Ekonomi Gündemi: MB faiz kararı, bütçe, konut, dış borç ve Fitch değerlendirmesi

15 ŞUBAT 2021, PAZARTESİ

OCAK AYI TARIM ÜRÜNLERİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ (TARIM-ÜFE) – TÜİK

Aralık ayında Tarım-ÜFE aylık %2,58, yıllık %21,24 artış kaydetmişti. Ocak ayında ise Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) alt endeksine göre gıda ürünleri alt endeksi aylık %3,69, yıllık %26,56 artışla yükselişini sürdürmeye devam ettiğini gördük. Ocak ayında da büyük olasılıkla Tarım-ÜFE’deki artış eğilimi sürecek.

OCAK AYI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE DENGESİ – HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI

Geçen hafta Hazine’nin nakit bütçe dengesinin 26,1 milyar TL açık verdiğine tanık olduk. Hazine nakit bütçesini kapsayan merkezi yönetim bütçesi de Ocak ayında benzer bir açık verecek. Merkezi yönetim bütçesi 2020 yılında toplam 172,7 milyar TL açık vererek tarihi rekorunu kırmıştı. Aşağıdaki grafikte 2016 yılından bu yana bütçe açığındaki hızlanmayı görebilirsiniz.

Kaynak: TDM

OCAK AYI KONUT SATIŞLARI – TÜİK

Aralık ayında konut satışları önceki aya göre 6 bin 502 azalışla 105 bin 981 olarak gerçekleşti.

16 ŞUBAT 2021, SALI

ARALIK AYI KONUT FİYAT ENDEKSİ (TARIM-ÜFE) – TCMB

Kasım 2020’de konut fiyat endeksi bir önceki aya göre 2,3 puan artışla 152,2 seviyesine yükseldi.

17 ŞUBAT 2021, ÇARŞAMBA

ARALIK 2020 ÖZEL SEKTÖR UZUN VADELİ KREDİ BORCU – TCMB

Kasım ayında özel sektörün uzun vadeli kredi borcu aylık 0,3 milyar dolar azalışla 160,9 milyar dolar seviyesine gerilemişti. Söz konusu borcun %57’si finans dışı özel sektöre, %37’si bankalara, %6’sı ise bankacılık dışı finansal kuruluşlara ait bulunuyor. Toplam borcun 30 milyar doları özel sektörün tahvil cinsinden, 131 milyar doları ise kredi cinsinden uzun vadeli borcu içermektedir.

Kaynak: TCMB, TDM

18 ŞUBAT 2021, PERŞEMBE

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI (TCMB) PARA POLİTİKASI TOPLANTISI KARARI

Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın göreve geldiği 2020 yılı Kasım ayında yapılan ilk para politikası toplantısında 1-hafta vadeli borç verme faiz oranı olan politika faizi yüzde 4,75 puan (475 baz puan) artışla %10,25’ten %15’e, Aralık ayı toplantısında 200 baz puan artışla %17 seviyesine yükseltilmişti. Ocak ayı para politikası toplantısında yüksek enflasyon ve sıkı para politikasına vurgu yapılarak politika faizinde bir değişiklik yapılmamıştı. TCMB para politikasında özellikle enflasyonist gelişmelere odaklanmaktadır. Buna göre, Ocak ayında tüketici fiyat enflasyonu (TÜFE) bir önceki yılın aynı ayına göre %14,75, üretici fiyat enflasyonu ise %26,16 seviyelerine yükseldi. Geçen hafta TCMB’nin reel sektör ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan Şubat ayı Beklenti Anketi sonuçlarına göre piyasanın yıl sonu TÜFE beklentisi %11,23 seviyesinde bulunuyor. Öte yandan TCMB, Ocak ayında yayınladığı 2021 yılı birinci çeyrek Enflasyon Raporunda enflasyonun (TÜFE’nin) %70 olasılıkla, 2021 yılı sonunda orta noktası %9,4 olmak üzere, %7,3 ile %11,5 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini duyurmuştu. Küresel bazda yüksek hammadde fiyatlarına bağlı olarak enflasyonist baskıların artmaya devam etmesine rağmen büyük merkez bankalarının düşük politika faizi politikasını sürdürmeye devam etmeleri, dahası yurt içinde bankacılık sektörü kredi hacminde kaydedilen düşüş eğilimini de dikkate aldığımda TCMB’nin perşembe günkü toplantısında politika faizinde beklemede kalacağını tahmin ediyorum.

