Merkez Bankasına göre zayıf TL ihracatı destekleyecek

Merkez Bankası, 22 Ekim 2020 tarihli toplantısında 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizini %10,25 ile sabit tuttu. Toplantı öncesinde, kurdaki tansiyonu azaltmak adına politika faizinin %11,25-11,75 aralığına yükseltilmesi gerektiğini savunmuştum. Toplantıdan, politika faizini artırmak yerine Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranının %13,25’ten %14,75’e yükseltildiği kararı çıktı. Hatırlatmak gerekirse, bankalar 1 gecelik, 1 haftalık ve Geç Likidite Penceresinden 1 gecelik vadelerde Merkez Bankasından borç alabilmektedirler. Merkez Bankası söz konusu fonlamaların miktar ve vadelerine göre hesapladığı “ortalama fonlama maliyetini” günlük olarak yayınlamaktadır. 21 Ekim itibariyle ortalama fonlama maliyeti %12,52 seviyesindeydi.

Merkez Bankası %10,25 seviyesindeki politika faizini neden değiştirmedi?

Merkez Bankası faiz politikasını belirlerken Tüketici Fiyat Enflasyonunu (TÜFE) dikkate alıyor. Eylül ayında TÜFE önceki yılın aynı ayına göre %11,75 seviyesine gerilemişti. Geçen hafta açıklanan TCMB Ekim ayı Beklenti Anketi sonuçlarına göre de yıl sonu TÜFE beklentisi %11,76 seviyesinde. %10,25 seviyesindeki politika faizinin üzerine ortalama %2-3’lük reel getiriyi eklersek %12,5-13,6’lık bir seviyeye ulaşıyoruz. Toplantı öncesinde 2-yıl vadeli devlet tahvilinin faizi %13,8, 1 yıl vadeli TL mevduatın faiz oranı ise %12,8 seviyesinde bulunuyordu.

Yukarıdaki paragrafta Merkez Bankasının politika faizini neden sabit tutmuş olabileceğine dair basın bülteninden anlayabildiğim kadarıyla bir sebep bulmaya çalıştım. Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamak adına TÜFE’yi dikkate alsa da üretim maliyetleri de nihai ürün fiyatlarını etkilemektedir. Yurt İçi Üreticileri Fiyat Enflasyonu (Yİ-ÜFE) Eylül ayında önceki aya göre %2,65, önceki yılın aynı ayına göre %14,33 artış kaydetti. TÜFE’deki artış önceki aya göre %0,97 olmuştu. Üretici fiyatları yılbaşından Eylül ayı sonuna kadar ortalama %13,44 artış kaydederken, TÜFE’deki artış %8,33 oldu. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Üreticiler, satış hacimleri olumsuz etkilenmesin diye maliyetlerini tüketiciye tam olarak yansıtamamaktalar. Dolayısıyla da iş hacmi yaratılsa bile karlılık açısından parlak bir tablo ortaya çıkmamaktadır. İşletmelerin maliyetlerini azaltmak adına ticari kredi faiz oranlarının 16 Ekim itibariyle %13,87 seviyesine gerilemesi önemli bir adım olsa da bankacılık sektörü kredi hacminin %78’ini oluşturan ticari kredilerin ödeme kabiliyetindeki olası bozulmalar finansal sistem dolayısıyla da Türk lirası üzerinde önemli bir baskı oluşturabilir. Bu da Türk lirasının yabancı para birimlerine karşı sert değer kayıplarını beraberinde getirebilir. Özellikle Türk lirasında süregelen değer kaybının enflasyonda yapışkanlık etkisi yaratması, Türk lirasına güven sağlanmadıkça enflasyonda düşüş eğilimini de engellemektedir.

Merkez Bankası neden Geç Likidite Penceresi borç verme faiz oranını %14,75’e yükseltti?   

Enflasyondaki yükseliş eğilimini Merkez Bankası güçlü kredi ivmesi desteğiyle ekonomide sağlanan hızlı toparlanmaya ve finansal piyasalarda yaşanan gelişmelere bağlıyor. Toplantı sonrasında yayınlanan basın bülteninde Merkez Bankası, enflasyonda düşüşü sağlamak adına temkinli duruşunu koruyacağını vurguladı. Bu sebeple Merkez Bankası, Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranını %13,25’ten %14,75’e yükselterek ortalama fonlama maliyetinin %13,5 seviyesinin üzerine çıkmasını sağlayabilecek.

Merkez Bankası para politikası kararında hangi gerekçeleri öne sürdü?

Merkez Bankasının yayınladığı basın bülteninde politika kararına yönelik olarak sunduğu gerekçeleri kendi yorumumla iletmeye çalışayım:

“İktisadi faaliyetteki toparlanma devam etse” de pandemide ikinci dalga riski göz ardı edilmemeli

Aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, sanayi üretimi Kovid-19 kaynaklı kapatmaların devreye alındığı Nisan ayında dip seviyelere gerilemiş, ardından tedbirlerin gevşetilmesiyle Mayıs ayından itibaren aralıksız artış kaydetmiştir. Bunda özellikle ihracat performansındaki yukarı yönlü eğilim önemli bir rol oynamıştır. Küresel olarak, Ağustos ayında ise pandemide ikinci dalga etkisini göstermeye başlamış ve Türkiye dahil sanayi üretimi artışında yavaşlama kaydedilmiştir. İkinci dalganın yaygınlaşma ihtimali iktisadi faaliyetin zayıflamasına sebep olabilir.

Kaynak: TDM

“Son dönemde atılan politika adımlarıyla birlikte ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğilimi belirginleşmiştir”

Eylül ayında politika faizinin yükseltilmesi ve sıkı para politikasının da desteğiyle Merkez Bankası, ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğiliminin belirginleştiğini ifade ediyor.

Merkez Bankası 25 Eylül tarihli toplantısında politika faizini %8,25’ten %10,25’e yükseltmişti. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, politika faizindeki artış tüketici kredi faiz oranlarının artmasında etkili olurken ticari kredi faizlerinde düşüş gözlendi.

Kaynak: TDM

Yine aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, tüketici kredi faizlerindeki artış ve ticari kredi faizlerindeki düşüşün etkisiyle 25 Eylül’den 16 Ekim tarihine kadar kredi hacmi artışında yavaşlama eğilimi var.

Kaynak: TDM

16 Ekim 2020 tarihli BDDK verilerine göre, toplam bankacılık sektörü kredi hacminin %22’sini Bireysel Krediler ve Kredi Kartları, %78’ini Ticari Krediler oluşturmaktadır. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, 25 Eylül’de faiz artırımının ardından tüketici faiz oranlarındaki artış tüketici kredilerinde yavaşlama getirirken, ticari kredilerde artış eğilimi var.

