Merkez Bankasının iyimserliğini riskler bozacak

Merkez Bankası 2020 yılı III. çeyrek Enflasyon Raporu’nu yayınladı. Rapor önemli çünkü Merkez Bankasının hem makro ekonomik görünüme dair görüşlerini hem de varsayımları dahilinde enflasyona yönelik öngörülerini okuyabiliyoruz.

2020 yılı III. Çeyrek Enflasyon Raporu’nda Merkez Bankası enflasyon tahminlerini II. çeyrek Enflasyon Raporu tahminlerine göre yukarı revize etti:

. 2020 yıl sonu enflasyon tahmini 1,5 puanlık artışla %7,4’ten %8,9’a yükseldi. Tahmini yukarı çeken faktörlerin 0,5 puanı tüketici enflasyonundan, 0,2 puanı gıda enflasyonundan, 0,3 puanı çıktı açığından, 0,2 puanı birim maliyetlerinden, 0,3 puanı yılın ikinci çeyreğindeki tahmin sapması ve enflasyonun ana eğilimindeki yükselişten kaynaklandı.

. 2021 yılı enflasyon tahmini ise 0,8 puanlık artışla %5,4’ten %6,2’ye yükseldi. 0,8 puanlık artışın 0,1 puanı petrol fiyatlarına bağlı olarak Türk lirası cinsi ithalat fiyatları varsayımında yapılan artıştan, 0,2 puanı gıda enflasyonu varsayımının %7’den %8’e çıkarılmasından, 0,2 puanı toplam talep koşullarında öngörülen toparlanmanın güçlenmesiyle çıktı açığının yukarı yönlü güncellenmesinden, 0,3 puanı ise yakın dönemdeki gerçekleşmelerin etkisiyle enflasyonun ana eğilimindeki artıştan kaynaklandı.

Merkez Bankasının beklentilerinin altında yatan varsayımlarını ve yorumlarımı sıralayayım:

. “Salgında hareketliliği yeniden kısıtlamayı gerektirecek ikinci bir dalga olmayacak” (Ekonomiler ikinci bir dalgayı kaldırabilecek güçte değil).

. “Küresel ekonomi yılın ikinci yarısında toparlanmaya devam edecek” (Toparlanma olsa bile ekonomik aktivite pandemi öncesi seviyelerine ulaşamayacak).

. “Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin atmakta olduğu genişletici parasal ve mali adımlara karşın, bu politikaların etkinliğine ve toparlanmaya ilişkin belirsizliklerin sürmesi nedeniyle ülke risk primindeki iyileşme kademeli olarak gerçekleşecek” (TL’deki gelişmeler risk primindeki iyileşmenin kademeleri üzerinde baskı oluşturacak).

. “Salgının seyrine ve ekonomik etkilerine ilişkin belirsizlikler, varsayımlara ve tahminlere dair belirsizliği de belirgin şekilde artırıyor”

. “Ekonomideki toparlanmanın yılın ikinci yarısında devam edeceği tahmin edilmekle birlikte, toparlanma hızı, normalleşmenin süreci yurt içindeki ve yurt dışındaki seyrine bağlı olacak” (Euro Bölgesinde olası bozulma sinyalleri, ABD seçimleri ve Türkiye’de olası bir erken seçim kararı yatırım harcamalarını durduracak, ekonomik aktiviteyi zayıflatacak, bütçe açığındaki deliği daha da büyütecek, TL üzerindeki baskıyı artıracaktır).

. “Salgına bağlı tedbirlerle kısa vadede etkili olan arz yönlü unsurlar, normalleşme sürecinin devamıyla kademeli olarak ortadan kalkacak” (İyimser senaryoda bile arz yönlü unsurlar kısa vadede ortadan kalkmayacak).

. “Enflasyon, Temmuz ayından başlayarak düşüş eğilimine girecek.” (İyimser senaryoda yıllık bazda düşme ihtimali var ancak olası her risk aylık bazda fiyat artışlarını getirecek).

