Cari işlemler açığının ilacı Türk lirasına güvende

Merkez Bankası Ağustos ayı ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Türkiye’deki yerleşiklerin yurt dışı yerleşikler ile yaptığı ekonomik faaliyetler sonucunda Ağustos ayında 4,6 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedildi. Diğer bir ifadeyle, Ağustos ayında yurt dışı yerleşiklerle yapılan ekonomik faaliyetlerin etkisiyle nette 4,6 milyar dolar gider kaydedildi. Temmuz ayında cari işlemler açığı 1,9 milyar dolar seviyesindeydi. Son veriyle birlikte, Ocak – Ağustos döneminde toplam 26,5 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmiş oldu.

Kaynak: TCMB, TDM

Ağustos ayında kaydedilen 4,6 milyar dolar net gider oluşumunun sebeplerini “Ödemeler Dengesi” raporunun alt kalemlerindeki gelişmeleri inceleyerek özetleyelim:

. Ağustos ayında ihracat ile ithalat arasındaki farkı ifade eden dış ticaret açığından dolayı Türkiye’den yurt dışına 5,3 milyar dolar ödeme yapıldı. Diğer bir anlatımla, yurt dışına yapılan ihracat miktarından 5,3 milyar dolar daha fazlası tutarında Türkiye’ye ithal girişi oldu.

. Hizmet tarafında ise “Seyahat” gelirlerinde 1,1 milyar dolar net gelir elde edilmesine bağlı olarak Mal ve Hizmet Dengesindeki açık 5,3 milyar dolardan 4,3 milyar dolara gerilemiş oldu.

. Diğer gelir ve gider farklarını da dikkate aldığımızda cari işlemler dengesi Ağustos ayında 4 milyar 631 milyon dolar açık vermiş oldu.

Peki, söz konusu 4,6 milyar dolarlık cari işlemler açığı Ağustos ayında finanse edilebildi mi?

HAYIR. Ödemeler Dengesi raporunda “Finans Hesabı” Ağustos ayında 117 milyon dolar olarak gözükmektedir. Finans hesabının bakiyesi net finansal varlık edinimi eksi net yükümlülük oluşumu olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla, eksi (artı) bakiye net girişe (çıkışa) işaret etmektedir. Bu açıklamaya göre, Ağustos ayında nette 117 milyon dolar finans hesabından çıkış yaşandığını anlıyoruz. Detayları sıralayalım:

. Uzun vadeli yatırımları ifade eden “Doğrudan Yatırımlardan” Ağustos ayında nette 374 milyon dolar giriş sağlandı. Alt dağılımını incelediğimizde, yurt içi yerleşikler Ağustos ayında yurt dışına 161 milyon dolarlık doğrudan yatırım yaparken, yurt dışı yerleşikler aynı dönem Türkiye’de 536 milyon dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştirdiler. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye yaptığı yatırımlar Türkiye’nin yükümlülüğü, yurt içi yerleşiklerin yurt dışına yaptığı yatırımlar ise Türkiye’nin alacağı sayılıyor.

. Ağustos ayında “Portföy Yatırımlarından” 1 milyar 973 milyon dolar çıkış oldu. Alt detaylarda, yurt içi yerleşikler yurt dışı piyasalardan 717 milyon dolar kısa vadeli portföy edinimi sağlarken yurt dışı yerleşikler Türkiye’deki portföy yatırımlarını 1 milyar 256 milyon dolar azalttı.

. Efektif ve Mevduatlar, Krediler ve Ticari Kredilerden oluşan “Diğer Yatırımlar” kaleminde ise Ağustos ayında 1 milyar 482 milyon dolar net giriş kaydedildi. Efektif ve Mevduatlara Ağustos ayında 784 milyon dolar giriş olurken, Krediler için nette 775 milyon dolar çıkış, Ticari Kredilerde ise ithalat kaynaklı olarak 1 milyar 464 milyon dolar net borçlanma gerçekleştirildi.

Yukarıdaki üç maddedeki veriler alt alta toplandığında Finans Hesabından Ağustos ayında 117 milyon dolar net çıkış olduğunu buluyoruz.

Eksi (-) 4 milyar 631 milyon dolar olan Cari İşlemler Hesabı ve eksi (-) 9 milyon dolar olan Sermaye Hesabı toplamına 117 milyon dolarlık Finans Hesabından çıkış tutarını eklediğimizde Ödemeler Dengesi Raporunda yer alan üç ana kalemin toplamı olan eksi (-) 4 milyar 757 milyon dolar büyüklüğüne ulaşıyoruz.