Kaynak: TDM

Söz konusu gelişmelere bağlı olarak; bankacılık sektörünün, işletmelere daha düşük faizle finansman sağlaması amacıyla ticari kredilere öncelik vermesini, öte taraftan da enflasyonist baskıyı azaltmak adına tüketici kredileri faiz oranlarındaki artışa istinaden tüketici kredi hacminde kaydedilen yavaşlamayı Merkez Bankasının “normalleşme eğilimi” olarak ifade ettiğini anlıyorum.

“İthalatta öngörülen dengelenmenin başladığı” görülse de sebebi bozulan talep

Merkez Bankası ithalattaki güç kaybını “Salgın tedbirleri kapsamında uygulanan destekleyici politikaların kademeli olarak geri alınmasıyla ithalatta öngörülen dengelenmenin başladığı görülmektedir” olarak ifade ediyor. Aşağıdaki grafik ise, altın ithalatı hariç tutulduğunda ithalat hacminde pandemi öncesine göre yavaşlama eğilimini açıkça gösteriyor. Elbette ithal ürünlere getirilen ek vergilerin söz konusu gelişmede etkisi olabilir ancak hem iç talepteki hem de sermaye yatırımlarındaki güç kaybının etkisinin ithalat performansı üzerinde daha etkili olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: TDM

“Mal ihracatındaki güçlü toparlanma, emtia fiyatlarının görece düşük seviyeleri ve reel kur düzeyi önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir” denilse de riskler göz ardı edilmemeli

Ağustos ayında, küresel talepteki bozulmaya bağlı olarak mal ihracatında güç kaybı yaşandığını gördük. Söz konusu güç kaybı düşen iç talebin etkisiyle mal ithalatında azalmaya dolayısıyla da cari işlemler açığında azalmaya katkı sağlayacaktır. Ancak altın ithalatındaki belirsizlik söz konusu beklentiyi riske atıyor. Öte yandan, Merkez Bankasının politika faizini sabit tutmasının ardından Dolar/TL kuru tekrar 7,90 seviyelerinin üzerine çıktı. Merkez Bankasının “reel kur düzeyinin cari işlemler dengesini destekleyeceğini” ifade etmesi, Merkez Bankasının zayıf Türk lirasını desteklediğini, dolayısıyla da Türkiye’nin ihracat mallarının fiyat avantajı sunarak ihracat performansının artacağı beklentisini savunduğunu anlıyorum. Aşağıdaki grafik Türk lirasının rekor düşük seviyelerine gerilediğini gösterse de Türk lirasındaki değişimin doğrudan ihracat hacmini etkilediğini kanıtlamıyor:

Kaynak: TDM

Pandeminin yarattığı arz şoku sebebiyle Türkiye ihracatının olumlu etkilendiği elbette söylenebilir ancak küresel rekabetteki sert yarışın etkisiyle Türkiye’nin pastadan pay kapma şansı sınırlanmış olabilir. Ayrıca, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, ithalat hacmini de yukarı çekecektir. Dolayısıyla söz konusu sebeplerin cari işlemler dengesini destekleyemeyeceği ihtimali yüksek.

Dr. Fulya Gürbüz

İmalat sektörü Eylül ayında Kovid-19 tedbirlerinin gevşediği ülkelerde büyüdü, yeni dalgadan etkilenen ülkelerde daraldı

IHS Markit Eylül ayı imalat sektörü PMI (satınalma müdürleri endeksi) verilerini açıkladı. Endeksin 50 değerini alması sektörde önceki aya göre değişiklik olmadığını, 50 üzerindeki değerler sektörde önceki aya göre büyüme kaydedildiğini, 50 altındaki değerler ise sektörde önceki aya göre daralma olduğunu gösteriyor.

Türkiye imalat sektörü Eylül ayında büyüme bölgesinde kalmayı sürdürdü

Türkiye’de imalat sektörüne yönelik iyileşme sinyalleri Merkez Bankasının yayınladığı Eylül ayı Reel Kesim Güven Endeksi ve MÜSİAD’ın yayınladığı SAMEKS verileriyle gelmişti.

İSO işbirliğiyle hazırlanan IHS Markit PMI verilerine göre Eylül ayında;

. Yeni siparişlerdeki büyümenin yansıması olarak istihdam artışı hızlandı, istihdamda Şubat 2018’den beri en güçlü artış gerçekleşti,

. Üretim artmaya devam etti, ancak büyüme hızında yavaşlama kaydedildi,

. Türk lirasındaki değer kaybının yansıması olarak enflasyonist baskılar güçlendi; girdi maliyetleri enflasyonu son iki ayda artarak Ekim 2018’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı, nihai ürün fiyatları son 2 yılın en hızlı artışını kaydetti,

. Kur artışlarının ihracat pazarlarında rekabet gücünü desteklediği yönündeki firma bildirimleri, anketin görece pozitif bulguları arasında yer aldı,

. Yeni siparişler ve üretim gereksinimlerindeki yükselişin yansıması olarak satın alma faaliyetleri son dört ay boyunca artış gösterdi.

2020 yılı üçüncü çeyreğinde imalat sektöründeki iyileşmenin sanayi sektöründe önceki çeyreğe göre büyüme yaşanacağı beklentilerini kuvvetlendirdi. Dördüncü çeyrekteki gelişmeler ise Kovid-19 ile ilgili ikinci dalganın genele yayılıp yayılmayacağına bağlı olacak.

Kaynak: İSO, IHS Markit

Euro Bölgesi imalat sektöründeki büyüme eğilimi Eylül ayında da sürdü

23 Eylül’de IHS Markit Euro Bölgesi imalat sektörü PMI Eylül ayı ilk tahminlerini yayınlamıştı. Önceki rapora ekleyebileceğimiz detay, özellikle Almanya imalat sektöründeki büyümenin ana tetikleyicisinin başta Çin olmak üzere Avrupa ve Türkiye’den gelen ihracat taleplerindeki artış olması. İrlanda ve Yunanistan imalat sektörleri PMI verileri Eylül ayında kaydettikleri 50 değeri ile önceki aya göre değişiklik göstermedi. İmalat sektöründe en hızlı büyümeyi 56,4 değeri ile Almanya kaydetti. Almanya’yı 53,2 ile İtalya, 52,5 ile Hollanda, 51,7 ile Avusturya, 51,2 ile Fransa, 50,8 ile İspanya takip etti. Genel olarak Bölge’de imalat sektörü istihdamındaki düşüş sınırlı kaldı. Girdi maliyetleri ülkeler özelinde değişiklik gösterirken, yüksek rekabet ve kırılgan talep şartlarının etkisiyle çıktı fiyatlarındaki düşüş arka arkaya 15. ayda da sürdü.