Merkez Bankası, enflasyon tahminleri üzerindeki temel riskleri ise şöyle sıralıyor:

. Salgınının seyrine ve normalleşme adımlarına dair belirsizlikler;

. Küresel büyüme görünümüne ilişkin riskler;

. Talep kompozisyonu, büyüme ve işgücü piyasası görünümüne ilişkin belirsizlikler;

. Kredi arzı ve kompozisyonuna yönelik riskler;

. Gıda fiyatlarının seyrine dair riskler;

. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarına ilişkin riskler;

. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarına dair belirsizlikler ve ülke risk primindeki oynaklıklar;

. Ham petrol ve ithalat fiyatlarındaki oynaklıklar;

. Para ve maliye politikası eşgüdümüne (mali duruş, yönetilen/yönlendirilen fiyat, ücret ve vergi ayarlamaları) dair riskler.

Dolayısıyla varsayımlar olası olumlu senaryoyu ortaya koyarken olası riskler Merkez Bankasının enflasyon tahminlerini yukarı revize etmekte etkili olacak, bu da politika faizi üzerinde baskı yaratacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Koronavirüs salgını etkisiyle bozulan makro-ekonomik veriler büyüme beklentilerini aşağı çekiyor

11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’nün koronavirüsü salgın olarak ilan etmesinin ardından vaka sayısının hızını artırması ve izolasyonun devreye girmesiyle birlikte bozulan makro-ekonomik veriler salgının ekonomi üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaya başladı.

Başta Çin’in fabrikaları kapatmasıyla başlayan arz şokları, izolasyonla birlikte daralan talebin şirket gelirlerini aşağı çekmesi, hane halkı ve şirketlerin artan finansman ihtiyacı, merkez bankaların koordineli hareket etmesine ve mali yardım paketlerinin devreye girmesine sebep oldu ve olmaya devam etmekte.

Mart ayının bitmesiyle birlikte ilk gelen makro-ekonomik veriler Mart ayında küresel bazda hizmet ve imalat sektörünün durma noktasına geldiğini ortaya koydu, ABD’de Mart ayında işsizlik oranı %3,5’ten %4,4’e yükseldi, 10 milyon kişi işsizlik başvurusu yaptı.

Her gelen haber ve veriyle birlikte uluslararası kuruluşlar 2020 yılı ekonomik büyüme tahminlerini yayınlamaya başladılar. OECD, koronavirüsün etkisiyle kapanan işletmelerin gelişmiş ve büyük ölçekli gelişen ekonomilerde üretimin %15 azalacağı ihtimaline yer veriyor; küresel bazda ortalamada %25’lik üretim kaybına dikkat çekiyor,

Aşağıdaki tablo, Mart ve Nisan aylarında ekonomi odaklı kuruluşların GSYH büyüme tahminlerini gösteriyor.:

Oxford Economics, 6 Nisan tarihli makalesinde, Çin ekonomisinin 2020 yılı ilk çeyreğinde mevsimsellikten arındırılmış olarak önceki çeyreğe göre %9 daralacağını, ikinci çeyrekte ise önceki çeyreğe göre çift haneli bir daralma yaşayacağını kaydetti. Yılın ikinci yarısında ise küresel ekonomide hızlı bir iyileşme varsayımına bağlı olarak, 2020 yılı genelinde Çin ekonomisinin %1,1 daralacağı tahmin ediliyor.

The Economist, 4 Nisan tarihli makalesinde Mart ayında 18 yatırım bankası ve ekonomi danışmanlığı ile gerçekleştirdiği 2020 yılı büyüme tahmini anket sonucunu yayınladı. Euro Bölgesi’nin 2020 yılında medyan değer olarak %5, İngiltere’nin %4’e yakın, ABD’nin %3, Japonya’nın %3’e yakın daralacağı; Çin ekonomisinin ise %3’e yakın büyüme kaydedeceği bekleniyor. Aşağıdaki tabloya adresinden ulaşabilirsiniz.

