Politika faizini %8,75’e düşüren Merkez Bankasının merceğinde ne var?

Merkez Bankası (TCMB) çarşamba günü gerçekleştirdiği toplantısında, politika faizi olan bir hafta vadeli repo (borç verme) ihale faiz oranını %9,75’ten %8,75’e indirdi. Şaşırtmadı çünkü koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme endişelerinin artması, Fed’in finansal sistemi rahatlatmak için politika faizini sıfıra çekmesi, petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki sert düşüşler sonrasında elbette TCMB de faiz düşürecekti. 100 baz puanlık indirim az mı çok mu olmasından ziyade TCMB basın bültenindeki vurgulara dikkat edilmeli. Birlikte inceleyelim ve soralım:

Küresel büyüme görünümü zayıflıyor, enflasyonda düşüş eğilimi sürüyor olsa da…

. Koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme görünümündeki zayıflamanın derinleşmesi,

. Salgına bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması için finansal piyasaların, kredi kanalının ve firmaların nakit akışının sağlıklı işleyişinin sağlanması amacıyla alınan parasal ve mali tedbirlerin ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanmaya katkı yapacağı,

. Toplam talep koşullarındaki zayıflık sebebiyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin aşağı yönlü olması. (Merkez Bankasının Ocak ayı Enflasyon Raporu’na göre yıl sonu enflasyon beklentisi %8,2)

… Merkez Bankası, para politikası duruşunu nasıl sürdürecek?

Merkez Bankası temkinli para politikasını sürdürecek ancak önümüzdeki süreçte parasal duruşunu ”… ana eğilime dair göstergeler dikkate alınarak enflasyondaki düşüşün sürekliliğini sağlayacak şekilde” belirleyecek. Geçmiş veriler politika faizindeki düşük seyrin uzun vadeli faiz oranlarını aşağı çekmekte yetersiz kaldığını göstermiş, 2018 yılında birçok faktörün etkisiyle TCMB faiz yükseltmek zorunda kalmıştı. 2020 yılında ise uzun vadeli tahvil faizlerinin tekrar politika faizinden yukarı yönlü uzaklaştığını görüyoruz. Elbette enflasyon 2019 yılında gerileme yaşadı ve paralelinde politika faizini düşürdü ancak talep daralmasına bağlı enflasyondaki düşüş bunda etkili oldu. Dolayısıyla enflasyondaki düşüş eğilimi ve yukarıda sayılan faktörlerin etkisiyle politika faizinde düşüş adımları atılıyor. Ancak paragrafın başında yer alan Merkez Bankası aksiyon planında “faizi düşürürsek enflasyon da düşecektir” gibi bir çıkarıma gidiliyor olması önceden tecrübe edildiği gibi sert faiz artırımlarını beraberinde getirebilir.

Nitekim 2018 yılı Ağustos ayında yaşanan kur krizinin etkisinin 2019 yılında azalması ancak, 2020 başlarıyla birlikte TL’deki değer kaybının artarak devam etmesi enflasyondaki artışı tetikliyor.

TÜFE yıllık değişim oranları (%), Mart 2020 (Kaynak: TÜİK)

Ekonomik büyüme için Merkez Bankasının faiz düşürmesi yeterli mi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’na göre, enflasyondaki düşüş sürerse; ülke risk primi gerileyecek, uzun vadeli faizler aşağı gelecek ve ekonomideki toparlanma güç kazanacak.

Ancak Merkez Bankası enflasyondaki düşüş eğilimine “Türk lirasında gözlenen değer kaybına karşın” vurgulamasıyla dikkat çekiyor. Geriye gidersek, Merkez Bankası 6 Nisan’da yayınladığı “Mart Ayı Fiyat Gelişmeleri” raporunda da Türk lirasındaki değer kaybının tüketici fiyatlarında otomobil ve ilaç fiyatlarını, yurt içi üretici fiyatlarında ise imalat fiyatlarını yukarı çektiğini belirtmişti.

Dolayısıyla politika faizindeki indirimlere rağmen fiyatlar genel seviyesindeki artışlar devam ediyorsa ve bunun sebebi olarak Türk lirasındaki değer kaybına vurgu yapılıyorsa demek ki enflasyon ve ekonomide sürdürülebilir iyileşme için Türk lirasına tekrar güven kazandıracak adımları atmak gerekiyor.