İngiltere imalat sektörü PMI endeksi 54,1 değeri ile Eylül ayında da büyümeye devam etti. Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’dan gelen ihracat taleplerindeki artışın etkisiyle İngiltere’nin yeni ihracat siparişlerinde artış kaydedildi. Girdi maliyetlerinde devam eden artışlara paralel olarak satış fiyatlarında da artış kaydedildi.

Asya ve Uzak Doğu’da koronavirüs tedbirlerinin gevşediği ülkelerde imalat sektörü canlandı, ikinci dalga yaşayanlarda sektör daraldı

Uzak Doğu ve Avrupa imalat sektörlerindeki iyileşmenin ana tetikleyicisi Çin’in kontrol altına aldığı pandeminin etkisiyle imalat sektörü üretimindeki artış oldu. Çin’de istihdam 2020 yılında ilk kez büyüme bölgesine geçti, satın alımlar ve stoklar arttı, girdi maliyetleri yükselmeye devam etse de çıktı fiyatlarındaki artış daha zayıf kaldı.

Kovid-19’da ikinci dalganın etkisiyle bazı ülkelerde imalat sektörü daralma bölgesine geri döndü, satın alımlar azaldı, teslimat süreleri uzadı (Endonezya, Malezya, Myanmar, Rusya).

Girdi maliyetlerindeki artış devam etti (Japonya, Kazakistan, Malezya, Rusya).

Bazı ülkelerdeki imalatçılar müşterilerine fiyat indirimleri yapmaya devam ettiler (Japonya, Myanmar, Tayland).

İşten çıkarmalar sürdü (Endonezya, Filipinler, Hindistan, Malezya, Myanmar, Rusya, Tayland, Vietnam).

Rusya’da pandemi kaynaklı kısıtlamaların gevşetilmesiyle üretim artsa da iç talep durgun kalırken dış talepte düşüş kaydedildi. Satın alımlar azaldı, işten çıkarmalar hızlandı, teslimat süreleri uzadı. Hammadde kıtlığı ve tedarikçilerin fiyat yükseltmesi sebebiyle girdi maliyetlerinin artmasına rağmen imalatçılar çıktı fiyatlarını sert yükseltti.

Kazakistan’da pandemi kaynaklı kısıtlamaların gevşetilmesiyle yeni siparişler, üretim, satın alımlar ve işe alımlarda artış kaydedildi. Artan maliyetler, çıktı fiyatlarına yansıtıldı.

Hindistan pandemi kaynaklı kısıtlamaların gevşetilmesiyle birlikte artan iç ve dış talebin etkisiyle imalat sektörü büyüme bölgesini korudu. İmalat sektörü PMI endeksi Eylül ayında 56,8 seviyesine yükseldi. Satışlar ve satın alımlar hızlandı. Özellikle alüminyum ve çelik fiyatlarındaki artış sebebiyle girdi maliyetlerindeki artış devam etti, çıktı fiyatlarında artış görüldü. Sosyal mesafenin korunması amacıyla istihdamdaki düşüş seyri devam etti.

Filipinler’de siparişlerdeki artışın etkisiyle üretimdeki azalma hız kesti. Girdi maliyelerindeki artışın devam etmesine rağmen talepteki iyileşme imalatçıların çıktı fiyatlarını kısmen artırmalarında etkili oldu. İstihdamdaki azalma devam etti.

Tayland’da iç talep kaynaklı iyileşmenin desteğiyle üretim rayda kalmayı başardı, satın alımlar düşmeye devam etti.

Vietnam’da Kovid-19 kaynaklı endişelerin azalmasıyla üretim, yeni siparişler, satın alımlar arttı; işten çıkarmalar azaldı. Ocak 2019’dan bu yana ilk kez ihracat talebinde artış yaşandı. Hammadde kaynaklı kısıtlar girdi maliyetlerinin artmasına sebep olurken, teslimat süreleri uzadı. Artan girdi maliyetlerine karşılık çıktı fiyatları son sekiz ayda ilk kez yükseldi.

Japonya, Avrupa ve ABD kaynaklı zayıf talebi Çin ve Güney Doğu Asya ülkelerinden gelen ihracat taleplerinin desteğiyle dengeleyebildi, istihdam seviyesinde önceki aya göre değişiklik olmadı.

Dr. Fulya Gürbüz

Doğu ve Uzak Doğu’da imalat sektöründe artan maliyet işten çıkarmalara, artan rekabet satış fiyatlarında indirime sebep oluyor

IHS Markit tarafından açıklanan Ağustos ayı imalat sektörü satın alma müdürleri endeksi (PMI) verilerine göre Doğu ve Uzak Doğu’da genel olarak yurt içi talepte kısmi iyileşmeye, yurt dışı talepte bozulmaya, işten çıkarmaların devam ettiğine, girdi maliyetlerinin yükselmesine rağmen satışlarını artırmak adına üreticilerin fiyat düşürdüğünü gösterdi. Üreticilerin artan maliyetlere bağlı artan işsizlik ortamında fabrika satış fiyatlarını düşürmesi hem imalatçıların hem de hane halkının finansman ihtiyacını artırıyor.

Gelelim Ağustos ayında Doğu ve Uzak Doğu ülkeleri bazında imalat sektörü gelişmelerine…

Çin imalat sektörü PMI endeksi Ağustos ayında aylık 0,3 puan artışla 53,1 seviyesine yükseldi. Üretim ve yeni siparişler önceki aya göre hızlanırken Aralık 2019’dan bu yana ilk kez ihracat siparişlerinde artış yaşandı. Paralelinde istihdamdaki azalma hız kesti: bazı firmalar maliyetleri azaltmak için işten çıkarmalara devam ederken bazı firmalarda artan iş hacmine bağlı olarak işe alımlar oldu. Yüksek hammadde maliyetlerine bağlı olarak girdi maliyetleri yükselirken, maliyetlerdeki artış kısmen çıktı fiyatlarına yansıtıldı. Tedarik zincirindeki aksaklıklar devam etti.

Japonya imalat sektörü PMI endeksi Ağustos ayında aylık 2,0 puan artışla 47,2 seviyesine yükseldi. Üretim, yeni siparişler, ihracat ve istihdamdaki bozulma kısmen yavaşladı. Hammadde fiyatlarındaki yükselişe bağlı olarak imalat sektörü, girdi maliyetleri artmasına rağmen, satışların artması amacıyla çıktı fiyatlarında indirime gitti. Anket katılımcıları, pandeminin tedarik zincirini olumsuz etkilediğini belirtirken pandeminin ne kadar daha süreceği konusunda endişeliler.