JP Morgan ise, 19 Mart tarihinde Türkiye ekonomisinin 2020 yılı ikinci çeyreğinde önceki çeyreğe göre %17,2 daralacağını beklentisini ortaya koymuştu.

simditahmin.com‘a göre Türkiye ekonomisi 1Ç2020’de bir önceki çeyreğe göre %4,3, bir önceki yılın aynı ayına göre %8,3 büyüdüğü tahmin ediliyor. İzolasyonun Nisan ayı ile birlikte yaygınlaşması ekonomik aktivitenin ikinci çeyrekte sert bir daralma yaşamasına sebep olacağını tahmin etmek zor değil. Ne kadar sert bir daralma yaşanabileceğini ise uluslararası danışmanlık şirketi Kearney’in Mart ayı raporunda görebiliyoruz. Raporda koronavirüsün başlıca otomotiv, turizm, perakende ve ulaştırma sektörleri olmak üzere Türkiye ekonomisine olası etkileri inceleniyor. Koronavirüsün ekonomi üzerinde;

. 2-3 ay etkisi olması durumunda V-şeklinde hızlı bir düzelme ile GSYH büyümesine %3-5,

. 4-5 ay etkisi olması durumunda U-şeklinde bir durgunluk dönemi ile GSYH’ye %6-8,

. 9 aydan daha uzun sürmesi halinde L-şeklinde bir gerileme dönemi ile GSYH’ye %14-16 aralığında negatif etkisi olacağı tahmin ediliyor.

Kearney şirketlere koronavirüs salgını etkisinden daha az zarar görebilmelerini sağlayacak bir reçete de sunuyor: Dahil olunduğunuz sektörde gücünüzü artırın, tedarik zincirini değerlendirin, hedeflerinizi gözden geçirin, hayatta kalma planı oluşturun.

Dr. Fulya Gürbüz

Koronavirüs ekonomiyi daraltırken piyasaları çalkalıyor

Ne olmuştu?

31 Aralık 2019’da Çin hükumetinin gizemli pnömonisi olan 41 hasta konusunda Dünya Sağlık Örgütü’nü bilgilendirmesinin ardından Çin, 7 Ocak’ta hastalığa sebep olan virüsün yeni tip koronavirüs olduğunu belirlemiş, 11 Ocak’ta da virüs kaynaklı ilk can kaybını duyurmuştu. 2 Şubat’ta ise Çin dışında ilk Filipinler’den can kaybı haberi geldi. 11 Şubat’ta Dünya Sağlık Örgütü koronavirüs hastalığını COVID-19 olarak duyurdu. Çin dışında koronavirüs vakalarının hızla artmaya başlamasıyla Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart’ta COVID-19’u salgın olarak ilan etti.

www.worldometers.info/coronavirus/ sitesinde dünya genelinde günlük olarak koronavirüs salgınından etkilenen kişi sayısı yayınlanıyor. 6 Nisan verilerine göre 208 ülke ve bölge genelinde toplam 1.329.199 kişiye teşhis konulurken 73.824 kişi hayatını kaybetti, 277.295 kişi tedavi edildi. Türkiye’de ise 30.217 kişiye teşhis konulurken 649 kişi hayatını kaybetti.

Can kayıplarının azalması amacıyla ekonomi çarkının durma noktasına geldiği mevcut durumda ekonomi ve finansal piyasalar nasıl etkileniyor?

Hisse senetleri 31 Aralık sonrasında sert değer kayıpları yaşadı…

Hisse senetleri Çin’in Dünya Sağlık Örgütü’ne ilk vakayı bildirdiği 31 Aralık 2019’dan 3 Nisan 2020 bitimine kadarki süreçte hisse senetleri piyasaları; ABD’de Dow %26, Almanya’da DAX %28, Brezilya’da Bovespa %40, Güney Afrika’da FTSE/JSE %22, Çin’de Şangay %9, Filipinler’de PSEi %32, Hindistan’da Nifty50 %34, İngiltere’de FTSE100 %28, Japonya’da Nikkei %25, Rusya’da RTS %31, Türkiye’de BIST100 %22 kayıp yaşadı. 5 Nisan koronavirüs vaka sayılarında yavaşlama sinyallerinin alınmasının ardından 6 Nisan günü hisse senedi piyasalarında yükselişler yaşandı.