Yine Ödemeler Dengesi tablosunda yer aldığı üzere, Ağustos ayında “Rezerv Varlıklar” kaleminden 7 milyar 602 milyon dolar net çıkış yaşandı. Rezerv Varlıklardaki söz konusu net çıkıştan (Cari İşlemler Hesabı + Sermaye Hesabı + Finans Hesabı) toplamını veren eksi (-) 4 milyar 757 milyon doları çıkardığımızda Ödemeler Dengesi Tablosunda yer alan “Net Hata Noksan” değerine (-2 milyar 845 milyon dolar) ulaşıyoruz. Merkez Bankası “…verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta…” olmasından dolayı Net Hata ve Noksan kaleminin oluştuğunu ifade ediyor.

Dolayısıyla, Cari İşlemler Hesabı, Sermaye Hesabı, net Finans Hesabı değişimi ve Net Hata Noksan kalemlerinin toplamı Rezerv Varlıklardaki net değişime eşit oluyor.

Eylül ve Ekim aylarına ait veriler Ödemeler Dengesine yönelik ne söylüyor?

Ticaret Bakanlığı verilerine göre Eylül ayında dış ticaret açığı 4,88 milyar dolar seviyesine geriledi. Dolayısıyla dış ticaret açığındaki düşüş, cari işlemler açığında önceki aya göre düşüş etkisi yaratacak.

Ekim ayında ise Hazine’nin 2,5 milyar dolarlık tahvil yoluyla dış borçlanma gerçekleştirmesi, cari işlemler dengesinde eş değer miktarda iyileştirici bir etki yapacak.

Ödemeler Dengesi tablosunda hangi riskler göze çarpıyor?

Kovid-19 kaynaklı olarak turizm gelirlerinde toparlanma olasılığının düşük olması, düşük performanslı ihracat hacmi, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, jeopolitik riskler ve Türk lirasına olan güvensizlik Rezerv Varlıklara yönelik risklerin artmasında etkili oluyor. Rezerv Varlıklardaki azalmalar ise Türk lirası üzerindeki baskıyı artırarak kısır bir döngü içinde sıkışıp kalınmasına sebep oluyor. Kısacası cari işlemler açığındaki artışın önünü kesebilecek en önemli kriter güven ortamının kalıcı olarak sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi gündemi: Rezervler, borç, güven ve PMI endeksleri, dış ticaret, ABD işgücü verileri

28 Eylül 2020, Pazartesi

Ağustos ayı Uluslararası Rezerv ve Döviz Likiditesi verileri açıklanacak. Temmuz ayında resmi rezerv varlıkları 90,3 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu.

29 Eylül 2020, Salı

Eylül ayı Ekonomik Güven Endeksi açıklanacak. Endeks Ağustos ayında 85,9 değeri ile önceki aya göre 3,7 puan artış kaydetmişti.

30 Eylül 2020, Çarşamba

Eylül ayı SAMEKS Hizmet ve Sanayi Sektörleri Satın Alma Müdürleri Endeksleri açıklanacak. Geçen hafta açıklanan Eylül ayı IHS Markit ABD, Euro Bölgesi ve İngiltere imalat sektörleri PMI endeksleri sektörde iyileşmenin sürdüğünü gösterdi. Öte yandan endeks, söz konusu ülkelerin hizmet sektörlerinde KOVİD-19 kaynaklı bozulmanın devam ettiğini ve paralelinde işten çıkarmaların arttığını gördük. Eylül ayı Reel Kesim Güven Endeksi ve imalat sektörü kapasite kullanım oranlarındaki iyileşmenin SAMEKS Sanayi Endeksine de olumlu yansıması olası. SAMEKS Sanayi Endeksinde özellikle yeni siparişler ve istihdam alt endekslerindeki gelişmeler önemli. TÜİK tarafından geçen hafta açıklanan sektörel güven endekslerinde ise hizmet sektöründe güven yükselirken perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde düştüğünü gördük. Sektörel güven endeksleri ile SAMEKS Hizmet Endeksi verileri arasındaki ilişki kuvvetli olmasa da kayda değer bir iyileşme olasılığı düşük görünüyor.

