GRAFİĞİN SÖYLEDİĞİ: “Öncelik Türk lirasına kalıcı güvenin sağlanması”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre, finans dışı kesimin döviz varlıkları Eylül 2020’de önceki aya göre 1,5 milyar dolar artışla 130,8 milyar dolara yükselirken, döviz yükümlülükleri 1,6 milyar dolar azalışla 293,1 milyar dolara geriledi. Özetle, finans dışı kesimin (reel sektörün) döviz varlıkları önceki aya göre arttı, döviz borçları ise azaldı.

Reel sektörün döviz varlıklarının %71’ini mevduatlar oluşturuyor…

Reel sektörün Eylül ayı itibariyle döviz varlıkları; yurt içi döviz mevduatları (76,1 milyar dolar), yurt dışı bankalardaki döviz mevduatları (16,9 milyar dolar), döviz cinsi devlet tahvilleri (1,9 milyar dolar), ihracat alacakları (15,6 milyar dolar) ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımlarından (20,4 milyar dolar) oluşmaktadır. Demek ki reel sektörün döviz varlıklarının en büyük payını %71 ile döviz mevduatları oluşturuyor.

Reel sektörün döviz yükümlülüklerinin %83’ünü krediler oluşturuyor…

Eylül ayında reel sektörün döviz yükümlülüklerinin 241,9 milyar doları yurt içi (144,3 milyar dolar) ve yurt dışından sağlanan nakdi kredilerden (97,6 milyar dolar), 51,2 milyar doları ise ithalat borçlarından oluşuyor.

Reel sektör bir yandan döviz varlıkları edinimine devam ederken, öte yandan borçlanarak ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmektedir.

Reel sektörün döviz pozisyonu ile GSYH büyümesi arasında bir ilişki var mı?

Aşağıdaki grafik, reel sektörün döviz pozisyonu ile Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) arasındaki karşılıklı etkileşimleri göstermektedir. GSYH verilerinin üçer aylık dönemler için yayınlanması sebebiyle grafikte reel sektör döviz pozisyonu verilerinin üç aylık ortalama değerleri dikkate alınmıştır.

Grafikte gri çubuklar reel sektör döviz yükümlülüklerini, sarı çubuklar döviz varlıklarını, kırmızı çizgi sanayi sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini, mavi çizgi ise hizmet sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini göstermektedir.

2008 yılında patlak veren küresel finansal krizin üstesinden gelebilmek için reel sektör 2009 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren tarihi düşük faiz oranlarından yararlanmak amacıyla döviz cinsinden borçlanmayı artırmış, 2018 yılı üçüncü çeyreğine kadar döviz cinsinden borçlanma artarak sürmüştür. Söz konusu dönemde hem sanayi hem de hizmet üretiminin genel olarak önceki döneme göre artışlarını sürdüklerini görüyoruz. 2018 yılı önemli bir yıl zira Trump başkanlığındaki ABD yönetiminin ticaret savaşını başlatması, en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ekonomisindeki yavaşlamanın derinleşmesi ve Eylül ayında Türkiye’de yaşanan kur krizi bu döneme denk gelmektedir.

Nitekim 2018 yılı üçüncü çeyreğinde reel sektör yurt dışı yükümlülüklerini azaltma yoluna giderken, döviz varlıklarını da artırmaya devam etmişlerdir. Kovid-19’un pandemi ilan edildiği 2020 Mart ayına kadarki dönemde hem sanayi hem de hizmet üretimi çeyrek bazda sınırlı da olsa büyümesini sürdürebilmiştir.

2020 yılı ikinci çeyreğinde GSYH’de yaşanan sert daralmanın ardından reel sektör üçüncü çeyrekte tekrar döviz cinsi borçlanmasını artırırken hem sanayi hem de mal üretiminde önceki çeyreğe göre sert bir düzeltme kaydedilmiştir. Ancak 2020 yılı üçüncü çeyreğinde güven algısındaki bozulmanın artarak devam etmesiyle birlikte reel sektörün döviz varlıkları Haziran ayı sonundaki 123,3 milyar dolardan Eylül 2020 sonunda tarihi rekorla 130,8 milyar dolara kadar yükselmiştir.

Ekonomide sürdürülebilir büyüme için doğrudan yatırımlar cazip kılınmalı…

9 Kasım ile birlikte oluşturulan yeni ekonomi yönetimi Türk lirasına güveni yeniden kazanmak adına hemen harekete geçti: Politika faizinde sert artırımla birlikte para politikası sadeleştirilmeye başlandı. Kamuoyunun bilgilendirilmesi şeffaflık adımı ile öne çıkarken Türkiye Hazinesi uzun bir aradan sonra yurt dışından tahvil yoluyla 10 yıllık borçlanabilmeyi başardı.