COVID-19 salgını belirsizliği sebebiyle merkez bankaları koordineli hareket ederek likiditeyi rahatlattı, ülkeler yardım paketlerini devreye aldı…

15 Mart’ta Amerika, Avrupa, İsviçre, Japonya ve Kanada merkez bankaları küresel bazda dolar likiditesini artırmak adına koordineli swap düzenlemelerini ilan ettiler; Fed politika faizini %0 seviyesine çektiğini ve 700 milyar dolarlık parasal genişlemeyi devreye aldığını duyurdu.27 Mart’ta ise ABD Başkanı Trump 2 trilyon dolar tutarında koronavirüs yardım paketini imzaladı. Avrupa Merkez Bankası 12 Mart’ta yıl sonuna kadar 120 milyar Euro tutarında varlık alımı yapacağını, 18 Mart’ta ise Pandemi Acil Satın Alma Programı kapsamında 750 milyar Euro büyüklüğünde tahvil alımı yapacağını duyurdu. İngiltere Merkez Bankası, 19 Mart’ta politika faizini %0,1 seviyesine indirdi ve 645 milyar pound tutarında parasal genişlemeyi devreye aldı. Kanada Merkez Bankası Mart ayında ardı ardına indirimlerle en son 27 Mart’ta politika faizini %0,25 seviyesine düşürdü, 18 Mart tarihinde işçi ve şirketlere toplam 56 milyar dolarlık yardım paketini devreye aldıkları duyuruldu. Japonya Merkez Bankası ise 6 Nisan tarihinde 10 milyar doları hane halkı ve küçük ölçekli şirket sahiplerine nakit ödenmek üzere toplam 989 milyar dolarlık yardım paketini devreye alacaklarını duyurdu. Türkiye’de Merkez Bankası 17 Mart’ta politika faizini %9,75’e düşürdü, hükumet 100 milyar TL (15 milyar dolar) yardım paketini ilan etti. Ek olarak Almanya 814 milyar dolar, İspanya 220 milyar dolar, Fransa 50 milyar dolar, Güney Kore 80 milyar dolar, Hindistan 22,5 milyar dolar, Hollanda 10-20 milyar dolar, İtalya 28 milyar dolar, İrlanda 3,3 milyar dolar,  büyüklüğünde yardım paketlerini devreye aldıklarını duyurmuşlardı.

31 Aralık 2019’da %1,9 seviyesindeki ABD 10-yıl vadeli tahvilin faizi, Fed’in 15 Mart’ta politika faizini sıfır seviyesine indirmesinin ardından, %0,6 seviyesine geriledi. Türkiye’de ise artan bütçe açığı ve artan finansal risk sebebiyle Türk lirasında değer kaybı yaşanırken tahvil faizleri yükseliyor.

Hizmet ve mal üretimi durdu, işsizlik arttı…

Küresel imalat sanayi (JP Morgan PMI endeksi) 2020 yılı ilk üç ayında durgunluk bölgesinden daralma bölgesine geriledi. Küresel hizmet sektörü ise aynı dönemde büyüme bölgesinden daralma bölgesine sert düşüş yaptı. Küresel imalat ve hizmet sektörlerinde işsizlik arttı. Türkiye’de imalat ve hizmet PMI endeksleri de aynı kaderi paylaşarak daralmayı sürdürdü. Ekonomik aktivitedeki zayıflama petrol fiyatlarının %50’den fazla kayıpla (Brent) varil başına 30 doların altına gerilemesinde etkili oldu. ABD’de işsizlik oranı Şubat ayındaki %3,5 seviyesinden Mart ayında %4,4 seviyesine yükseldi. Mart ayında 701.000 istihdam kaybı yaşandı, 10 milyon kişi işsizlik başvurusu yaptı. Türkiye’de Mart ayı PMI verileri imalat sanayinde işe alım sinyalleri vermiş olsa da Nisan ayında azalma görme ihtimali var.