Ağustos ayı dış ticaret verileri açıklanacak. Temmuz ayında 14,3 milyar dolar ihracat, 17,1 milyar dolar ithalat gerçekleştirilmişti. TİM verileri genel ticaret sistemine göre ihracatın Ağustos ayında Temmuz ayına göre 2,5 milyar dolar azalışa, merkezi yönetim bütçe verileri ise altın hariç ithalatta düşüşe işaret etmişti.

2020 yılı 2. çeyrek dış borç stoku açıklanacak. Mart ayında toplam dış borç stoku 431 milyar dolar seviyesindeydi. Özel sektörün uzun vadeli kredi borcunun 2. çeyrekte önceki çeyrek sonuna göre 4 milyar dolar azalma kaydetmesi, merkezi hükümet dış borç stokunun 4 milyar dolar azalması ve TCMB’nin Mayıs ayında 10 milyar dolar artan kısa vadeli dış borcunu dikkate aldığımızda aynı dönemde toplam dış borç stokunda kabaca 10 milyar dolar artış görme ihtimali var.

1 Ekim 2020, Perşembe

Eylül ayı imalat sektörü IHS Markit PMI verileri açıklanacak. Geçen hafta TCMB tarafından açıklanan mevsimsel etkilerden arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi verileri Eylül ayında imalat sanayi şirketlerinin güven algısında iyileşmenin sürdüğüne işaret etmiş, özellikle ihracat sipariş beklentilerindeki artışta hızlanma kaydedildiğini görmüştük. İmalat sektöründe mevsimsellikten arındırılmış kapasite kullanımının önceki aya göre iyileşmesini sürdürmesi söz konusu gelişmeyi desteklemişti. Bir diğer destek de yine geçen hafta açıklanan ve en büyük dış ticaret ortaklarımız olan Euro Bölgesi, İngiltere ve ABD imalat sektörlerine ait Eylül ayı IHS Markit verileriyle geldi. Almanya başta olmak üzere Euro Bölgesi genelinde imalat sektöründe iyileşme Eylül ayında da sürdü. İngiltere’nin imalat sektöründe de Eylül ayında Asya kaynaklı ihracat siparişlerinin desteğiyle imalat sektöründeki iyileşmenin devam ederken ettiğini gördük. ABD imalat sektöründe ise iyileşme Eylül ayında da sürse de ihracat siparişlerinde yavaşlama kaydedildi. Dolayısıyla öncü dış ticaret pazarlarımızın imalat sektöründeki iyileşme büyük olasılıkla Türkiye imalat sektörüne de olumlu yansıyacak.

TCMB ve BDDK, 25 Eylül 2020 tarihli haftalık para ve banka verilerini açıklayacak. Geçen hafta TCMB’nin politika faiz oranını 2 puan yükseltmesinin ardından 18 Eylül’de %10,39 olan TCMB’nin ortalama fonlama maliyeti 25 Eylül’de %10,88 seviyesine yükseldi. 18 Eylül 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

2 Ekim 2020, Cuma

ABD’de Eylül ayı istihdam verileri açıklanacak. Ağustos ayında istihdam önceki aya göre 463 bin kişi azalışla 1 milyon 371 bin kişi olmuştu.

Dr. Fulya Gürbüz

Bu hafta nakit bütçe, dış ticaret, işsizlik, cari açık ve AMB para politikası kararını takip edeceğiz

7 Eylül 2020, Pazartesi

Ağustos ayı nakit bütçe dengesi açıklanacak. Koronavirüs kaynaklı olarak giderlerin gelirlerden hızlı artması sebebiyle Şubat ayından bu yana aralıksız artan bütçe dengesi en son 30 Temmuz ayında 30,8 milyar TL açık verdi. Böylece 2019 yılı genelinde toplam 130,5 milyar TL açık veren nakit bütçe dengesi 2020 yılının ilk 7 ayında yeni bir rekor kırarak 140 milyar TL’lik bütçe açığı kaydetti. 

9 Eylül 2020, Çarşamba

Temmuz ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Nisan ayında KOVİD-19 kaynaklı kapatmaların etkisiyle dip yapan ihracat ve ithalat miktar endeksleri Mayıs ayında tedbirlerin gevşetilmesiyle kısmen, Haziran ayında ise daha sert yükseliş kaydetti. Birim değer endekslerinde bozulmanın ise Haziran ayında yavaşlayarak da olsa sürdüğünü gördük. Dış ticaret endeksleri hizmet dış ticaretini kapsamamaktadır.