Maalesef Türk lirası arzını kısarak veya politika faizini 100 baz puan düşürerek Türk lirasındaki değer kaybını durdurmanın da kalıcı bir çözüm olmadığını gördük: t24 haberine göre çarşamba günü TCMB’nin faiz indiriminin ardından kamu bankaları Dolar/TL kurunu 7,0 seviyesinin altında tutabilmek için 600 milyon dolar satmak zorunda kaldı.

Kısacası finansal ve ekonomik istikrarı kazanmak açısından öncelik, elzem ve ivedi olan, Türk lirasına güven artırıcı mali ve ekonomik tedbirleri ortaya koymak.

Dr. Fulya Gürbüz

Hazine, Şubat ayındaki 4 milyar dolarlık eurobond ihracıyla ödemeler dengesini destekledi

Hafta başında ekonomik gündemle ilgili beklentilerimi yazarken Şubat ayında cari işlemler dengesinin kabaca dış ticaret, turizm, yabancı yatırımcıların hisse senedi ve tahvil/bono stoklarını baz alarak 4 milyar dolar açık vereceğini tahmin etmiştim. Merkez Bankası verilerine göre cari işlemler dengesi Şubat ayında 1,23 milyar dolar açık verdi. Nerede hata yaptım? Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Şubat ayında ihraç ettiği 4 milyar dolarlık eurobond tutarını dikkate almamışım. Kendime ders: “Uykusuzluğa yenilme”.

Dersimi aldığıma göre Şubat ayı cari işlemler dengesi verilerini inceleyelim:

TCMB tanımına göre cari işlemler hesabı bir ekonomide yerleşik kişilerin diğer ekonomilerde yerleşik kişiler (yurt dışında yerleşikler) ile belli bir dönem içinde yapmış oldukları ekonomik işlemleri gösteriyor. Buna göre;

. Dış ticaret dengesi açık verdi (- 1,9 milyar dolar)
. Taşımacılık dengesi (+ 1,0 milyar dolar)
. Seyahat dengesi (+ 0,9 milyar dolar)
. Ücret ödemeleri (- 0,7 milyar dolar)
. Yatırım dengesi açık verdi (- 0,6 milyar dolar)

Yukarıdaki beş ana kalemi topladığımızda cari işlemler dengesinin Şubat ayında kabaca 1,3 milyar dolar açık verdiğini hesaplıyoruz. TCMB’nin açıkladığı cari açık rakamı ise 1,23 milyar dolar.
Bakalım 1,23 milyar dolarlık cari açık Şubat ayında nasıl finanse edilmiş:

. Doğrudan yatırımlar açık verdi (- 0,3 milyar dolar)
. Portföy yatırımları açık verdi (- 0,4 milyar dolar)
. Efektif ve mevduatlar açık verdi (- 4,1 milyar dolar)
. Krediler (+ 0,5 milyar dolar)
. Ticari krediler (+ 1,2 milyar dolar)
. Rezerv varlıklar (+ 3,0 milyar dolar)

Yukarıdaki altı kalemi topladığımızda -0,1 milyar dolara ulaşıyoruz.

Dolayısıyla 1,23 milyar dolarlık cari işlemler açığına, finans hesabından bir katkı gelmemiş. Ancak söz konusu açık kapanmış. Nasıl mı? Ödemeler dengesinde yer alan ve nereden geldiği bilinmediği için “Net Hata Noksan” olarak adlandırılan 1,1 milyar dolarlık kalemden.

TİM verilerine göre Mart ayında ihracatın 1 milyar dolar azaldığını görüyoruz. Mart ayı PMI verileri yeni ihracat siparişlerinin yurt içi siparişlere göre daha sert azaldığını ortaya koymuştu. İthalattaki azalmanın büyüklüğü, dış ticaret açığının cari işlemler dengesi üzerindeki etkisini belirleyecek.

Dr. Fulya Gürbüz

Gelirlerde azalma Hazine’nin borç yükünü artırıyor

Geçen hafta gündemin yoğunluğundan Salı günü açıklanan nakit bazlı bütçe verilerini ancak inceleyebildim. Mart ayında nakit bazlı bütçe dengesi 40,5 milyar TL açık verdi. Aynı ay 53,9 milyar TL gelir elde edilirken, 94,4 milyar TL harcama yapıldı. Bütçe açığının finansmanı için Mart ayında 16,2 milyar TL net borçlanma gerçekleştirildi.