Yeni ekonomi yönetiminin önünde zorlu bir süreç var ancak süreci kolaylaştıracak en önemli etken Türk lirasına güvenin kalıcı olarak sağlanması:

. Tedarik zincirindeki aksamalar, hammadde kıtlığı ve Türk lirasında devam eden değer kayıpları girdi maliyetlerini artırıyor. Türk lirasına güven, enflasyon üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

. Reel sektörün yatırımlarını dolayısıyla da istihdamı artırabilmesi için yatırım yapmaya elverişli şartların oluşturulması gerekiyor. Kovid-19 sebebiyle adapte olmaya çalıştığımız yeni normalde Türkiye yüksek katma değerli ürün geliştirmek adına somut adımlar ortaya koymalı. Türk lirasına güven kazandıracak hamlelere ek olarak avantajlı coğrafik konumu doğrudan yatırımları çekebilmek adına önemli.

. ABD’de Biden yönetiminin Avrupa ile ticari ilişkilerini kuvvetlendirme hedefi dikkate alındığında Türkiye’nin en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ile işbirliğinin sağlamlaştırılması ticaret hacmimiz açısından olumlu bir gelişme olacaktır. Türk lirasına güveni sağlayacak böyle bir gelişmenin elbette Türkiye sermaye piyasalarının derinleşmesinde de katkısı olacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Cari işlemler açığının ilacı Türk lirasına güvende

Merkez Bankası Ağustos ayı ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Türkiye’deki yerleşiklerin yurt dışı yerleşikler ile yaptığı ekonomik faaliyetler sonucunda Ağustos ayında 4,6 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedildi. Diğer bir ifadeyle, Ağustos ayında yurt dışı yerleşiklerle yapılan ekonomik faaliyetlerin etkisiyle nette 4,6 milyar dolar gider kaydedildi. Temmuz ayında cari işlemler açığı 1,9 milyar dolar seviyesindeydi. Son veriyle birlikte, Ocak – Ağustos döneminde toplam 26,5 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmiş oldu.

Kaynak: TCMB, TDM

Ağustos ayında kaydedilen 4,6 milyar dolar net gider oluşumunun sebeplerini “Ödemeler Dengesi” raporunun alt kalemlerindeki gelişmeleri inceleyerek özetleyelim:

. Ağustos ayında ihracat ile ithalat arasındaki farkı ifade eden dış ticaret açığından dolayı Türkiye’den yurt dışına 5,3 milyar dolar ödeme yapıldı. Diğer bir anlatımla, yurt dışına yapılan ihracat miktarından 5,3 milyar dolar daha fazlası tutarında Türkiye’ye ithal girişi oldu.

. Hizmet tarafında ise “Seyahat” gelirlerinde 1,1 milyar dolar net gelir elde edilmesine bağlı olarak Mal ve Hizmet Dengesindeki açık 5,3 milyar dolardan 4,3 milyar dolara gerilemiş oldu.

. Diğer gelir ve gider farklarını da dikkate aldığımızda cari işlemler dengesi Ağustos ayında 4 milyar 631 milyon dolar açık vermiş oldu.

Peki, söz konusu 4,6 milyar dolarlık cari işlemler açığı Ağustos ayında finanse edilebildi mi?

HAYIR. Ödemeler Dengesi raporunda “Finans Hesabı” Ağustos ayında 117 milyon dolar olarak gözükmektedir. Finans hesabının bakiyesi net finansal varlık edinimi eksi net yükümlülük oluşumu olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla, eksi (artı) bakiye net girişe (çıkışa) işaret etmektedir. Bu açıklamaya göre, Ağustos ayında nette 117 milyon dolar finans hesabından çıkış yaşandığını anlıyoruz. Detayları sıralayalım:

. Uzun vadeli yatırımları ifade eden “Doğrudan Yatırımlardan” Ağustos ayında nette 374 milyon dolar giriş sağlandı. Alt dağılımını incelediğimizde, yurt içi yerleşikler Ağustos ayında yurt dışına 161 milyon dolarlık doğrudan yatırım yaparken, yurt dışı yerleşikler aynı dönem Türkiye’de 536 milyon dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştirdiler. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye yaptığı yatırımlar Türkiye’nin yükümlülüğü, yurt içi yerleşiklerin yurt dışına yaptığı yatırımlar ise Türkiye’nin alacağı sayılıyor.