10 Eylül 2020, Perşembe

Avrupa Merkez Bankası (AMB) para politikası kararını açıklayacak. Toplantıda politika faizinde değişiklik gelmeyecek ancak AMB’nin bölge ve küresel ekonomi değerlendirmelerine, enflasyon ve büyüme beklentilerine ve Banka’nın likidite ihtiyacını sağlamaya yönelik faaliyetlerinde olası yeniliklere odaklanacağız. AMB, 16 Temmuz tarihli olağan para politikası toplantısında enflasyonda yıllık %2 hedefini koruduklarını, %-0,5 (yüzde eksi 0,5) ile %0,25 aralığındaki politika faiz oranlarında ise değişiklik yapmadıklarını, toplam 1,35 trilyon Euro büyüklüğündeki Pandemi Acil Satın Alma Programını en az Haziran 2021’e kadar sürdüreceklerini, 20 milyar Euro değerindeki aylık net varlık alım programına politika faizlerini artırana kadar devam edeceklerini, son olarak da bankaların şirket ve hane halkına kredi vermeyi sürdürebilmeleri için yeniden finansman faaliyetlerine devam edeceklerini duyurmuştu. Makro-ekonomik veri tarafında, 2019 yılında ortalama yıllık %1,3 büyüyen Euro Bölgesi GSYH’si 2020 yılının ilk çeyreğinde yıllık %3,1, ikinci çeyreğinde de yıllık %15,0 daraldı. İkinci çeyrekte önceki çeyreğe göre daralma %12,1 oldu. AMB Başkanı Lagarde, 16 Temmuz tarihli para politikası toplantısı sonrasında yaptığı basın toplantısında üçüncü çeyrekte ekonomik toparlanma beklediklerini, enflasyonun ise önümüzdeki aylarda düşmeye devam edeceğini, 2021 yılı başlarında ise yükselme eğilimine gireceğini beklediklerini duyurmuştu. Temmuz ayında yıllık %0,4 artan tüketici fiyatları endeksinin Ağustos ayında yıllık %0,2 düşmesi Lagarde’ın ilk öngörülerini doğruladı. Lagarde, Mart-Haziran döneminde aldıkları tedbirlerin 2022 yılı sonuna kadar GSYH’ye %1,3, yıllık enflasyona ise %0,8 katkı yapacağını tahmin ettiklerini eklemişti.

Haziran dönemi (Mayıs-Haziran-Temmuz) işgücü verileri açıklanacak. Pandemi kaynaklı olarak işten çıkarma yasağının etkisiyle Mayıs ayında işsizlik oranı %12,89 ile önceki aya göre hemen hemen aynı kalmıştı. tradingeconomics.com işsizlik oranının Haziran döneminde %13,4 seviyesine yükseleceğini tahmin ediyor.

TCMB ve BDDK 4 Eylül 2020 tarihli haftalık para ve banka verilerini açıklayacak. 28 Ağustos tarihli verilere göre TL cinsi mevduat faiz oranı ile TL cinsinden tüketici kredi faiz oranı ortalama değerler olarak son dört haftadır yükselişini sürdürdü. Öte yandan kamu bankalarının yabancı para (YP) net genel pozisyon açığının önceki haftaya göre 3,1 milyar dolar azalarak 4,8 milyar dolara gerilemesi toplam bankacılık sektörünün YP net genel pozisyon açığının 0,4 milyar dolar seviyesine gerilemesinde etkili oldu. TCMB’nin brüt döviz rezervleri ise önceki haftaya göre 3,8 milyar dolar düşüş kaydederek 41,6 milyar dolar seviyesine geriledi. 28 Ağustos 2020 para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

11 Eylül 2020, Cuma

Temmuz ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak. Haziran ayında cari işlemler hesabı 2,9 milyar dolar açık vermişti. Temmuz ayında dış ticaret açığındaki hafif gerileme, cari işlemler açığında da paralel bir etki yaratacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi gündemi: Güven endeksleri, kapasite kullanım oranı ve turizm

24 Ağustos 2020, Pazartesi

Temmuz ayı turizm verileri açıklanacak. 2019 yılında Türkiye’yi ziyaret eden turist sayısı aylık ortalama 3 milyon 755 bin seviyesindeyken pandemi sebebiyle Haziran 2020’de 215 bin kişi olarak kaydedildi.