Yukarıdaki grafiği incelediğimizde küresel ticaret savaşı, Suriye’den gelen mülteciler, S-400 sorunu, yüksek maliyetli Kanal İstanbul projesi, doğal afetler ve Türkiye’den sermaye çıkışlarının etkisiyle 2019 yılı başından itibaren borçlanmaya ağırlık veren Hazine’nin, 2020 yılının Şubat-Mart döneminde koronavirüsün etkisi ve sermaye çıkışlarındaki artışla birlikte borçlanmada vites yükselttiğini görüyoruz. Finansman konusunda yurt dışı ile bir anlaşma sağlanmadığı takdirde gelirlerde azalmayla birlikte borçlanmada artış sürecek.

Elbette enflasyondaki aşağı seyirle birlikte faiz oranlarındaki düşüş borçlanma maliyetlerini düşürüyor. Hatta 22 Nisan’da para politikasını görüşecek olan TCMB, %9,75 olan politika faizini indirebilir. Ancak yukarıda saydığım sebeplerden dolayı Türkiye’nin risk priminin yükselmesi, Türkiye’nin ve Türk şirketlerinin yurt dışından borçlanma maliyetlerini yukarı çekmekte.

Risk demişken, koronavirüsün tüm dünyayı etkisi altına almasıyla birlikte, risk çeşitlerine bir yenisi eklendi: salgın riski. Evet, mevcut yaşadığımız dönemde mali paketler bütçeye yük getirecek, Merkez Bankasının net döviz rezervlerinin eksiye düştüğü iddiası sermaye çıkışları konusunda endişelerin devam etmesine sebep olacak, finansal varlıkların fiyatları dalgalanacak, ekonomik verilerde bozulmalar görmeye devam edeceğiz. Bu tablonun daha da karamsar olmaması için ne gerekiyor? Virüsün etkisini azaltacak önlemlerin ivedilikle alınmaya devam etmesi ve güven ortamının sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz

Türkiye’nin borç stoku görece düşükken neden Türk lirası değer kaybediyor, neden risk primi yüksek?

Yukarıdaki grafik IIF raporundan alınma. Dikey eksen 2007 yılından 2019 yılına kadarki dönemde kamu borcunun GSYH’ye oranının yüzdesel değişimini gösteriyor. Yatay eksen ise hane halkı ve finans dışı sektörün borcundaki değişimi gösteriyor.

Türkiye’nin kamu borcunun GSYH’ye oranı 2007’de %38 iken 2019 yılı sonuna kıyasla 7 yüzde puan azalışla %31 seviyesine geriledi. Söz konusu oran 2018 yılının ilk çeyreğinde %28 seviyesine kadar gerilemişti. Hane halkı ve finans dışı sektörün borç stokunu ise kendi hesaplarıma göre 46 yüzde puan arttığını hesaplıyorum.

Grafikte gelişmekte olan ülkelerin ortalamasını gösteren noktaya kıyasla Türkiye’nin kamu borcu, ortalamanın aksine düşüş kaydetmişken hane halkı ve finans dışı sektörün borç stokundaki artış da ortalamanın sınırlı aşağısında kalmış.

Türkiye ekonomisi 2020 yılında %2 daralma kaydederse COVID-19 sebebiyle devreye alınan 15 milyar dolarlık mali paketle birlikte kamu borcunun GSYH’ye oranı 2020 yılı sonunda en az %34 seviyesine çıkmasına sebep olacak. Elbette COVID-19 sebebiyle şu ana kadar kabaca 2,2 trilyon dolarlık tahvil alımı yoluyla sağlanacak parasal genişleme tedbirlerini duyuran ekonomilerin borç stoku da artacak. IIF küresel borç stokunun GSYH’ye oranının 2019 yılı sonunda %322 seviyesinden 2020 yılı sonunda %342 seviyesine yükseleceğini tahmin ediyor.

Peki Türkiye diğer ülkelerle aynı kaderi paylaşıyorsa finansal piyasalarına neden bu kadar sert satış baskısı hâkim?

En önemli sebebi Merkez Bankasının azalan döviz rezervleri. Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri Mart ayında önceki aya göre 12,4 milyar dolar eriyerek 95,6 milyar dolar seviyesine geriledi. Net uluslararası rezervleri ise yine Mart ayında 5,5 milyar dolar azalışla 32,6 milyar dolar seviyesine geriledi.