Hindistan imalat sektörü PMI endeksi Ağustos ayında aylık 6,0 puan artışla 52,0 seviyesine yükseldi. Artan iç talep paralelinde üretim de artarken yurt dışı talepteki zayıflık sürdü. İşten çıkarmalar devam etti. Tedarik zincirindeki aksaklıklar devam ederken firmalar, teslimat sürelerindeki artışın nakliye kısıtlamaları, tedarikçi gecikmeleri ve kapasite baskılarından kaynaklandığını belirtti. Tedarik kıtlığı ve nakliye gecikmeleri sebebiyle hammadde maliyetleri arttı. Öte yandan, imalatçılar, rekabetçi baskılara ve satışları artırma çabalarına bağlı olarak, çıkış fiyatlarını önceki aylara göre daha düşük hızla da olsa düşürdüklerini belirttiler.

Rusya imalat sektörü PMI endeksi Ağustos ayında aylık 2,7 puan artışla 51,1 seviyesine yükseldi. Bunda yurt içi talepteki artış etkili oldu, yurt dışı talepteki zayıflık ise yavaşlayarak da olsa sürdü. Paralelinde, istihdamdaki düşüş yavaşladı. Yüksek tedarik maliyetleri ve para birimindeki değer kaybının ithal malları fiyatlarını yukarı çekmesine bağlı olarak işletme maliyetleri yükseldi. Şirketler söz konusu artışı çıktı fiyatlarına kısmen de olsa yansıttılar.

Güney Kore imalat sektörü PMI endeksi Ağustos ayında aylık 1,6 puan artışla 48,5 seviyesine yükseldi. Panelistlere göre Avrupa ve ABD’deki kademeli ekonomik iyileşmenin etkisiyle tedarik zincirindeki bozulma yavaşladı. Yurt içi ve yurt dışı satışlarındaki azalma düşük hızla da olsa sürdü. Bu da işten çıkarmaların hız kesmesine sebep oldu. Öte yandan, yüksek nakliye ücretleri, artan petrol fiyatları ve hammadde fiyatlarındaki artışın etkisiyle girdi maliyetlerindeki artış hızlandı. İmalatçılar ise artan maliyetlerine rağmen yoğun rekabet ortamında fiyat indirimlerine gitmek zorunda kaldılar. Tedarik zincirindeki bozulma devam etti.

Endonezya, Filipinler, Malezya, Myanmar, Singapur, Tayland ve Vietnam’ı kapsayan ASEAN imalat sektörü PMI endeksi Ağustos ayında aylık 2,5 puan artışla 49,0 seviyesine yükseldi. Toplam yeni siparişlerdeki azalma hız keserken ihracat siparişlerindeki azalma sürdü. Girdi maliyetlerinde süregelen artış, çıktı fiyatlarına yansıtılmazken işten çıkarmalar devam etti.

Tayvan imalat sektörü PMI endeksi Ağustos ayında aylık 1,6 puan artışla 52,2 seviyesine yükseldi. Bunda, yurt içi ve yurt dışı satışlarındaki artış etkili oldu. Girdi maliyetlerindeki sert artış çıktı fiyatlarına aynı ölçüde yansıtılmadı. Artan maliyetlere karşın verimlilikteki bozulmayı önlemek amacıyla işten çıkarmalar devam etti.

Dr. Fulya Gürbüz

Küresel ihracat ve istihdamda daralma sürüyor, tedarik gecikmeleri fiyatları artırıyor

Kanada, İrlanda, Myanmar ve bayram sebebiyle geç açıklanan Türkiye imalat sektörü PMI verileri hariç 27 ülkenin imalat sektörlerini kapsayan JP Morgan Küresel İmalat Sektörü PMI endeksi verileri Temmuz ayında sektörde önceki aya göre büyümeye işaret etti. Endeksin 50 üzerindeki değerler sektörde önceki aya göre büyüme olduğunu gösteriyor.

JP Morgan Küresel İmalat Sektörü PMI Endeksi, ticaret savaşının ağırlığını hissettirdiği 2019 yılı öncesine kadar ortalama 50 seviyesinin üzerinde bulunuyordu. 2020 yılı Mart ayında KOVİD-19 kaynaklı kapatmaların etkisiyle 40 seviyesinin altına geriledikten sonra kapatmaların hafiflemeye başladığı Nisan ayıyla birlikte PMI endeksi yükselmeye başladı ve en son Temmuz ayında 50,3 seviyesi ile büyüme bölgesine girdi. Küresel olarak büyümenin tetikleyicisi tüketim ürünleri imalat sektörü olurken ara mallar ve yatırım malları imalat sektörleri alt endeksleri önceki aya göre iyileşse de daralma bölgesinde kaldılar.

JP Morgan Küresel İmalat Sektörü PMI endeksinin dikkate aldığı 27 ülkenin 13’ünde imalat sektörleri büyüme bölgesinde yer alırken 13’ü daralma bölgesinde yer aldı. İmalat sektörleri büyüme kaydeden ülkeler büyükten küçüğe doğru Brezilya, Kolombiya, Avustralya, İspanya, İngiltere, Avusturya, Polonya, Çin, Fransa, İtalya, Almanya, ABD, Tayvan oldu. İmalat sektörleri Temmuz ayında önceki aya göre en az daralandan en çok daralana göre ülkeleri sıralayalım: Yunanistan, Filipinler, Rusya, Kazakistan, Hollanda, Vietnam, Çek Cumhuriyeti, Endonezya, Güney Kore, Hindistan, Tayland, Japonya ve Meksika. İmalat sektörü önceki aya göre değişmeyerek 50 değerini alan ülke ise Malezya oldu.  

Alt endeksler dikkate alındığında üretim, yeni siparişler, gelecek döneme ilişkin üretim beklentileri, girdi maliyetleri ve çıktı fiyatları 50 seviyesinin üzerindeki değerleri ile büyüme bölgesinde yer aldı. Yeni ihracat siparişleri ve istihdam alt endekslerindeki gerileme Temmuz ayında düşük hızla da olsa sürdü. Ortalama girdi maliyetleri Temmuz ayında ortalamada son 15 ayın en yüksek artışını kaydetti. Maliyetlerin müşterilere yansıtılmasına bağlı olarak satış fiyatları altı aydan sonra ilk kez Temmuz ayında yükseldi.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankasının iyimserliğini riskler bozacak

Merkez Bankası 2020 yılı III. çeyrek Enflasyon Raporu’nu yayınladı. Rapor önemli çünkü Merkez Bankasının hem makro ekonomik görünüme dair görüşlerini hem de varsayımları dahilinde enflasyona yönelik öngörülerini okuyabiliyoruz.

2020 yılı III. Çeyrek Enflasyon Raporu’nda Merkez Bankası enflasyon tahminlerini II. çeyrek Enflasyon Raporu tahminlerine göre yukarı revize etti:

. 2020 yıl sonu enflasyon tahmini 1,5 puanlık artışla %7,4’ten %8,9’a yükseldi. Tahmini yukarı çeken faktörlerin 0,5 puanı tüketici enflasyonundan, 0,2 puanı gıda enflasyonundan, 0,3 puanı çıktı açığından, 0,2 puanı birim maliyetlerinden, 0,3 puanı yılın ikinci çeyreğindeki tahmin sapması ve enflasyonun ana eğilimindeki yükselişten kaynaklandı.