25 Ağustos 2020, Salı

TCMB Ağustos ayı imalat sektörü kapasite kullanım oranı (KKO) açıklanacak. Pandemi kaynaklı kapatmaların etkisiyle Nisan ayında 61,6 seviyesine kadar gerileyen KKO, sonrasında izolasyonun esnetilmeye başlamasıyla en son Temmuz ayında 70,7 seviyesine kadar yükseldi. KKO’nun 2019 yılı genel ortalaması 75,9 olarak gerçekleşmişti.

TCMB Ağustos ayı Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) açıklanacak. Mevsimsellikten arındırılmış RKGE, Nisan ayında 62,3 seviyesine geriledikten sonra Temmuz ayında 99,4 seviyesine yükselmişti. Endeksin 100 seviyesinin üzerindeki değerler sektörde büyümeye, altındaki değerler ise daralmaya işaret ediyor. Ağustos ayı RKGE tahmininde Ağustos ayı verilerinin güncel olduğu iki veriye odaklanacağım. Bunlardan ilki talep tarafını gösteren bankacılık sektörü kredi hacmi verileri. Kredi hacmi, Temmuz ayında düşük faiz oranlarının etkisiyle hızlanma kaydetmiş, Ağustos ayının ilk yarısında ise TCMB hamlelerine bağlı olarak yavaşlama göstermişti. Dolayısıyla Ağustos ayında kredi talebinde önceki aya göre yavaşlayarak da olsa artış olduğunu görüyoruz. Bir diğer öncü ipucu da IHS Markit satın alma müdürleri endeksi (PMI) verilerinden geliyor. Geçen hafta açıklanan en büyük ticaret ortağımız olan Almanya’ya ait Ağustos ayı öncü PMI verileri imalat sektöründe özellikle Çin ve Türkiye’den gelen siparişlerdeki artışa bağlı olarak üretim ve ihracatında artış olduğu kaydedildi. Dolayısıyla imalat sektörü üretiminde aktivitenin Ağustos ayında da sürdüğünü anlıyoruz. Bu iki ipucuna göre Ağustos ayında RKGE’de iyileşme ihtimali var.

TÜİK Ağustos ayı sektörel güven endeksleri açıklanacak. Mevsim etkilerinden arındırılmış hizmet sektörü güven endeksi önceki aya göre %20 artışla 66,7, perakende ticaret sektörü güven endeksi önceki aya göre %10 artışla 94,6, inşaat sektörü güven endeksi önceki aya göre %12 artışla 87,0 seviyesine yükselmişti. Endeksin 100’den büyük olması sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması ise kötümserliğini göstermektedir.

27 Ağustos 2020, Perşembe

TCMB ve BDDK 21 Ağustos 2020 tarihli haftalık para ve banka verilerini açıklayacak. Toplam döviz tevdiat hesapları 14 Ağustos’ta önceki aya göre 873 milyon dolar azalışla 214,7 milyar dolara gerilemiş, gerçek kişilerin yurtiçi döviz tevdiat hesapları önceki aya göre 645 milyon dolar azalışla 105,6 milyar dolar olmuştu. Bankacılık sistemi yabancı para net genel pozisyon açığı 14 Ağustos’ta önceki aya göre 4 milyar dolar azalışla 4,3 milyar dolar seviyesine gerilemişti. Bu düşüşte kamu bankalarının yabancı para net genel pozisyon açığının 3,7 milyar dolar azalarak 8,5 milyar dolara gerilemesi etkili oldu. TCMB uluslararası rezervleri ise aynı dönemde 3,6 milyar dolar azalışla 88,2 milyar dolar seviyesine geriledi. Bu düşüşte altın rezervlerinin önceki haftaya göre 2,4 milyar dolar azalışla 42,8 milyar dolar, brüt döviz rezervlerinin ise 1,2 milyar dolar azalışla 45,4 milyar dolar seviyesine gerilemesi etkili oldu. 14 Ağustos 2020 para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

28 Ağustos 2020, Cuma

TÜİK Ağustos ayı Ekonomik Güven Endeksi verilerini açıklayacak. Temmuz ayında endeks 82,2 seviyesine gerilemişti. Ekonomik Güven Endeksi’nin alt endekslerini Tüketici Güven Endeksi, Reel Kesim Güven Endeksi ve Sektörel Güven Endeksleri oluşturmaktadır. Geçen hafta açıklandığı üzere Tüketici Güven Endeksi Ağustos ayında aylık 1,3 puan azalışla 59,6 seviyesine geriledi. Bu verinin etkisinin endeks üzerinde sınırlı olacağını düşünüyorum zira Ekonomik Güven Endeksi, alt endekslerine bakıldığında Hizmet Sektörü Güven Endeksi ile görece olarak daha yakın hareket etmektedir. Dolayısıyla Salı günü açıklanacak olan Sektörel Güven Endeksleri verilerindeki seyir önemli olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Bütçe açığındaki artışı sadece koronavirüse mi bağlayalım?

