yılbaşına göre 16,1 milyar dolar azalışla 20 Mart tarihinde 65,1 milyar dolar seviyesine geriledi.

Aynı dönemde yabancı yatırımcıların, hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) toplamı ne olmuş diye baktığımızda 20 Mart 2020 itibariyle 31,4 milyar dolar seviyesine gerilediğini görüyoruz. Bu, Mart ayı başına göre 9,3 milyar dolar, yılbaşına göre 16,5 milyar dolar azalış demek. Detaylandırırsak, Ocak ayında yabancıların menkul kıymet stoku yılbaşına göre 1 milyar dolar artarken, Şubat ve Mart aylarında toplamda 17,4 milyar dolar satış gerçekleşti.

Aynı dönemde yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatları Mart ayı başına göre 3,5 milyar dolar, yılbaşına göre de 2,3 milyar dolar azalışla 177,8 milyar dolar seviyesine geriledi.

Ne anlıyoruz?

Şubat ayında koronavirüsün ağırlığını hissettirmesi ve küresel ekonomik aktivitenin durmaya başlaması ile yabancı yatırımcılar Şubat-Mart döneminde 17,4 milyar dolar menkul kıymet satışı gerçekleştirdiler. Böylece yabancı yatırımcıların menkul kıymet stoku 2005’ten bu yana en düşük seviyesine, aynı paralelde Merkez Bankası brüt rezervleri 2008 Finansal Kriz seviyelerine geriledi. Yurt içi yerleşiklerin döviz cinsinden mevduatlarında hafif bir gerileme yaşanmasına rağmen tarihi yüksek seviyelerini koruması ise Türk lirasında güven kaybının sürdüğünü gösteriyor.

Bundan sonrasında ne olabilir?

Yabancı yatırımcıların menkul kıymetlerini satmaya devam etmeleri halinde Merkez Bankasının brüt rezervleri de düşmeye devam edecek. Tarihi düşük seviyelerine gerileyen brüt rezervler konusunda Merkez Bankasının cephanesi yeterli olacak mı sorusu ise elbette Türk lirası üzerindeki baskıyı artırıyor.

Bütçe tarafında ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya paralel olarak gelirlerde yaşanacak düşüş ve mali yardım paketlerinin devreye alınmasıyla birlikte giderlerde artış, bütçe açığında artışı beraberinde getirecek. Bu da borçlanma gereğinde ve borçlanma faizinde artış olacağı anlamına geliyor. Yüksek faiz ve Türk lirası üzerindeki baskı yurt dışı borçlanma maliyetlerini de yukarı çekecek. Sürecin uzaması kredi derecelendirme kuruluşlarından not indirimi getirebilir.

Listeyi olumsuz senaryolarla uzatmak elbet mümkün ancak sadece Türkiye değil küresel boyutta tüm ekonomiler ayakta kalabilmenin çözümlerini bulmaya çalışıyorlar. Evet hepimiz aynı gemideyiz. virüsün tedavisine ilişkin kesin bir gelişme görene kadar ekonomik verilerde kötüleşme, sermaye piyasalarında sert oynaklıklar görmeye devam edeceğiz.

Ne yapmalıyız?

Belirsizlik ortamında artan riskler, finansal enstrümanların fiyatlarında sert dalgalanmaları beraberinde getiriyor. Buna sebep olan etkenlerin başında, mal ve hizmet üretimi tarafında arz-talep dengesizliğinin sektörler arasında yarattığı farklılıklar var. Bu sebeple, finansal enstrüman seçiminde ön şart, dersinizi çok iyi çalışmanız; elbette her zaman dilimi için kazanç garantisi olmadığını hesaba katarak. #EvdeKalSağlıklıKal

Dr. Fulya Gürbüz

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi Şubat ayında son iki yılın zirvesini gördü

İSO ve IHS Markit işbirliğiyle hazırlanan imalat sektörü PMI endeksi Şubat ayında aylık 1,1 puan artışla 52,4 seviyesine yükseldi. Üretim ve yeni siparişlerdeki artışın önderliğinde imalat sektörünün faaliyet koşulları son iki yılın en hızlı iyileşmesini kaydetti.