. Ağustos ayında “Portföy Yatırımlarından” 1 milyar 973 milyon dolar çıkış oldu. Alt detaylarda, yurt içi yerleşikler yurt dışı piyasalardan 717 milyon dolar kısa vadeli portföy edinimi sağlarken yurt dışı yerleşikler Türkiye’deki portföy yatırımlarını 1 milyar 256 milyon dolar azalttı.

. Efektif ve Mevduatlar, Krediler ve Ticari Kredilerden oluşan “Diğer Yatırımlar” kaleminde ise Ağustos ayında 1 milyar 482 milyon dolar net giriş kaydedildi. Efektif ve Mevduatlara Ağustos ayında 784 milyon dolar giriş olurken, Krediler için nette 775 milyon dolar çıkış, Ticari Kredilerde ise ithalat kaynaklı olarak 1 milyar 464 milyon dolar net borçlanma gerçekleştirildi.

Yukarıdaki üç maddedeki veriler alt alta toplandığında Finans Hesabından Ağustos ayında 117 milyon dolar net çıkış olduğunu buluyoruz.

Eksi (-) 4 milyar 631 milyon dolar olan Cari İşlemler Hesabı ve eksi (-) 9 milyon dolar olan Sermaye Hesabı toplamına 117 milyon dolarlık Finans Hesabından çıkış tutarını eklediğimizde Ödemeler Dengesi Raporunda yer alan üç ana kalemin toplamı olan eksi (-) 4 milyar 757 milyon dolar büyüklüğüne ulaşıyoruz.

Yine Ödemeler Dengesi tablosunda yer aldığı üzere, Ağustos ayında “Rezerv Varlıklar” kaleminden 7 milyar 602 milyon dolar net çıkış yaşandı. Rezerv Varlıklardaki söz konusu net çıkıştan (Cari İşlemler Hesabı + Sermaye Hesabı + Finans Hesabı) toplamını veren eksi (-) 4 milyar 757 milyon doları çıkardığımızda Ödemeler Dengesi Tablosunda yer alan “Net Hata Noksan” değerine (-2 milyar 845 milyon dolar) ulaşıyoruz. Merkez Bankası “…verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta…” olmasından dolayı Net Hata ve Noksan kaleminin oluştuğunu ifade ediyor.

Dolayısıyla, Cari İşlemler Hesabı, Sermaye Hesabı, net Finans Hesabı değişimi ve Net Hata Noksan kalemlerinin toplamı Rezerv Varlıklardaki net değişime eşit oluyor.

Eylül ve Ekim aylarına ait veriler Ödemeler Dengesine yönelik ne söylüyor?

Ticaret Bakanlığı verilerine göre Eylül ayında dış ticaret açığı 4,88 milyar dolar seviyesine geriledi. Dolayısıyla dış ticaret açığındaki düşüş, cari işlemler açığında önceki aya göre düşüş etkisi yaratacak.

Ekim ayında ise Hazine’nin 2,5 milyar dolarlık tahvil yoluyla dış borçlanma gerçekleştirmesi, cari işlemler dengesinde eş değer miktarda iyileştirici bir etki yapacak.

Ödemeler Dengesi tablosunda hangi riskler göze çarpıyor?

Kovid-19 kaynaklı olarak turizm gelirlerinde toparlanma olasılığının düşük olması, düşük performanslı ihracat hacmi, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, jeopolitik riskler ve Türk lirasına olan güvensizlik Rezerv Varlıklara yönelik risklerin artmasında etkili oluyor. Rezerv Varlıklardaki azalmalar ise Türk lirası üzerindeki baskıyı artırarak kısır bir döngü içinde sıkışıp kalınmasına sebep oluyor. Kısacası cari işlemler açığındaki artışın önünü kesebilecek en önemli kriter güven ortamının kalıcı olarak sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz

Ödemeler dengesi, cari işlemler dengesi nedir, nasıl hesaplanır?

Merkez Bankası ödemeler dengesini şöyle tanımlıyor:

Ödemeler dengesi, geniş anlamıyla, bir ekonomide yerleşik kişilerin (Genel Hükümet, Merkez Bankası, bankalar, diğer sektörler) diğer ekonomilerde yerleşik kişiler (yurt dışında yerleşikler) ile belli bir dönem içinde yapmış oldukları ekonomik işlemlerin sistematik kayıtlarını elde etmek üzere hazırlanan istatistiki bir rapordur.”