Merkezi yönetim bütçesi Mart ayında 44 milyar TL açık vermesinin ardından Nisan ayında da 43 milyar TL açık verdi. 15 Mayıs’ta açıklanan Nisan ayı Hazine nakit dengesi bu veriyi bize önceden duyurmuştu.

2014 yılından itibaren, bütçe giderleri ile gelirleri arasındaki makasın açılması koronavirüsün etkili olmaya başladığı Mart ve Nisan aylarında artarak sürdü. Demem o ki koronavirüs, bütçe açığını tetiklemedi, bütçe açığı son 5 yıldır özellikle de 2016-2019 döneminde hızlanarak artıyor:

Bütçe açığında devam eden artış, merkezi yönetim borç stokunda da artış getiriyor:

Başta Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın düşük faiz politikası ve enflasyondaki düşüş eğilimi, TCMB’yi Temmuz 2019’dan itibaren faiz indirimlerine yönlendirerek yurtiçi borçlanma maliyetinin de düşmesine sebep oldu:

Ancak, iç borçlanma maliyetleri düşse de Türkiye’nin risk primini gösteren CDS’lerde yükseliş sürdü. Bunun başlıca sebebi Merkez Bankasının azalan döviz rezervleri:

Türkiye yeni döviz kaynağı sağlayamazsa ne olur?

Geçmiş veriler Türkiye’nin risk priminde artışın eninde sonunda faiz artırımlarıyla sonuçlandığını gösteriyor:

Nitekim Paraanaliz.com’da yer aldığı üzere uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch de aynı uyarıya vurgu yaptı

Yine Paraanaliz.com’da Reuters’a konuşan bir hükümet yetkilisinin, swap anlaşmasına dair “Görüşmeler özellikle Katar, Çin ve İngiltere ile daha iyi durumda. Belli bir miktarda kaynağın sağlanacağı konusunda iyimserim… anlaşmaya varılması çok uzun sürmeyebilir” söylemine yer veriliyor.

Piyasaları tatmin edecek olası bir anlaşma Türk lirasında baskıyı azaltacak, Türk lirasına artan güvenle CDS primlerinde, yurt dışı borçlanma imkanında ve tahvil faizlerinde iyileşmenin habercisi olacak. Bu da yüksek getiri peşinde koşan yurtdışı yatırımcıların tekrar Türkiye’ye girişini destekleyecektir. Umarız iyi senaryo gerçekleşir. Zira, Türkiye doğrudan yatırımları çekebilecek potansiyele sahip bir ülke, yeter ki sürdürülebilir bir büyüme resmi ortaya koyabilelim.

Dr. Fulya Gürbüz

Gelirlerde azalma Hazine’nin borç yükünü artırıyor

Geçen hafta gündemin yoğunluğundan Salı günü açıklanan nakit bazlı bütçe verilerini ancak inceleyebildim. Mart ayında nakit bazlı bütçe dengesi 40,5 milyar TL açık verdi. Aynı ay 53,9 milyar TL gelir elde edilirken, 94,4 milyar TL harcama yapıldı. Bütçe açığının finansmanı için Mart ayında 16,2 milyar TL net borçlanma gerçekleştirildi.

Yukarıdaki grafiği incelediğimizde küresel ticaret savaşı, Suriye’den gelen mülteciler, S-400 sorunu, yüksek maliyetli Kanal İstanbul projesi, doğal afetler ve Türkiye’den sermaye çıkışlarının etkisiyle 2019 yılı başından itibaren borçlanmaya ağırlık veren Hazine’nin, 2020 yılının Şubat-Mart döneminde koronavirüsün etkisi ve sermaye çıkışlarındaki artışla birlikte borçlanmada vites yükselttiğini görüyoruz. Finansman konusunda yurt dışı ile bir anlaşma sağlanmadığı takdirde gelirlerde azalmayla birlikte borçlanmada artış sürecek.