2019 yılında 124 milyar TL açık veren merkezi yönetim bütçesinin 2020 yılında 139 milyar TL açık vereceği, 357 milyar TL borçlanma ile finansman sağlanacağı hedeflenmişti.

Son durumda, artan bütçe açığına bağlı olarak borç stokunda artış, COVID-19 etkisiyle bütçe harcamalarında artış, ihracatta ve turizm gelirlerinde azalmaya bağlı olarak artacak cari işlemler açığı, ekonomik daralmanın işgücü kaybını artırması, bir de üzerine Kanal İstanbul projesinin başlatılmasına yönelik kararlılık.

Tüm bu etkenleri dikkate aldığımızda Türk lirasında yaşanan değer kaybı ve Türkiye’nin risk primi (CDS primlerindeki rekor artış) artmaya devam ediyor.

Güven kaybına sebep olan bu gelişmelerden çıkış yolu ise katma değeri yüksek sürdürülebilir büyüme hedefi ortaya koyacak bir ekonomi reformu.

Dr. Fulya Gürbüz

TCMB politika faizini yüzde 9,75’e düşürdü, bankalara likidite kolaylığı için önlemler geldi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) “Koronavirüsün Olası Ekonomik ve Finansal Etkilerine Karşı Alınan Tedbirlere İlişkin Basın Duyurusu” yayınladı.

TCMB, haftalık borç verme faiz oranı olan politika faizini %10,75’ten %9,75 seviyesine indirdi.

İhtiyaç duyulan günlerde piyasaya 91 gün vadeye kadar repo ihaleleriyle likidite sağlanacak.

Piyasa yapıcı bankalara Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde tanınan likidite imkânına ilişkin limitler artırıldı.

Halihazırda 1, 3 ve 6 ay vadeli olarak geleneksel yöntemle gerçekleştirilen ABD doları karşılığı swap ihalelerine ek olarak ihaleler euro ve altın karşılığı da düzenlenebilecek.

Reel kredi büyüme koşullarını sağlayan bankalar için yabancı para zorunlu karşılık oranları tüm yükümlülük türlerinde ve tüm vade dilimlerinde 500 baz puan indirilecek. TCMB, bu uygulama sonucunda reel kredi büyüme koşullarını sağlayan bankalara yaklaşık 5,1 milyar ABD doları karşılığı döviz ve altın cinsi likidite sağlanacağını tahmin ediyor.

Reel sektöre kredi akışının kesintisiz devamını teminen bankalara hedefli ilave likidite imkânları tanınıyor. Bankaların yeni likidite imkânlarından alabilecekleri azami fon tutarı reel sektöre sağladıkları ve sağlayacakları kredi tutarları ile ilişkilendirilecek. Söz konusu imkânların toplam tutarının, sistemin fonlama ihtiyacının yüzde 25’i ile sınırlı kalacağı öngörülüyor. Bu kapsamda;

  • Bir hafta vadeli repo ihalesine ek olarak ihtiyaç duyulması halinde 91 gün vadeye kadar repo ihaleleri yoluyla Türk lirası likidite sağlanacak. Uygulanacak faiz oranı politika faiz oranı olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının (şu anda %9,75) 150 baz puan altında olacak. Bu da mevcut durumda %8,25 faiz oranına denk geliyor.
  • Miktar ihalesi yöntemiyle 1 yıl vadeli döviz karşılığı Türk lirası swap ihaleleri düzenlenecek. Burada uygulanacak faiz oranı politika faiz oranı olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının (şu anda %9,75) 100 baz puan altında yani %8,75 faiz oranı üzerinden ABD doları, euro veya altın karşılığı Türk lirası likidite sağlanacak .

Küresel ekonomik belirsizlikler ile uluslararası ticarette yaşanan güçlüklerin reel sektör firmaları üzerindeki olası etkilerinin hafifletilmesi amacıyla ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredilerine yönelik aşağıdaki önlemler alınmıştır:

  • 18 Mart 2020 tarihinden 30 Haziran 2020 tarihine kadar vadesi gelecek reeskont kredisi geri ödemelerine 90 güne kadar vade uzatım imkânı tanınmıştır. Firmalar kredi kullanımına aracılık eden bankalara başvurarak, herhangi bir geri ödemede bulunmaksızın mevcut senetlerini 90 güne kadar daha uzun vadede bir senet ile değiştirerek bu imkândan yararlanabileceklerdir. Bu suretle toplam 7,6 milyar ABD doları karşılığı kadar reeskont kredisi geri ödemesi ertelenebilecek.
  • Hâlihazırda kredi taahhüdü açık olan reeskont kredileri ile 18 Mart 2020 tarihinden 30 Haziran 2020 tarihine kadar kullanılacak reeskont kredilerine 12 ay ek taahhüt kapama süresi verilmiş, böylece bu kredilerin taahhüt kapatma süresi 24 aydan 36 aya çıkartılmıştır.
  • Mevcut reeskont kredisi azami vadeleri, 20 Mart 2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, kısa vadeli kullanımlar için 120 günden 240 güne, daha uzun vadeli kullanımlar için ise 720 güne çıkartılmıştır.

Haftanın makro-ekonomi gündemi: TCMB faiz kararı, bütçe, borç stoku, uluslararası yatırım pozisyonu, işsizlik oranı

16 Mart 2020, Pazartesi

Şubat ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak. Ocak ayında 21,5 milyar TL fazla veren bütçenin, Şubat ayı nakit bütçe verisine paralel olarak açık vermesi bekleniyor. Nakit bütçe Şubat ayında 8,9 milyar TL açık verdi.

Şubat ayı konut satışları açıklanacak. (Ocak 2020: 113.615)

Ocak ayı özel sektör uzun vadeli kredi borç stoku açıklanacak. (Aralık 2019: 191,4 milyar ABD doları)

17 Mart 2020, Salı

Ocak ayı kısa vadeli dış borç stoku açıklanacak. (Aralık 2019: 118,2 milyar ABD doları)

Ocak ayı Merkez Bankası konut fiyat endeksi açıklanacak. (Aralık 2019: 118,75)

18 Mart 2020, Çarşamba

Merkez Bankası Ocak ayı Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu verisini açıklayacak. (Aralık 2019: -349 milyar ABD doları)

ABD merkez bankası Fed para politikasını görüşmek üzere toplanacak. Pazar günü olağanüstü toplanarak politika faiz aralığını %0-0,25 seviyesine çeken Fed olağan toplantısında faiz değişikliği yapmayacak.

19 Mart 2019, Perşembe

Türkiye ve Japonya merkez bankaları faiz kararını açıklayacak. TCMB’nin %10,75 seviyesindeki haftalık politika faiz oranını %10,0 seviyesine düşürmesi olası. Japonya Merkez Bankasının ise eksi %0,1 olan mevduat faiz oranında değişiklik beklenmiyor.

Ocak ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış ihracat ve ithalat miktar endeksleri önceki aya göre sırasıyla %0,6 ve %1 artış kaydetmişti. Ocak ayında ihracat ve ithalatta gerileme yaşanması, dış ticaret endekslerinde aşağı yön ihtimalini kuvvetlendiriyor.

20 Mart 2020, Cuma

Merkezi yönetim Şubat ayı borç stoku açıklanacak. (Ocak 2020: 1,33 trilyon TL)

2019 yılı işsizlik oranı açıklanacak (2018: %10,96). 2019 yılı Aralık ayında işsizlik oranı %13,71 olmuş, böylece 2019 yılında 12 aylık ortalama işsizlik oranı %13,70 olarak gerçekleşmiştir.

Dr. Fulya Gürbüz

Finans dışı özel sektör, ticari krediler hariç yurt dışı kredi borcunu azaltmaya devam ediyor

TCMB verilerine göre, özel sektörün uzun vadeli dış borcu 2019 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 2 milyar dolar azalışla 191,5 milyar dolar seviyesine gerilerken ticari krediler hariç kısa vadeli dış borcu 0,7 milyar dolar azalışla 9,5 milyar dolar oldu.

Özel sektörün ticari krediler hariç hem uzun vadeli hem de kısa vadeli kredi borcu 2018 yılı başından beri azalıyor.

Şubat 2018’de rekor seviyedeki 228 milyar dolar büyüklüğündeki uzun vadeli kredi borcu son 22 ayda %16 küçülerek 191,5 seviyesine geriledi. Özel sektör kısa vadeli yurt dışı kredileri ise aynı dönemde %52’lik düşüşle 9,5 milyar dolara geriledi. Ağustos 2019 yılında yaşanan Türk lirasındaki sert değer kaybı söz konusu eğilimi hızlandıran bir faktör oldu.