Ödemeler istatistikleri üç farklı hesap ile takip ediliyor: Cari İşlemler Hesabı, Sermaye Hesabı ve Finans Hesabı.

I. Cari işlemler hesabında, Türkiye’de yaşayanların yurt dışında yaşayanlarla belli bir dönem boyunca ekonomik işlemler kapsamında ürün ve hizmet ticaretinden elde edilen gelir ve giderler arasındaki fark hesaplanıyor. Gelirler giderleri aşıyorsa “cari işlemler fazlası”, gelirler giderlerin altında kalıyorsa “cari işlemler açığı” kaydedilmiş oluyor.

2020 yılı Mart ayı cari işlemler hesabına baktığımızda:

1) Mart ayında ihracattan daha fazla ithalat yapıldığı için nette 4,3 milyar dolar gider oluştu.

2) Taşımacılıktan 0,8 milyar dolar net gelir elde edildi.

3) Seyahatten 0,5 milyar dolar net gelir elde edildi.

4) Sigorta hizmetleri, Finansal hizmetler, Fikri mülkiyet hakları kullanımı ve Telekomünikasyon için toplamda 0,4 milyar dolar ödeme yapıldı.

5) Yatırım gelirlerinde 1,0 milyar dolarlık kayıp oldu.

6) 0,1 milyar dolar ücret ödemesi yapıldı.

7) Diğer giderler 0,4 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Böylece Mart ayında nette 4,9 milyar dolar gider kaydedildi. Diğer bir ifadeyle, “Mart ayında 4,9 milyar dolar cari açık verildi”.

II. Sermaye hesabında, üretilmeyen ve finansal olmayan varlıklar dikkate alınıyor. Buna göre Mart ayında sermaye hesabında 3 milyon dolarlık bir azalış var.

III. Finans hesabında, dış finansal varlık ve yükümlülüklerin hareketleri kaydediliyor. Buna göre Mart ayında,

1) Doğrudan yatırımlardan çıkış 0,8 milyar dolar oldu.

2) Portföy yatırımları 5,5 milyar dolar oldu.

3) Efektif ve mevduatlar 2,8 milyar dolar oldu.

4) Krediler 0,7 milyar dolar oldu.

5) Ticari krediler 0,6 milyar dolar azaldı.

6) Rezerv varlıklar (döviz varlıkları ve menkul kıymetler) 16,6 milyar dolar azaldı.

Böylece finans hesabında nette 8,9 milyar dolarlık azalma yaşandı.

Mart ayında 4,9 milyar dolar cari açık verilmişken finans hesabında 8,9 milyar dolar azalma oldu.

KURAL: “Cari İşlemler Hesabı’’ ve “Sermaye Hesabı”nın toplamı “Finans Hesabı” kalemine eşit olmalıdır.

Merkez Bankası, bu denklemin her zaman eşit olmayabileceğini vurguluyor: “Ancak, verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta; sonuç itibarıyla oluşan farklar Net Hata ve Noksan (NHN) kalemine “kalıntı” şeklinde yansımaktadır. Bu kalem, finans hesabından, cari işlemler hesabı ve sermaye hesabının çıkarılmasıyla elde edilmektedir.

Merkez Bankası Net Hata ve Noksan kalemi için şu açıklamayı yapıyor:”Net Hata ve Noksan terimi derleyiciler kaynaklı bir hata şeklinde yorumlanmamalıdır; söz konusu kalıntının eksik veri kaynakları ve raporlama kalitesinin düşük olması gibi diğer etkenler tarafından kaynaklanıyor olması çok daha sıklıkla gözlenmektedir

Buna göre, Mart ayı verisi KURAL eşitliğini sağlıyor mu?

Hayır, sağlamıyor:

Net Hata Noksan = -8913 milyon dolar – (-4923 milyon dolar – 3 milyon dolar)

Net Hata Noksan = -3987 milyon dolar

Tarihsel olarak, aylık bazda bakıldığında KURAL sağlanmamış gözüküyor.

Ancak, yıllık toplam olarak bakıldığında KURAL sağlanıyor:

Dolayısıyla yıllık olarak cari işlemler dengesindeki gelişmelerin hangi finans kalemlerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu anlama şansımız var.

Dr. Fulya Gürbüz

2019 yılında ekonomimiz %0,9 büyüdü

TÜİK’in açıkladığı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerine göre 2019 yılının 4. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,0 büyüme kaydetti. Böylece GSYH 2019 yılı genelinde ortalama %0,9 büyüme kaydetmiş oldu.