. 2021 yılı enflasyon tahmini ise 0,8 puanlık artışla %5,4’ten %6,2’ye yükseldi. 0,8 puanlık artışın 0,1 puanı petrol fiyatlarına bağlı olarak Türk lirası cinsi ithalat fiyatları varsayımında yapılan artıştan, 0,2 puanı gıda enflasyonu varsayımının %7’den %8’e çıkarılmasından, 0,2 puanı toplam talep koşullarında öngörülen toparlanmanın güçlenmesiyle çıktı açığının yukarı yönlü güncellenmesinden, 0,3 puanı ise yakın dönemdeki gerçekleşmelerin etkisiyle enflasyonun ana eğilimindeki artıştan kaynaklandı.

Merkez Bankasının beklentilerinin altında yatan varsayımlarını ve yorumlarımı sıralayayım:

. “Salgında hareketliliği yeniden kısıtlamayı gerektirecek ikinci bir dalga olmayacak” (Ekonomiler ikinci bir dalgayı kaldırabilecek güçte değil).

. “Küresel ekonomi yılın ikinci yarısında toparlanmaya devam edecek” (Toparlanma olsa bile ekonomik aktivite pandemi öncesi seviyelerine ulaşamayacak).

. “Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin atmakta olduğu genişletici parasal ve mali adımlara karşın, bu politikaların etkinliğine ve toparlanmaya ilişkin belirsizliklerin sürmesi nedeniyle ülke risk primindeki iyileşme kademeli olarak gerçekleşecek” (TL’deki gelişmeler risk primindeki iyileşmenin kademeleri üzerinde baskı oluşturacak).

. “Salgının seyrine ve ekonomik etkilerine ilişkin belirsizlikler, varsayımlara ve tahminlere dair belirsizliği de belirgin şekilde artırıyor”

. “Ekonomideki toparlanmanın yılın ikinci yarısında devam edeceği tahmin edilmekle birlikte, toparlanma hızı, normalleşmenin süreci yurt içindeki ve yurt dışındaki seyrine bağlı olacak” (Euro Bölgesinde olası bozulma sinyalleri, ABD seçimleri ve Türkiye’de olası bir erken seçim kararı yatırım harcamalarını durduracak, ekonomik aktiviteyi zayıflatacak, bütçe açığındaki deliği daha da büyütecek, TL üzerindeki baskıyı artıracaktır).

. “Salgına bağlı tedbirlerle kısa vadede etkili olan arz yönlü unsurlar, normalleşme sürecinin devamıyla kademeli olarak ortadan kalkacak” (İyimser senaryoda bile arz yönlü unsurlar kısa vadede ortadan kalkmayacak).

. “Enflasyon, Temmuz ayından başlayarak düşüş eğilimine girecek.” (İyimser senaryoda yıllık bazda düşme ihtimali var ancak olası her risk aylık bazda fiyat artışlarını getirecek).

Merkez Bankası, enflasyon tahminleri üzerindeki temel riskleri ise şöyle sıralıyor:

. Salgınının seyrine ve normalleşme adımlarına dair belirsizlikler;

. Küresel büyüme görünümüne ilişkin riskler;

. Talep kompozisyonu, büyüme ve işgücü piyasası görünümüne ilişkin belirsizlikler;

. Kredi arzı ve kompozisyonuna yönelik riskler;

. Gıda fiyatlarının seyrine dair riskler;

. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarına ilişkin riskler;

. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarına dair belirsizlikler ve ülke risk primindeki oynaklıklar;

. Ham petrol ve ithalat fiyatlarındaki oynaklıklar;

. Para ve maliye politikası eşgüdümüne (mali duruş, yönetilen/yönlendirilen fiyat, ücret ve vergi ayarlamaları) dair riskler.

Dolayısıyla varsayımlar olası olumlu senaryoyu ortaya koyarken olası riskler Merkez Bankasının enflasyon tahminlerini yukarı revize etmekte etkili olacak, bu da politika faizi üzerinde baskı yaratacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası risklere dikkat çekti, politika faizini değiştirmedi

Merkez Bankası 23 Temmuz tarihli olağan para politikası kurulu toplantısında (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %8,25 seviyesinde sabit tuttu. Toplantı sonrası yayınlanan basın duyurusunda şu gerekçeleri okuyoruz:

. “Koronavirüs salgınına ilişkin gelişmelere bağlı olarak küresel büyümedeki zayıflama yılın ikinci çeyreğinde derinleşmiştir. Ülkelerin attığı normalleşme adımlarıyla üçüncü çeyrekte kısmi toparlanma sinyalleri gözlenmekle beraber toparlanmaya ilişkin belirsizlikler yüksek seyretmektedir.”

Nitekim geçen hafta 15 Temmuz’da Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve 16 Temmuz’da Avrupa Merkez Bankası (ECB), olağan PPK toplantılarında %2 olan enflasyon hedeflerine ulaşana kadar politika faizlerini sabit bırakarak genişlemeci politikalarını sürdürmeye devam edeceklerini duyurdular. BoJ ve ECB’nin politika faizlerinden biri olan mevduat faiz oranları sırasıyla eksi %0,1 ve eksi %0,5 seviyelerinde bulunuyor. Mevduat faizinin “eksi” olması demek bankaya para yatırdığınız zaman vadesi geldiğinde paranızdan faiz geliri kazanmak yerine bankaya faiz ödüyorsunuz demektir. Diğer bir anlatımla, BoJ ve ECB diyor ki “Bana para getirme, kredi olarak finansman ihtiyacı olanlara dağıt” (Bankalar ellerinde fazla para kaldığı zaman merkez bankalarında mevduat olarak değerlendirebiliyorlar). Ek olarak, Almanya ve Fransa liderleri AB ekonomisinin toparlanabilmesi amacıyla 21 Temmuz’da diğer AB liderlerini de ikna ederek 390 milyar eurosu hibe olmak üzere 2021-2027 dönemini kapsayan toplam 1,8 trilyon euroluk bütçe ve koronavirüs paketi üzerinde uzlaşmaya vardı. Dolayısıyla buradan ekonomik toparlanma hedefine ulaşabilmek için merkez bankaları politikalarının maliye politikaları ile desteklenmesi gerektiğini okuyabiliriz.   

. “İktisadi faaliyette kademeli normalleşme adımlarıyla birlikte Mayıs ayında başlayan toparlanma güç kazanmaktadır. Salgın hastalığa bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması amacıyla yakın dönemde uygulamaya konulan parasal ve mali tedbirler, ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve iktisadi faaliyetteki toparlanma sürecine katkı yapmaktadır. Turizm gelirlerinde salgın hastalığa bağlı olarak gözlenen düşüşe rağmen seyahat kısıtlamalarının hafifletilmesiyle kısmi bir iyileşme beklenmektedir. Mal ihracatındaki toparlanma ve emtia fiyatlarının düşük seviyeleri önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir.”