Raporda, üretimdeki artışın büyük ölçüde talep koşullarındaki iyileşmeden kaynaklandığı ifade edilse de detayında yurt içi ve ihracat siparişlerindeki gelişmelerle ilgili bilgi yok.

Öte yandan, sektörde faaliyet koşullarındaki iyileşme istihdamda artış getirdi.

Şubat ayında Türk lirasındaki değer kaybına bağlı olarak girdi maliyetleri yükseldi. Paralelinde ortalama ürün fiyatlarında artış yaşandı.

2019 yılı son çeyreğinde mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki çeyreğe göre %1,5 artış kaydetmişti. Ocak ve Şubat aylarında imalat sektörü PMI verilerinde yaşanan iyileşmenin sanayi sektörü üretiminde yukarı yönlü katkısı olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Bütçe üzerindeki riskler artıyor

Giderlerin artışında hızlanma var…

Hazine ve Ekonomi Bakanlığı, Ocak ayı merkezi yönetim bütçe verilerini yayınladı. Ocak ayında 122,2 milyar TL gelir, 100,7 milyar TL gider kaydedildi; böylece 21,5 milyar TL bütçe fazlası verilmiş oldu. Aralık ayında 30,7 milyar TL bütçe açığı verilmişti. Aşağıdaki grafik merkezi yönetim gelirlerini (mavi çizgi) ve giderlerini (turuncu çizgi) gösteriyor. Gelirlerdeki sert artışın sebebini anlayabilmek için gelirler başlığı altında yer alan Hazine Portföyü ve İştirak Gelirleri kalemi grafikte gri çizgiyle gösterildi.

Giderlerdeki artış, kamu kurumlarından aktarılan meblağlarla telafi ediliyor…

Ocak ayında elde edilen 122,2 milyar TL’lik gelirin 40,7 milyar TL’si Hazine Portföyü ve İştirak Gelirleri kaleminden geldi. Örneğin Merkez Bankası, her yıl elde ettiği karı Hazine’ye devretmektedir. Merkez Bankasının yıllık raporu resmi internet sitesinde yayınlanmadığı için ne kadarlık bir tutarın Hazine’ye aktarıldığını henüz bilemiyoruz.

Yukarıdaki grafikte de görüleceği üzere özellikle Ocak ayında kaydedilen gelirlerdeki sert artış Hazine’ye devrolunan tutardan kaynaklanıyor. Temmuz 2019’da da bütçe dengesini tutturabilmek adına aynı hamle var. Giderlerdeki hızlanmanın sebep olduğu bütçe açığındaki sert artışlar diğer kamu kurumlarından aktarılan gelirlerle telafi edilmeye çalışılıyor.

Faiz giderlerinde hızlanma var, vergi gelirlerindeki düşüş ve faiz dışı giderlerdeki artış yavaşlıyor…

Yukarıdaki grafiği oluşturmak için öncelikle aylık bazda vergi gelirleri ve giderlerin son 12-aylık toplamı alındı, ardından toplam değerler bir önceki yılın aynı ayına ait değerlerine bölünerek değişimleri hesaplandı ve son olarak bu değişimler enflasyondan arındırılarak yıllık reel değişimler elde edildi. Buna göre;

. 2019 yılı Ağustos ayından itibaren iç tüketimde başlayan hareketlenmeyle birlikte 12-aylık toplam vergi gelirlerindeki reel olarak azalma zayıflıyor,

. 12-aylık toplam faiz hariç giderlerdeki reel artış Kasım 2019’dan bu yana yavaşlamaya devam ediyor,

. Faiz giderlerindeki artış reel olarak %20-25 aralığındaki hızını koruyor.