Dr. Fulya Gürbüz

Küresel Koronavirüs Salgını krizinden alınacak dersler

Koronavirüs salgını öncesinde, artan politik riskle birlikte Kanal İstanbul projesinin bütçeyi olumsuz etkileyeceği, dolayısıyla da Türk lirasının artan kırılganlığından bahsedip, yapısal reformlara gönderme yapıyorduk. Koronavirüs salgını, küresel ekonomik büyümeyi hızla aşağı çekecek. Geliri giderlerini karşılayamayan ve ihraç ettiğinden daha fazlasını ithal etmek zorunda kalan Türkiye ekonomisi artık bu ezberi bozmalı. Ekonomik olarak daralmak, ‘gelirin azalması sebebiyle sabit harcamaları karşılayabilmek için daha fazla borçlanmak’ demek. Bu hem hane halkı hem de devlet bütçesi için geçerli. Tek, fark hane halkının gıdasından kesecek kadar fakirleşmesi.

Dolayısıyla, daha fazla fakirleşmeden ayağa kalkıp toparlanma zamanı geldi. Nasıl mı? Elbette krizi fırsata çevirerek:

. Salgın ve doğal afetlere yönelik hareket planının, en hızlı şekilde Türkiye’nin her noktasında eş zamanlı olarak devreye girmesini sağlayacak sistemin oluşturulması,

. Kaliteli işgücü yetiştirmek amacıyla kalite odaklı eğitim sisteminin devreye alınması,

. İthal girdiye bağımlılığın azalacağı, yüksek teknolojili milli üretime geçişi sağlayacak ekonomik altyapının ivedilikle oluşturulması.

Ekonomiye yeni tehdit: Koronavirüs

Küresel ekonomiyi ve piyasaları etkileyen üç faktör ön plandaydı:

. ABD-Çin ticaret savaşı

. Anlaşmasız Brexit olasılığı

. ABD-İran gerginliği ve ardından Libya’daki petrol sahalarının devreden çıkması

ABD ve Çin arasında ilk faz anlaşma imzalandı, İngiltere’nin anlaşmasız Brexit ihtimali ortadan kalktı ve petrol arzına yönelik endişeler azaldı.

Evet, mevcut riskler azaldı ancak küresel ekonomi üzerinde yeni bir tehdit doğdu:

Çin’de ortaya çıkan ve okyanusu aşıp ABD’ye de sıçrayan öldürücü koronavirüs salgını.

Her ne kadar IMF, 2020 yılı için küresel ekonomik büyüme tahminini %3,4’ten %3,3’e düşürmüş olsa da tedavi bulunana kadar olası salgının ekonomiler üzerindeki etkisi olumsuz olabilir. Ne kadar kötü olabilir sorusuna cevap bulmaya çalışalım.

Salgın hastalıkların ekonomi üzerindeki etkisine ilişkin olarak IMF’nin (Uluslararası Para Fonu) Haziran 2018’de yayınladığı “Epidemics and Economics” (Salgın ve Ekonomi) başlıklı makalede, dünya genelinde grip salgınının yıllık maliyetinin yaklaşık 500 milyar dolar (küresel GSYH’nin yüzde 0,6’sı) tahmin edildiği yazıyor. Makalede yer alan bir diğer veri de Liberya’dan. 2013-2014 yıllarında Liberya’da yaşanan Ebola salgınının ülke GSYH’sini yüzde 8 daraltmasına rağmen ülkede ölüm oranının aynı dönemde düştüğü kaydediliyor.

Dolayısıyla, salgın ve salgın hastalıklarının sonuçları farklılıklar gösterebiliyor. Benzer durum ekonominin genelinde de göze çarpıyor. Örneğin, yine makalede yer aldığı üzere, ilaç sektörü böyle bir durumdan finansal olarak fayda sağlarken, sağlık ve hayat sigortası şirketleri ile hayvancılık sektörü ağır bir finansal yük altına girebiliyor. Bunlara ek olarak, sağlık hizmetlerine daha az erişimi olan ve düşük gelir grubundaki insanların salgınlardan orantısız olarak olumsuz bir şekilde etkilendikleri ifade ediliyor.

Umudumuz virüse yönelik tedavi ve önlemlerin en kısa zamanda cevap vermesi.

Dr. Fulya Gürbüz