.. Kısıtlamaların etkisiyle takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi Nisan ayında önceki aya göre %30 daraldı, Mayıs ayında kısıtlamaların hafifletilmesiyle önceki aya göre %17 iyileşme kaydetti.

.. Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış perakende satışlar Nisan ayında önceki aya göre %21 daraldıktan sonra Mayıs ayında önceki aya göre %4 iyileşme kaydetti.

.. Konut satışları Nisan ayında önceki aya göre %61 azalmasının ardından kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle Mayıs ayında konut satışları %19, Haziran ayında %273 artışla 190.012’ye yükseldi.

.. Otomotiv sektörü satışları Nisan ayında önceki aya göre %47 azalmasının ardından Mayıs ve Haziran aylarında kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle sırasıyla aylık olarak %22 ve %119 artış kaydetti.

.. İhracat, Nisan ayında önceki aya göre %33 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla aylık olarak %11 ve %35 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ihracat Mayıs ayında önceki aya göre %19 artış kaydetti.

.. İthalat, Nisan ayında önceki aya göre %31 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla %3 ve %22 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ithalat Mayıs ayında önceki aya göre %4 artış kaydetti.

Turizm gelirlerindeki sert düşüşü dikkate aldığımızda, mal ihracatının mal ithalatından daha hızlı artması ve düşük emtia fiyatları elbette cari işlemler dengesini olumlu etkileyecektir. ABD-Çin ticaret geriliminin devam etmesi ve pandeminin tedarik zincirinde yarattığı sıkıntıya bağlı olarak umudumuz Türkiye’nin tedarik zincirinden pay kapabilmesi. Bu olasılığın gerçekleşmesi hem sanayi üretiminde hem de dış ticaretteki artışta sürdürülebilir bir devamlılık getirecektir. Tersi durumda ise talep daralması kaynaklı ithalatta gerileme sebebiyle cari işlemler dengesinde iyileşme göreceğiz.   

. “Toplam talep koşullarının sınırlayıcı etkisine karşın, salgına bağlı birim maliyet artışlarının yansımalarıyla çekirdek enflasyon göstergelerinin eğilimlerinde yükseliş gözlenmektedir. Uluslararası emtia fiyatları tüketici enflasyonunu sınırlamaya devam ederken, gıda enflasyonu dönemsel ve salgına bağlı etkiler nedeniyle artmıştır. Salgına bağlı tedbirlerle kısa vadede etkili olan arz yönlü unsurların, normalleşme sürecinin devamıyla kademeli olarak ortadan kalkacağı öngörülmektedir. Nitekim öncü göstergeler, normalleşme sürecinde kapasite kısıtlarına tâbi olan hizmet gruplarındaki aylık fiyat artışlarının yavaşlamaya başladığına işaret etmektedir. Yılın ikinci yarısında talep yönlü dezenflasyonist etkilerin daha belirgin hale geleceği öngörüsü korunmakla birlikte, yakın dönemdeki gerçekleşmeler nedeniyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin yukarı yönlü olduğu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları dikkate alarak, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.”

Kredi hacmindeki yükselişin devam etmesi, konut ve otomotiv satışlarında Haziran ayında yaşanan hızlanma, ek olarak tedarik zincirindeki aksamalar fiyatlar genel seviyesinin aşağı gelmesini önleyen faktörler. Merkez Bankasının dezenflasyonist beklentisini canlı tutmasına rağmen %7,4 olan yılsonu enflasyon hedefi üzerinde risklerin yukarı yönlü olduğunu vurgulaması yaz döneminin sonuna yaklaşırken kredi büyümesindeki hızlanmanın devamlılığını sorgulatan bir gelişme.

Ekonomik ve finansal aktivite Haziran ve Temmuz aylarında ağırlıklı olarak kredi büyümesi ile beslendi. Bu taraftan gelecek bir bozulma, özellikle bankaların bilanço kalitesi üzerinde sorgulamaların başlamasına sebep olabilir.

Öte yandan, 2019 yılında toplam 124 milyar TL açık veren bütçenin, 2020’nin ilk 6 ayında 109 milyar TL açık vermesi Ekim ayında yüksek iç borç ödemesi yapacak olan Hazine’nin borçlanma maliyeti üzerinde risk oluşturuyor. Bu da faiz harcamalarında artış olması demek.

Yabancı turist bazlı turizm sektöründeki zayıflık, Merkez Bankasının ardından kamu bankalarının negatif net döviz varlıkları, ek olarak sonbaharla birlikte okulların başlaması, giyim ve gıda fiyatları ile enerji maliyetlerindeki artış gibi faktörleri dikkate alırsak, Ekim ayına kadar Merkez Bankasının %8,25 seviyesindeki politika faizini düşürmesini gerektirecek bir sebep şu an için gözükmüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haziran ayında sanayi sektörü ihracattaki artışın etkisiyle ivmelendi, tüketici ve üretici fiyatlarında ise artış sinyali var

Pandemi kaynaklı kapatmaların etkisiyle Nisan ayında dip seviyeyi gören sanayi üretiminde Mayıs ayında kısmi, Haziran ayında ise hızlı bir artış eğilimi var. Neden mi? Çünkü Haziran ayı satın alma müdürleri endeksleri (SAMEKS, İSO PMI) ve TİM’in yayınladığı ihracat verileri sanayi sektöründeki hızlanmayı ortaya koydu:

. Arındırılmamış verilerle Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi Nisan ayında 25,4 seviyesi ile dibe vururken, Mayıs ayında 49,7, Haziran ayında 56,7 seviyelerine yükseldi. Endeksin 50 seviyesinin altındaki değerler sektörde önceki aya göre daralmaya işaret ediyor. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise endeks sırasıyla 29,7, 44,6 ve 51,6 değerlerini aldı. Yeni siparişler önceki aya göre 9,8 puan birden artarak 52,8 seviyesine, girdi alımları önceki aya göre 9,0 puan artarak 57,5 seviyesine, üretim alt endeksi önceki aya göre 8,5 puan artarak 49,2 seviyesine, istihdam alt endeksi önceki aya göre 13,5 puan artarak 58,1 seviyesine yükseldi.