Sektörler bazında baktığımızda finans sektörü uzun vadeli yurt dışı kredi borcunun Kasım-Aralık 2019 döneminde arttığını görüyoruz. Finans sektörü uzun vadeli yurt dışı kredi borcunu 0,9 milyar dolar artırırken sanayi sektörünün 1,1 milyar dolar, hizmet sektörü 1,3 milyar dolar azalttı.

Sadece Aralık ayında finans dışı özel sektör, uzun vadeli kredi borcunu 2,3 milyar dolar azaltarak 103 milyar dolara düşürürken, ticari krediler hariç kısa vadeli kredi borcu 0,9 milyar azalarak 2,0 milyar dolara geriledi.

Finans dışı özel sektörün ticari krediler dahil yurt dışı kredi borcu Aralık ayında ithalat borçlarındaki aylık 2 milyar dolar artışın etkisiyle 53,6 milyar dolar seviyesine yükselmişti.

Özel sektörün uzun ve kısa vadeli yurt dışı kredi gelişmelerinden, finans dışı özel sektörün ticari krediler hariç yurt dışı kredi borcunu 2019 yılı son çeyreğinde azaltmayı tercih ettiğini, iç talebi karşılamak amacıyla da ithalat girdilerini artırdıklarını anlıyoruz.

Cari işlemler dengesinde bozulma devam ediyor

TCMB verilerine göre 2019 yılı Aralık ayında cari işlemler açığı, 2018 yılının Aralık ayına göre 1.731 milyon ABD doları artarak 2.798 milyon ABD doları olarak gerçekleşti. Bunun sonucunda, 2019 yılının 12-aylık toplam cari işlemler fazlası 1.674 milyon ABD dolara geriledi.

Kaynak: TCMB, TDM

Merkez Bankasının tanımına göre ödemeler dengesi, geniş anlamıyla, bir ekonomide yerleşik kişilerin diğer ekonomilerde yerleşik kişiler (yurt dışında yerleşikler) ile belli bir dönem içinde yapmış oldukları ekonomik işlemlerin sistematik kayıtlarını elde etmek üzere hazırlanan istatistiki bir rapordur.

2019 yılı Aralık ayında yurt içi yerleşikler ile yurtdışı yerleşikler arasında yapılan ekonomik işlemlerden birkaçını inceleyelim:

. Aralık ayında 15 milyar dolarlık ihracata karşılık 17,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleşti. Böylece oluşan dış ticaret açığı önceki aya göre 2,2 milyar dolar artışla 2,1 milyar dolara yükseldi.

. Seyahat net gelirleri önceki aya göre 0,4 milyar dolar azalışla 1,1 milyar dolar oldu.

Cari işlemler dengesi, dış ticaret dengesi ve seyahat net gelirindeki eğilimi grafiksel olarak görelim:

Kaynak: TCMB, TDM

Aylık veriler olarak görülen yukarıdaki grafikten, dış ticaret açığındaki artış ve turizm gelirindeki azalışın cari işlemler açığındaki artışta ekili olduğunu anlıyoruz. Koronavirüs salgınının küresel ticarette (özellikle de en büyük ticaret ortağımız olan Almanya ekonomisinde) yaratacağı olası zayıflama ihracat performansımız açısından aşağı yönlü risk oluşturuyor. Bu da cari işlemler açığında artışı beraberinde getirecektir.

Şimdi de son 12-aylık toplamlar olarak yeni bir grafik çizelim:

Kaynak: TCMB, TDM

12-aylık toplamları dikkate aldığımızda yukarıdaki grafik, havaların ısınmasıyla birlikte turizm gelirlerindeki artışın cari işlemler dengesi üzerinde olumlu etkisi olacağına işaret ediyor.

Öte yandan ihracatta nispeten yatay bir seyir izlenirken ithalattaki artışın hızlanması cari işlemler hesabında bozulmaya sebep oluyor.