Elbette enflasyondaki aşağı seyirle birlikte faiz oranlarındaki düşüş borçlanma maliyetlerini düşürüyor. Hatta 22 Nisan’da para politikasını görüşecek olan TCMB, %9,75 olan politika faizini indirebilir. Ancak yukarıda saydığım sebeplerden dolayı Türkiye’nin risk priminin yükselmesi, Türkiye’nin ve Türk şirketlerinin yurt dışından borçlanma maliyetlerini yukarı çekmekte.

Risk demişken, koronavirüsün tüm dünyayı etkisi altına almasıyla birlikte, risk çeşitlerine bir yenisi eklendi: salgın riski. Evet, mevcut yaşadığımız dönemde mali paketler bütçeye yük getirecek, Merkez Bankasının net döviz rezervlerinin eksiye düştüğü iddiası sermaye çıkışları konusunda endişelerin devam etmesine sebep olacak, finansal varlıkların fiyatları dalgalanacak, ekonomik verilerde bozulmalar görmeye devam edeceğiz. Bu tablonun daha da karamsar olmaması için ne gerekiyor? Virüsün etkisini azaltacak önlemlerin ivedilikle alınmaya devam etmesi ve güven ortamının sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz

Türkiye’nin borç stoku görece düşükken neden Türk lirası değer kaybediyor, neden risk primi yüksek?

Yukarıdaki grafik IIF raporundan alınma. Dikey eksen 2007 yılından 2019 yılına kadarki dönemde kamu borcunun GSYH’ye oranının yüzdesel değişimini gösteriyor. Yatay eksen ise hane halkı ve finans dışı sektörün borcundaki değişimi gösteriyor.

Türkiye’nin kamu borcunun GSYH’ye oranı 2007’de %38 iken 2019 yılı sonuna kıyasla 7 yüzde puan azalışla %31 seviyesine geriledi. Söz konusu oran 2018 yılının ilk çeyreğinde %28 seviyesine kadar gerilemişti. Hane halkı ve finans dışı sektörün borç stokunu ise kendi hesaplarıma göre 46 yüzde puan arttığını hesaplıyorum.

Grafikte gelişmekte olan ülkelerin ortalamasını gösteren noktaya kıyasla Türkiye’nin kamu borcu, ortalamanın aksine düşüş kaydetmişken hane halkı ve finans dışı sektörün borç stokundaki artış da ortalamanın sınırlı aşağısında kalmış.

Türkiye ekonomisi 2020 yılında %2 daralma kaydederse COVID-19 sebebiyle devreye alınan 15 milyar dolarlık mali paketle birlikte kamu borcunun GSYH’ye oranı 2020 yılı sonunda en az %34 seviyesine çıkmasına sebep olacak. Elbette COVID-19 sebebiyle şu ana kadar kabaca 2,2 trilyon dolarlık tahvil alımı yoluyla sağlanacak parasal genişleme tedbirlerini duyuran ekonomilerin borç stoku da artacak. IIF küresel borç stokunun GSYH’ye oranının 2019 yılı sonunda %322 seviyesinden 2020 yılı sonunda %342 seviyesine yükseleceğini tahmin ediyor.

Peki Türkiye diğer ülkelerle aynı kaderi paylaşıyorsa finansal piyasalarına neden bu kadar sert satış baskısı hâkim?

En önemli sebebi Merkez Bankasının azalan döviz rezervleri. Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri Mart ayında önceki aya göre 12,4 milyar dolar eriyerek 95,6 milyar dolar seviyesine geriledi. Net uluslararası rezervleri ise yine Mart ayında 5,5 milyar dolar azalışla 32,6 milyar dolar seviyesine geriledi.

2019 yılında 124 milyar TL açık veren merkezi yönetim bütçesinin 2020 yılında 139 milyar TL açık vereceği, 357 milyar TL borçlanma ile finansman sağlanacağı hedeflenmişti.

Son durumda, artan bütçe açığına bağlı olarak borç stokunda artış, COVID-19 etkisiyle bütçe harcamalarında artış, ihracatta ve turizm gelirlerinde azalmaya bağlı olarak artacak cari işlemler açığı, ekonomik daralmanın işgücü kaybını artırması, bir de üzerine Kanal İstanbul projesinin başlatılmasına yönelik kararlılık.

Tüm bu etkenleri dikkate aldığımızda Türk lirasında yaşanan değer kaybı ve Türkiye’nin risk primi (CDS primlerindeki rekor artış) artmaya devam ediyor.

Güven kaybına sebep olan bu gelişmelerden çıkış yolu ise katma değeri yüksek sürdürülebilir büyüme hedefi ortaya koyacak bir ekonomi reformu.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası döviz rezervlerinde devam eden düşüş Türk lirasına satış getirdi

Ne oldu?