2019 yılı genelinde hanehalkı tüketimi yıllık ortalama %6,5, devlet harcamaları %4,6, mal ve hizmet ihracatı %6,6 artış kaydetti; mal ve hizmet ithalatı yıllık ortalama %2,3, gayri safi sabit sermaye oluşumu ise %12,2 daralma yaşadı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise bir önceki çeyreğe göre %1,9 artış kaydetti.

2018 yılında cari fiyatlarla 3,72 trilyon TL mal ve hizmet üretilmişken bu değer 2019 yılında 4,28 trilyon TL seviyesine yükseldi. ABD doları cinsinden bakıldığında GSYH 2018 yılında 789,0 milyar dolar iken 2019 yılında 753,7 milyar dolar seviyesine geriledi.

2019 yılının ilk yarısında ihracat desteğiyle büyüyen Türkiye ekonomisi özellikle son çeyrekte artan hanehalkı harcamalarının tetiklediği ithalatın desteğiyle büyüme kaydedildi. Yılın ilk üç çeyreğinde ortalama %4,2 daralan hanehalkı tüketim harcamaları son çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,8 artış kaydetti. Bu artışta 2018 yılı son çeyreğindeki düşük baz etkisinin rol oynadığını belirtelim. Mal ve hizmet ithalatı son çeyrekte %29,3, mal ve hizmet ihracatı %4,4 artış kaydetti.

İç talep destekli üretim artışı sürüyor

TÜİK 2019 yılı Aralık ayına ilişkin sanayi üretimi, perakende ticaret ve dış ticaret endekslerini yayınladı. Veriler birbirleriyle yakından ilişkili. Yani herhangi birisinde bir değişimi diğerlerinde de görebiliyoruz. Endekslerdeki seyri daha net anlayabilmek için takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış verileri dikkate alarak başlayalım.

Perakende satışlardaki hızlanma sanayi üretimini artırdı…

Perakende satışlar Aralık ayında bir önceki aya göre %1,1, bir önceki yılın aynı ayına göre %11 artış kaydetti. Gıda, içecek ve tütün satışlarında bir önceki aya göre %1, internet ve posta üzerinden satışlarda %2,5 oranlarında düşüş yaşandı. Önceki aya göre otomotiv yakıtı satışında %0,6, tıbbi ürünler ve kozmetikte %1,8, tekstil, giyim ve ayakkabıda %1,4, hırdavat, boya ve cam, elektrikli eşya ve mobilyada %5,4, bilgisayar, kitap ve iletişim aygıtlarında %2,1 artış kaydedildi.

Sanayi üretimi tarafında ise enerji üretiminde bir önceki aya göre %1,3 düşüş yaşanırken; dayanıklı tüketim malı imalatında %7,4, sermaye malı imalatında %3, ara malı imalatında %1,9, dayanıksız tüketim malı imalatında %1,4 artış yaşandı.

Dış ticaret endeksleri iç talepteki artışı destekledi…

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi bir önceki aya göre %0,6, ithalat miktar endeksi ise %1,0 artış kaydetti.

Tüketim malları ihracatı önceki aya göre %2,2 azalırken, sermaye malları ihracatı %0,3, ara malları ihracatı %4,3 artış kaydetti.

İthalat tarafında ise tüketim malları ithalat miktarı önceki aya göre %6,0 artarken, ara mallar ithalatı %0,3, sermaye malları ithalatı %4,3 azaldı.

Dolayısıyla perakende satışlardaki %1,1’lik artışın bir kısmının ithal tüketim malları ile bir kısmının da yurt içinde üretilen tüketim malları ile karşılandığını anlıyoruz.

Sermaye malı üretimindeki artışın ise yurt dışı talepten ziyade yurt içi talebi karşılamak amacıyla reel sektörün sermaye yatırımlarını artırmakta etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Ara malı imalatındaki artışın ise ara malı ihracatını desteklediğini anlıyoruz.

Riskler

İç talepteki artış şimdilik ekonomiyi destekliyor ancak koronavirüs salgınının ekonomik etkisine dair belirsizlik sürüyor. Nitekim en büyük ticaret ortağımız olan Almanya ekonomisinin resesyona girme riski artıyor.

Suriye ile ilgili olumsuz gelişmelere bağlı olarak Türk lirasında kırılganlık artıyor.

Gelecek hafta 19 Şubat Çarşamba günü Merkez Bankası para politikasını görüşmek üzere toplanacak. Faiz indirimine gidilmesi halinde Türk lirasında yaşanan değer kaybında hızlanma görebiliriz. Bu da iç talepte yavaşlama getirebilir.

Dr. Fulya Gürbüz