İç talepte artışın devam etmesi cari açığın artmasında etkili olacaktır ancak Türk lirasında yaşanan değer kaybı fren görevi görebilir.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi veri gündemi: işsizlik, sanayi üretimi, dış ticaret endeksleri, perakende ticaret, ödemeler dengesi, TCMB beklenti anketi

10 Şubat 2019, Pazartesi

2019 yılı Kasım dönemi işgücü verileri açıklanacak. Ekim döneminde işsizlik oranı %13,43, tarım dışı işsizlik oranı %15,73 seviyesine gerilemişti. Mevsimsellik etkilerinden arındırılmış verilere göre işsizlik ve tarım dışı işsizlik oranları sırasıyla %13,60 ve %15,9 seviyelerine geriledi. İç talep ağırlıklı sanayi üretimindeki artış eğilimi imalat sektörü istihdamında artış görme ihtimalimizi, dolayısıyla da işsizlik oranında azalma ihtimalini artırıyor. İnşaat sektörüne ilişkin istatistikler ise sektörde iyileşmeye işaret etmediğinden istihdam piyasasına olumlu bir katkısı olmayacak. Perakende ticaret tarafındaki hareketlilik istihdama olumsuz yansımayacak. Aşağıdaki grafik, işsizlik oranındaki iyileşmeyi gösteriyor.


12 Şubat 2019, Çarşamba

2019 yılı Aralık ayı dış ticaret hacim ve birim değer endeksleri açıklanacak. Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış ithalat hacim endeksi Kasım ayında bir önceki aya göre %2,8, ithalat hacim endeksi %1,2 artış kaydetmişti. İhracat hacim endeksi Temmuz 2019’dan bu yana yatay bir seyir izlerken, ithalat hacim endeksi yukarı yönlü bir seyir izliyor. Diğer bir ifadeyle, ihracatın büyümeye katkısı azalırken, iç talepteki artış üretim dolayısıyla da büyümeye olumlu yansıyor. Aşağıdaki grafik ithalat ve ihracat hacim endekslerindeki seyri gösteriyor.

13 Şubat 2019, Perşembe

2019 yılı Aralık ayı sanayi üretimi verileri açıklanacak. Sanayi üretimi Kasım ayında yıllık %4,3, aylık %6,6 büyüme kaydetmişti. Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi ise bir önceki aya göre %0,6’lık artış kaydetmişti.

2019 yılı Aralık ayı perakende ticaret endeksleri açıklanacak. Kasım ayında mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış perakende satış hacim endeksi bir önceki aya göre %1,7, perakende ciro endeksi %3,0 artış kaydetmişti. Aşağıdaki grafik, perakende satış ve sanayi üretim endekslerinin aylık seyrini gösteriyor. Perakende ticaretteki artış eğiliminin sanayi üretimini desteklediğini görüyoruz.

14 Şubat 2019, Cuma

2019 yılı Aralık ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak. Kasım ayında 0,5 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmişti. Aralık ayında önceki aya göre turizm gelirlerinde ve ihracat hacmindeki azalış ile ithalat hacmindeki artışın etkisiyle cari işlemler açığının 3 milyar dolar seviyesine yükselmesini tahmin ediyoruz. Aşağıdaki grafik dış ticaret açığındaki artış ve turizm gelirlerindeki azalmanın cari işlemler açığının artmasında etkili olduğunu gösteriyor.

Şubat ayı TCMB Beklenti Anketi sonuçları açıklanacak. Ocak ayı verilerine göre yılsonu TÜFE tahmini önceki %11,6’dan %10’a, TCMB ağırlıklı fonlama maliyeti beklentisi %12,4’ten %11,3’e gerilemiş; yılsonu Dolar/TL beklentisi 5,817’den 6,408’e, yılsonu GSYH büyüme tahmini %0,4’ten %3,4’e yükselmişti. ABD’de Cuma günü açıklanan tarım dışı istihdam verileri işsizlik oranının Aralık ayındaki %3,5 seviyesinden Ocak ayında %3,6 seviyesine yükseldiğini gösterdi. ABD’de düşük enflasyon dinamikleri ve işsizlik oranındaki yükseliş Fed’in faizlerde değişiklik yapması için bir ortam sağlamıyor. Bu gelişme TCMB’nin elini hafifleten bir gelişme. Ek olarak, Türkiye’de enflasyon dinamiklerindeki sıcaklığı da dikkate aldığımızda 19 Ocak’ta faiz kararını vermek üzere toplanacak TCMB’den faiz değişikliği beklemiyoruz. TCMB, en son 16 Ocak tarihli toplantısında politika faizini %12’den %11,25’e düşürmüştü.

Ocak ayı konut satışları açıklanacak. Aralık ayında konut satışları aylık 63,702 artışla 202,074’e yükselmişti.

Ocak ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım ÜFE) verileri açıklanacak. (Aralık 2019: %,2,2 ç/ç, %16,1 y/y)

Dr. Fulya Gürbüz