. Sanayi sektöründeki eğilimi ölçen bir diğer endeks ise İSO ve IHS Markit tarafından hazırlanan Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) de Nisan’da 33,4 seviyesine geriledikten sonra Mayıs’ta 40,9, Haziran’da 53,9 seviyelerine ulaştı. SAMEKS endeksine benzer olarak İSO PMI endeksinin de 50 seviyesinin üzerindeki değer, sektörde önceki aya göre büyümeye işaret ediyor. Haziran ayında yeni siparişlerde önceki aya göre hızlanma yaşansa da ihracat siparişlerindeki artış toplam yeni siparişlere göre düşük oranda gerçekleşti. İstihdam ve satın alma faaliyetleri artış kaydetti. Üretimdeki artışta mevcut stokların kullanılması sebebiyle ise girdi stokları azaldı.

. SAMEKS ve ISO PMI endekslerini aşağı çeken faktör ise teslimat süreleri alt endeksleri oldu. Bu da tedarik zincirindeki aksamaların devam ettiğini gösterdi. Öte yandan Haziran ayında Türk lirasında yaşanan değer kaybı imalatçıların girdi maliyetleri ve satış fiyatlarında yükselişi getirdi. İSO PMI raporunda da özetlendiği gibi “nihai ürün fiyatları belirgin şekilde yükseldi ve artış son 3 ayın en yüksek oranında gerçekleşti”.

. Gelelim Haziran ayı ihracat verilerine. TİM verilerine göre Genel Ticaret Sistemi ihracat hacmi Nisan ayında 8 milyar 993 milyon dolara geriledikten sonra Mayıs’ta 9 milyar 964 milyon dolar, Haziran’da ise 13 milyar 469 milyon dolar seviyelerine yükseldi. Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi ve TİM ihracat verilerinin son 3,5 yıllık seyrini aşağıdaki grafikte görebilirsiniz.

Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, Türkiye’nin ihracat pazarının en büyük kalemini 2000-2006 döneminde Hazırgiyim ve Konfeksiyon sektörü oluştururken 2006 yılından itibaren bayrağı Taşıt Araçları ve Yan Sanayi sektörü almış durumda. Nisan ayında 596 milyon dolara gerileyen otomotiv sektörü ihracatı Mayıs ayında 1,2 milyar dolara, Haziran ayında ise 2 milyar dolar seviyesine yükseldi. Ancak gösterilen performans Mart ayındaki seviyesinin aşağısında.

Aşağıdaki grafik ise 2000-2019 döneminde başlıca ihracat sektörlerinin yıllık ortalama ihracat hacimlerini gösteriyor.

Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi Haziran ayında ihracat sektörleri ivme kazanmış olmasına rağmen yukarıdaki grafiği dikkate aldığımızda 2019 yılı ortalamalarının gerisinde bir performans ortaya koymuş durumda.  Özellikle Taşıt Araçları ve Yan Sanayi sektörü ihracatının Haziran ayında 2013-2015 dönemi performansını yakaladığını görüyoruz.

Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi ise aylık 0,5 puan artışla geldiği 42,4 değeri ile sektörde daralmanın Haziran ayında zayıflayarak da olsa sürdüğüne işaret etti. Raporda endeksteki artışta girdi alımları alt endeksinin önceki aya göre 3,4 puan artışla 50,1 seviyesine yükselmesinin etkili olduğu kaydediliyor. İSO PMI verisine göre Haziran ayında yurtdışı talep artışı toplam talep artışının gerisinde kaldı. Dolayısıyla iç talepteki artış daha hızlı oldu. Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi verilerine göre hizmet sektöründe girdi alımlarının dolayısıyla da nihai mal stokunun artması yurt içi talepteki daha yüksek hızlanmanın bir sebebi olabilir. İç talepteki artışın diğer faktörlerini Ağustos ayında açıklanacak olan Haziran ayına ait perakende satış verilerinde göreceğiz. Öte yandan bankacılık sisteminde 2020 yılı başından itibaren kredilerdeki hızlanmanın ekonomik büyümeyi destekleyeceği açık ancak büyümenin lokomotifi olan hizmet sektöründe hızlanmanın gecikmesi ve fiyatlar genel seviyesinde artış satın alma gücünün zayıflamasına sebep olacak.

Dikkatinize sunayım; bankacılık sisteminde takipteki alacakların toplam kredilere oranı Mayıs ayında %4,8 iken beklenen zarar karşılıklarının toplam kredilere oranı %5,3 seviyesinde bulunuyor. Her ne kadar takipteki alacakların toplam kredilere oranı Aralık 2019’da %5,7’ye ve beklenen zarar karşılıklarının toplam kredilere oranı Ocak 2020’de %5,5 seviyesine yükselmiş ve Mayıs ayında bu seviyelerinden aşağı gelmiş olsa da gelir dağılımındaki makasın açılmaya devam etmesi halinde takipteki alacakların seyri bankacılık kesimi için iyimser bir durum ortaya koymayacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Pandemi kaynaklı izolasyonun dış ticarete etkisi: dış talep (ihracat) ve iç talep (ithalat) sert düştü

Geçen hafta cuma günü TÜİK, Nisan ayı dış ticaret verilerini açıklamıştı. TİM verileri Nisan ayındaki düşüşü TÜİK’ten daha evvel ortaya koymuştu, ancak daha geç açıklanan ithalattaki gelişme için “Nisan ayında düşer” diye tahmin ediliyordu ki TÜİK verisi bu beklentiyi teyit etti. Elbette ekonomist olmaya gerek yok kime sorsanız aynı beklentiyi söyleyecektir, ancak verilerle de bu beklentilerin teyit edilmesi de gerekiyor. İhracat Nisan ayında önceki aya göre 4 milyar 383 milyon dolar azalarak 8 milyar 990 milyon olarak gerçekleşti. İthalat ise 5 milyar 259 milyon dolar azalarak 13 milyar 553 milyon dolar olarak gerçekleşti. Böylece dış ticaret açığı Mart ayında görülen 5 milyar 439 milyon dolar seviyesinden Nisan ayında 4 milyar 564 milyar dolar seviyesine geriledi. Yukarıdaki grafikte Nisan ayında, ihracat ve ithalat arasındaki farkı gösteren dış ticaret açığında önceki aya göre kısmen azalma olduğunu görüyoruz.

Aşağıdaki grafik ise sanayi ürünleri ihracat ve ithalatı verilerini gösteriyor. Mart ayında sanayi ürünleri dış ticaret açığı 2 milyar 383 milyar dolar iken Nisan ayında 2 milyar 609 milyon dolar seviyesine yükseldi. Nisan ayında söz konusu ihracat önceki aya göre 4 milyar 378 milyon dolar azalırken, ithalattaki azalma 4 milyar 152 milyon dolar oldu. Yani sanayi ürünleri ihracatındaki azalış ithalattaki azalıştan daha fazla oldu. Peki, Mayıs ayında ihracatla ilgili bir ipucu var mı?