ARALIK 2020 KISA VADELİ DIŞ BORÇ STOKU-TCMB

Kasım 2020’de Türkiye’nin kısa vadeli (1-yıldan kısa vadeli) dış borç stoku aylık 2,7 milyar dolar artışla 134,6 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Söz konusu borcun 21,3 milyar doları Merkez Bankasına, 24,6 milyar doları kamuya, 88,7 milyar doları özel sektör kuruluşlarına aittir. Özel sektör içerisinde finansal olmayan kuruluşların kısa vadeli dış borç stoku 56,6 milyar dolar seviyesindedir. Gelecek 12 ayda vadesi dolacak toplam dış borç tutarı ise 184,3 milyar dolardır.

ŞUBAT AYI TÜİK TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ-TÜİK

Ocak ayında endeks aylık 3,2 puan artışla 83,3 seviyesine yükselmişti. Endeksin 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum olduğunu gösteriyor.

Kaynak: TUİK

TCMB VE BDDK, 12 ŞUBAT 2021 TARİHLİ HAFTALIK PARA VE BANKA VERİLERİ – BDDK, TCMB

5 Şubat ile biten haftada TCMB’nin sıkı para politikasının bir sonucu olarak piyasadaki likiditeyi gösteren parasal göstergelerdeki (M1, M2, M3) düşüş devam etti. Gerçek kişilerin döviz tevdiat hesapları önceki haftaya göre 0,4 milyar dolar, tüzel kişilerin ise 0,7 milyar dolar azalma gösterdi. Bankacılık sektörü yabancı para net genel pozisyonu artışını sürdürerek 5,9 milyar dolar seviyesine yükseldi. Altın rezervleri önceki haftaya göre 1 milyar dolar azalırken, döviz cinsi rezervler önceki haftaya göre 1 milyar dolar artış kaydetti. Böylece uluslararası rezervler 95,5 milyar dolar ile önceki haftaya göre değişiklik göstermedi. Yabancı yerleşiklerin mülkiyetindeki hisse senedi ve DİBS portföyü bir önceki haftaya göre 2,3 milyar dolar artışla 40,8 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

19 ŞUBAT 2021, CUMA

FITCH RATINGS, TÜRKİYE KREDİ NOTU DEĞERLENDİRMESİNİ AÇIKLAYACAK

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, 21 Ağustos 2020 değerlendirmesinde Türkiye’nin BB- seviyesindeki kredi notunu teyit etmiş, görünümünü durağan’dan negatif’e çevirmişti. En son 21 Ocak’ta kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türkiye’nin döviz cinsinden kredi notunu “B+”, yerel para birimi cinsinden kredi notunu ise “BB-” olarak teyit etmiş, ülkenin kredi notu görünümünü “durağan” olarak kaydetmişti. Moody’s ise 4 Aralık 2020’deki değerlendirmesinde Türkiye’nin “B2” olan kredi notunu ve “negatif” olan not görünümünü değiştirmemişti. TDM’den (Turkey Data Monitor) aldığım aşağıdaki grafik üç uluslararası kredi derecelendirme kuruluşunun Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para kredi notunu göstermektedir. Görebileceğiniz gibi her üç değerlendirme de Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviyesinin altında bulunuyor.

Kaynak: TDM

ARALIK 2020 NET ULUSLARARASI YATIRIM POZİSYONU (UYP) – TCMB

Kasım 2020’de UYP 385,9 milyar dolar açık vermişti. Uluslararası yatırım varlıkları 228,6 milyar dolar, yükümlülükler 614,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu.

Varlıkların alt başlıklarına göre Doğrudan Yatırımlar 53,5 milyar dolar, Portföy Yatırımları 1,7 milyar dolar, Diğer Yatırımlar (hisse senedi, katılım payları, mevduat, krediler, ticari krediler, TCMB) 90,7 milyar dolar, rezerv varlıklar 82,7 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Yükümlülükler tarafında ise Doğrudan Yatırım yükümlülükleri 197,1 milyar dolar, Portföy Yatırımları yükümlülükleri 110,0 milyar dolar, Diğer Yatırım yükümlülükleri (mevduat, krediler, ticari krediler, SDR tahsisatları) 307,4 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Kaynak: TCMB, TDM

Dr. Fulya Gürbüz

GRAFİĞİN SÖYLEDİĞİ: “Öncelik Türk lirasına kalıcı güvenin sağlanması”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre, finans dışı kesimin döviz varlıkları Eylül 2020’de önceki aya göre 1,5 milyar dolar artışla 130,8 milyar dolara yükselirken, döviz yükümlülükleri 1,6 milyar dolar azalışla 293,1 milyar dolara geriledi. Özetle, finans dışı kesimin (reel sektörün) döviz varlıkları önceki aya göre arttı, döviz borçları ise azaldı.