Bütçe dengesi üzerindeki riskler arttıkça TL üzerindeki riskler de artıyor…

Gelirlerle giderler arasındaki farkı gösteren bütçe dengesi Ocak ayında Hazine’ye aktarılan karın etkisiyle rahat bir nefes almış oldu. Aşağıdaki grafik bütçe dengesi ve faiz dışı bütçe dengesinin seyrini gösteriyor.

2019 yılında 80,6 milyar TL açık veren bütçenin 2020 yılında 138,9 milyar TL açık vermesi hedefleniyor. Elbette bütçe açığının artması Hazine’nin 2020 yılında daha fazla borçlanacağı anlamına geliyor.

Bununla beraber bütçe dengesi üzerindeki riskler artıyor. Özellikle koronavirüs salgınının olumsuz etkileri hissedilmeye başlandığı 2020 yılı başından itibaren gelir üretmekte zorlu bir döneme girmiş olmamız hem bütçe üzerinde hem de borçlanma gereği üzerinde risk oluşturuyor.

Aşağıdaki grafikten de görebileceğiniz gibi söz konusu riskler, Türk lirası üzerinde hissedilen baskıyı açıklayan sebeplerden biri.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyondaki artış eğilimi Merkez Bankasına “bekle” sinyali veriyor

TÜİK verilerine göre, tüketici (TÜFE) ve yurt içi üretici fiyatları (ÜFE) Ocak ayında bir önceki aya göre sırasıyla yüzde 1,35 ve yüzde 1,84 artış kaydetti.

Enflasyondaki aylık bazda artışın sebebi ne?

Sebeplerden biri Ocak ayında Türk lirasında yaşanan değer kaybı. Yarı yarıya ABD doları ve Euro’dan oluşan döviz sepeti, Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 1,2 artış kaydetti.

Ocak ayına ilişkin olarak TCMB’nin yayınladığı Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) ve İSO’nun yayınladığı imalat sektörü PMI verileri, imalat sektöründe birim maliyetlerin Ocak ayında hızlı bir artış yaşadığını ortaya koydu. İSO anketinde, anket katılımcıları girdi maliyetlerindeki artışın TL’deki değer kaybından kaynaklandığını ifade ettiler.

Gelelim diğer sebebe.

İSO endeksinde, nihai ürün fiyatlarının Ocak ayında, Haziran 2019’dan bu yana en yüksek aylık artışı kaydettiği belirtiliyor.

RKGE verilerine göre ise anket katılımcıları satış fiyatlarının gelecek üç ayda artmaya devam edeceğini bekliyorlar. Ankete göre, gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi yüzde 13,3 seviyesinde bulunuyor.

Nihai ürün fiyatlarının artmasında ise –RKGE, İSO imalat sektörü PMI ve SAMEKS verilerinin de gösterdiği gibi– yurt içi siparişlerde Ocak ayında yaşanan artış etkili oldu.

Dolayısıyla mevcut üç adet anket verilerinden, Ocak ayında kurdaki artışın girdi maliyetlerini, iç talepteki artışın ise nihai ürün fiyatlarını artıran iki ana faktör olduğu bilgisini aldık.

Enflasyondaki seyir Merkez Bankası para politikasına nasıl yansıyabilir?  

TCMB Para Politikası Kurulu 19 Şubat tarihinde toplanacak ve faiz kararını açıklayacak. Kurul, 16 Ocak tarihli toplantısında enflasyonda ve risk primindeki düşüş eğilimini vurgulayarak politika faizi olan 1 hafta vadeli borç verme faiz oranını yüzde 12’den yüzde 11,25’e düşürmüştü. Ocak ayında enflasyondaki yukarı yönlü seyir, Kurul’un 19 Şubat toplantısında politika faizinde değişikliğe gitmeyeceği ihtimalini artırıyor.

Dr. Fulya Gürbüz