23-27 Mart haftasını 6,45 seviyelerinden kapatan Dolar-TL kuru, 30 Mart-3 Nisan haftasına 6,50-6,60 aralığında girdi. 20 Mart ile biten haftada Merkez Bankasının döviz rezervlerinde yaşanan sert düşüş ve dolayısıyla Merkez Bankası döviz rezervlerine ilişkin gündeme düşen soru işaretleri Türk lirasındaki değer kaybının sebeplerinden biriydi.

Merkez Bankası brüt döviz rezervleri Mart ayı başına göre 12,3 milyar dolar ve yılbaşına göre 16,1 milyar dolar azalışla 20 Mart tarihinde 65,1 milyar dolar seviyesine geriledi.

Aynı dönemde yabancı yatırımcıların, hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) toplamı ne olmuş diye baktığımızda 20 Mart 2020 itibariyle 31,4 milyar dolar seviyesine gerilediğini görüyoruz. Bu, Mart ayı başına göre 9,3 milyar dolar, yılbaşına göre 16,5 milyar dolar azalış demek. Detaylandırırsak, Ocak ayında yabancıların menkul kıymet stoku yılbaşına göre 1 milyar dolar artarken, Şubat ve Mart aylarında toplamda 17,4 milyar dolar satış gerçekleşti.

Aynı dönemde yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatları Mart ayı başına göre 3,5 milyar dolar, yılbaşına göre de 2,3 milyar dolar azalışla 177,8 milyar dolar seviyesine geriledi.

Ne anlıyoruz?

Şubat ayında koronavirüsün ağırlığını hissettirmesi ve küresel ekonomik aktivitenin durmaya başlaması ile yabancı yatırımcılar Şubat-Mart döneminde 17,4 milyar dolar menkul kıymet satışı gerçekleştirdiler. Böylece yabancı yatırımcıların menkul kıymet stoku 2005’ten bu yana en düşük seviyesine, aynı paralelde Merkez Bankası brüt rezervleri 2008 Finansal Kriz seviyelerine geriledi. Yurt içi yerleşiklerin döviz cinsinden mevduatlarında hafif bir gerileme yaşanmasına rağmen tarihi yüksek seviyelerini koruması ise Türk lirasında güven kaybının sürdüğünü gösteriyor.

Bundan sonrasında ne olabilir?

Yabancı yatırımcıların menkul kıymetlerini satmaya devam etmeleri halinde Merkez Bankasının brüt rezervleri de düşmeye devam edecek. Tarihi düşük seviyelerine gerileyen brüt rezervler konusunda Merkez Bankasının cephanesi yeterli olacak mı sorusu ise elbette Türk lirası üzerindeki baskıyı artırıyor.

Bütçe tarafında ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya paralel olarak gelirlerde yaşanacak düşüş ve mali yardım paketlerinin devreye alınmasıyla birlikte giderlerde artış, bütçe açığında artışı beraberinde getirecek. Bu da borçlanma gereğinde ve borçlanma faizinde artış olacağı anlamına geliyor. Yüksek faiz ve Türk lirası üzerindeki baskı yurt dışı borçlanma maliyetlerini de yukarı çekecek. Sürecin uzaması kredi derecelendirme kuruluşlarından not indirimi getirebilir.

Listeyi olumsuz senaryolarla uzatmak elbet mümkün ancak sadece Türkiye değil küresel boyutta tüm ekonomiler ayakta kalabilmenin çözümlerini bulmaya çalışıyorlar. Evet hepimiz aynı gemideyiz. virüsün tedavisine ilişkin kesin bir gelişme görene kadar ekonomik verilerde kötüleşme, sermaye piyasalarında sert oynaklıklar görmeye devam edeceğiz.

Ne yapmalıyız?

Belirsizlik ortamında artan riskler, finansal enstrümanların fiyatlarında sert dalgalanmaları beraberinde getiriyor. Buna sebep olan etkenlerin başında, mal ve hizmet üretimi tarafında arz-talep dengesizliğinin sektörler arasında yarattığı farklılıklar var. Bu sebeple, finansal enstrüman seçiminde ön şart, dersinizi çok iyi çalışmanız; elbette her zaman dilimi için kazanç garantisi olmadığını hesaba katarak. #EvdeKalSağlıklıKal

Dr. Fulya Gürbüz