Reel sektörün döviz varlıklarının %71’ini mevduatlar oluşturuyor…

Reel sektörün Eylül ayı itibariyle döviz varlıkları; yurt içi döviz mevduatları (76,1 milyar dolar), yurt dışı bankalardaki döviz mevduatları (16,9 milyar dolar), döviz cinsi devlet tahvilleri (1,9 milyar dolar), ihracat alacakları (15,6 milyar dolar) ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımlarından (20,4 milyar dolar) oluşmaktadır. Demek ki reel sektörün döviz varlıklarının en büyük payını %71 ile döviz mevduatları oluşturuyor.

Reel sektörün döviz yükümlülüklerinin %83’ünü krediler oluşturuyor…

Eylül ayında reel sektörün döviz yükümlülüklerinin 241,9 milyar doları yurt içi (144,3 milyar dolar) ve yurt dışından sağlanan nakdi kredilerden (97,6 milyar dolar), 51,2 milyar doları ise ithalat borçlarından oluşuyor.

Reel sektör bir yandan döviz varlıkları edinimine devam ederken, öte yandan borçlanarak ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmektedir.

Reel sektörün döviz pozisyonu ile GSYH büyümesi arasında bir ilişki var mı?

Aşağıdaki grafik, reel sektörün döviz pozisyonu ile Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) arasındaki karşılıklı etkileşimleri göstermektedir. GSYH verilerinin üçer aylık dönemler için yayınlanması sebebiyle grafikte reel sektör döviz pozisyonu verilerinin üç aylık ortalama değerleri dikkate alınmıştır.

Grafikte gri çubuklar reel sektör döviz yükümlülüklerini, sarı çubuklar döviz varlıklarını, kırmızı çizgi sanayi sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini, mavi çizgi ise hizmet sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini göstermektedir.

2008 yılında patlak veren küresel finansal krizin üstesinden gelebilmek için reel sektör 2009 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren tarihi düşük faiz oranlarından yararlanmak amacıyla döviz cinsinden borçlanmayı artırmış, 2018 yılı üçüncü çeyreğine kadar döviz cinsinden borçlanma artarak sürmüştür. Söz konusu dönemde hem sanayi hem de hizmet üretiminin genel olarak önceki döneme göre artışlarını sürdüklerini görüyoruz. 2018 yılı önemli bir yıl zira Trump başkanlığındaki ABD yönetiminin ticaret savaşını başlatması, en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ekonomisindeki yavaşlamanın derinleşmesi ve Eylül ayında Türkiye’de yaşanan kur krizi bu döneme denk gelmektedir.

Nitekim 2018 yılı üçüncü çeyreğinde reel sektör yurt dışı yükümlülüklerini azaltma yoluna giderken, döviz varlıklarını da artırmaya devam etmişlerdir. Kovid-19’un pandemi ilan edildiği 2020 Mart ayına kadarki dönemde hem sanayi hem de hizmet üretimi çeyrek bazda sınırlı da olsa büyümesini sürdürebilmiştir.

2020 yılı ikinci çeyreğinde GSYH’de yaşanan sert daralmanın ardından reel sektör üçüncü çeyrekte tekrar döviz cinsi borçlanmasını artırırken hem sanayi hem de mal üretiminde önceki çeyreğe göre sert bir düzeltme kaydedilmiştir. Ancak 2020 yılı üçüncü çeyreğinde güven algısındaki bozulmanın artarak devam etmesiyle birlikte reel sektörün döviz varlıkları Haziran ayı sonundaki 123,3 milyar dolardan Eylül 2020 sonunda tarihi rekorla 130,8 milyar dolara kadar yükselmiştir.

Ekonomide sürdürülebilir büyüme için doğrudan yatırımlar cazip kılınmalı…

9 Kasım ile birlikte oluşturulan yeni ekonomi yönetimi Türk lirasına güveni yeniden kazanmak adına hemen harekete geçti: Politika faizinde sert artırımla birlikte para politikası sadeleştirilmeye başlandı. Kamuoyunun bilgilendirilmesi şeffaflık adımı ile öne çıkarken Türkiye Hazinesi uzun bir aradan sonra yurt dışından tahvil yoluyla 10 yıllık borçlanabilmeyi başardı.