Mayıs ayı satınalma müdürleri endeksleri (PMI) üretimde kötüleşmenin Nisan ayında yavaşlamaya işaret ettiğini göstermişti. En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği’ne olan ihracatımız 2019 yılında ortalama %50 iken bu oran kademe kademe azalarak Nisan 2020’de %42 seviyesine geriledi. Avrupa Birliği’ne ihracatımızın %23’ünü ise Nisan ayında Almanya oluşturmuştu ki bu oran 2019 yılı genelinde %18 idi. Mayıs ayı PMI verileri Almanya dahil Avrupa Birliğinde imalat sektöründe üretimin kötüleşmeye devam ettiğini gösterdi ancak söz konusu kötüleşmede kısmen yavaşlama işaretleri var. Dolayısıyla PMI verilerinde Türkiye’nin ihracat verilerindeki bozulmanın Mayıs ayında yavaşladığı olasılığını görüyorum.

Dr.Fulya Gürbüz

Sanayi üretimi ve perakende satışlar Mart ayında önceki aya göre sert düştü, Nisan ayında daha kötüsünü göreceğiz

Mart ayı sanayi üretimi ve perakende satış endeksleri açıklandı. Sanayi üretimi endeksi Mart ayında önceki aya göre %7,1, perakende satış endeksi ise %8,1 geriledi. Aşağıdaki grafikte de görüleceği üzere her iki endeks beraber hareket ediyor.

Şaşırmamak gerekir zira Mart ayı SAMEKS ve reel kesim güven endeksi verilerinden siparişler ve üretimde düşüş sinyali gelmişti. İhracat dahil Nisan ayı verileri talep ve üretimde çok sert düşüşe işaret ediyor.

Peki, Mart ayında hangi ürünlere talep oldu?

Aşağıdaki grafiği TÜİK’in perakende satış raporundan aldım. Önceki aya göre sadece gıda, içecek ve tütün talebinde artış olduğunu görüyoruz.

Talepteki azalış, sanayi üretimini nasıl etkiledi?

Sanayi üretimindeki tüm alt gruplar Mart ayında önceki aya göre daralma kaydetti.

Her iki veri bize ne söylüyor?

İzolasyonun başladığı Mart ayında hanehalkının, başlıca temel ihtiyacı olan gıda ve içecek harcamalarının dışında diğer tüm harcamalarında kısıntıya gittiğini, ihracattaki düşüşle birlikte sanayi sektöründe üretim ve yatırım harcamalarının daraldığını anlıyoruz.

Yukarıda ekonomi okuryazarlığını pratik ettik. Bu veriler finansal okuryazarlıkla ilgili ne söylüyor? Yatırımlar konusunda hangi ipuçlarını alıyoruz? Dayanıklı tüketim malı ve sermaye malı imalatındaki önceki aya göre sert düşüş örneğin hisse senetleri piyasasında seçimlerinizi nasıl etkiler? Hangi sektörler avantajlı, hangileri değil? Yüksek teknoloji ürünler imalatındaki sert düşüşün anlamı ne? Talepteki azalmalar şirketlerin karar alımlarını nasıl etkiliyor? Tehditler fırsata dönüştürülebilinir mi? Demem o ki, finansal okuryazarlık ile ekonomi okuryazarlığı birbirlerinden ayrı pratikler değil aksine birbirlerini destekleyici pratiklerdir. Yani, finansal kararlar ekonomiyi doğrudan etkilerken, ekonomik ortamdaki değişiklikler de finansal kararları doğrudan etkiliyor.

Dr. Fulya Gürbüz

İşsizlik oranı Şubat döneminde %13,65’e geriledi, Mart döneminde tablo iyimser olmayabilir

TÜİK, 2020 yılı Ocak-Şubat-Mart dönemini kapsayan Şubat dönemi işgücü verilerini yayınladı. Karşılaştırmaları önceki döneme göre inceleyelim:

 İşsizlik oranı 2020 yılı Şubat döneminde bir önceki döneme göre 0,14 puan azalış ile %13,65 seviyesine geriledi. Tarım dışı işsizlik oranı ise önceki döneme göre 0,27 puanlık azalış ile %15,40 oldu. 2018 yılından itibaren özetlersek; 2018 yılı başında ticaret savaşının başlaması, Ağustos 2018’de TL’deki değer kaybı, 2019 yılında küresel ekonomik daralmanın etkisi işsizlik oranında artış getirdi. Tüketim ve istihdam tarafında devlet politikalarının müdahaleleri işsizlik oranındaki artış baskısını yumuşattı, Ancak Mart ayı ortasında koronavirüs sebebiyle başlayan izolasyonun Şubat dönemi işsizlik oranında etkisinin olmadığını gösterdi. Bunda, Mart ayında ücretsiz izinlerin, işsizlik oranını aşağıda tutmuş olabileceğini düşünüyorum. Nisan ayında işten çıkarmaların artma ihtimali var.

2018 yılı başında ticaret savaşının başlaması, Ağustos 2018’de TL’deki değer kaybı, 2019 yılında küresel ekonomik daralmanın etkisi işsizlik oranında artış getirdi.

İstihdamda azalma son üç aydır devam ediyor…

İstihdam edilenlerin sayısı 2020 yılı Şubat döneminde, bir önceki döneme göre 513 bin kişi azalarak 26 milyon 753 bin kişi, istihdam oranı ise 0,9 puan azalış ile %43,1 oldu. İstihdam oranı Ağustos 2019’dan bu yana aralıksız geriliyor.

İstihdam oranı, Ağustos 2019’dan bu yana aralıksız geriliyor

Tarım dışı istihdamı dikkate aldığımızda yine son üç aydır istihdamın azaldığınız görüyoruz.

Tarım dışı istihdam son üç aydır azalıyor

Sektör bazında incelediğimizde hizmet sektöründe istihdam Şubat döneminde önceki aya göre 222 bin kişi, sanayi sektöründe 56 bin kişi, tarım sektöründe 219 bin kişi, inşaat sektöründe 15 bin kişi azalma gösterdi.

Son üç ayda istihdam; hizmet sektöründe %2,1, sanayide %2,9, tarımda %14,7, inşaatta %12,0 azaldı

Neden istihdam azalıyor?

Ekonominin çarkını tüketim harcamaları döndürüyor. Tüketim harcamalarındaki eğilimi ise her ay açıklanan perakende ticaret endekslerinde görüyoruz. Aşağıdaki grafik perakende ticaret endeksindeki değişimin istihdam piyasasını nasıl etkilediğini açıkça gösteriyor. Elbette her ay için birebir aynı yönde hareket görmüyoruz ancak %73 oranında yakın bir ilişki var. Tüketicinin talebi arttığında istihdam piyasası da büyüyor, talepte azalma istihdamda azalmayı beraberinde getiriyor. Bu sebeple koronavirüsün etkisinin arttığı Mart dönemiyle birlikte istihdamda azalma görme ihtimalimiz çok yüksek.

Talep ve istihdam arasında yakın bir ilişki var

Dr. Fulya Gürbüz