Yeni ekonomi yönetiminin önünde zorlu bir süreç var ancak süreci kolaylaştıracak en önemli etken Türk lirasına güvenin kalıcı olarak sağlanması:

. Tedarik zincirindeki aksamalar, hammadde kıtlığı ve Türk lirasında devam eden değer kayıpları girdi maliyetlerini artırıyor. Türk lirasına güven, enflasyon üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

. Reel sektörün yatırımlarını dolayısıyla da istihdamı artırabilmesi için yatırım yapmaya elverişli şartların oluşturulması gerekiyor. Kovid-19 sebebiyle adapte olmaya çalıştığımız yeni normalde Türkiye yüksek katma değerli ürün geliştirmek adına somut adımlar ortaya koymalı. Türk lirasına güven kazandıracak hamlelere ek olarak avantajlı coğrafik konumu doğrudan yatırımları çekebilmek adına önemli.

. ABD’de Biden yönetiminin Avrupa ile ticari ilişkilerini kuvvetlendirme hedefi dikkate alındığında Türkiye’nin en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ile işbirliğinin sağlamlaştırılması ticaret hacmimiz açısından olumlu bir gelişme olacaktır. Türk lirasına güveni sağlayacak böyle bir gelişmenin elbette Türkiye sermaye piyasalarının derinleşmesinde de katkısı olacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Makro-ekonomi gündemi: TCMB faiz kararı, dış borç, bütçe, konut, tüketici güveni

16 Kasım, 2020, Pazartesi

EKİM AYI TARIM ÜRÜNLERİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ

Tarım ÜFE, Eylül 2020’de bir önceki aya göre %2,56, bir önceki yılın aynı ayına göre %18,48 artış kaydetti. Endeks, Mayıs 2020’den itibaren aralıksız yükselişini sürdürüyor.

EKİM AYI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE VERİLERİ

Bütçe Eylül ayında 29,7 milyar TL açık vermiş böylece 2020 yılının ilk 9 ayında bütçe açığı toplamı 140,6 milyar TL olmuştu. 2019 yılı toplamında ise 123,7 milyar TL bütçe açığı kaydedilmişti. Ekim ayına ilişkin olarak öncü veri olan ve merkezi yönetim bütçesine benzer performans gösteren Hazine’nin nakit bütçesi 6,7 milyar TL açık verdi.

EKİM AYI KONUT SATIŞLARI

Eylül ayında Türkiye’de toplam 136 bin 744 konut satışı gerçekleşmiş, böylece 2020 yılının ilk 9 ayında konut satışları toplamı 1 milyon 161 bin 278 olmuştu. 2019 yılı toplamında konut satışları 1 milyon 348 bin 729 olarak gerçekleşmişti. 2019 yılı genelinde yabancılara yapılan konut satışları 45 bin 483 iken 2020 yılının ilk 9 ayında yabancılar Türkiye’de 26 bin 165 konut satın aldı.

EYLÜL AYI ÖZEL SEKTÖR UZUN VADELİ KREDİ BORCU

Ağustos ayında özel sektörün uzun vadeli kredi borcu 0,3 milyar dolar azalışla 162,2 milyar dolar seviyesine gerilemişti. Borcun 70,7 milyar doları finans sektörüne, 91,5 milyar doları finans dışı sektöre ait. Toplam borcun 29,6 milyar dolarlık kısmını tahvil borçları oluşturuyor.

17 Kasım, 2020, Salı

EYLÜL AYI TCMB KONUT FİYAT ENDEKSİ

Merkez Bankası konut fiyat endeksi Ağustos ayında bir önceki aya göre %2,12, bir önceki yılın aynı ayına göre %26,2 artış kaydetmişti.

EYLÜL AYI KISA VADELİ DIŞ BORÇ STOKU

Mayıs ayından beri yükseliş eğiliminde olan kısa vadeli dış borç stoku Ağustos ayında 132,8 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Borçlu bazında; Merkez Bankasının 20,7 milyar dolar, kamunun 27,7 milyar dolar, özel sektör finansal kuruluşların 31,7 milyar dolar, özel sektör finans dışı sektörün ise 52,7 milyar dolar kısa vadeli dış borcu bulunuyor. Kalan vadeye göre dış borca bakıldığında, gelecek 12 ayda Türkiye’nin ödemesi gereken toplam dış borç miktarı ise 181,3 milyar dolar.

18 Kasım 2020, Çarşamba

EYLÜL AYI NET ULUSLARARASI YATIRIM POZİSYONU (NUYP)

Ağustos ayında uluslararası varlıklar 227,4 milyar dolara, uluslararası yükümlülükler ise 592,2 milyar dolar seviyesine gerilemiş, böylece NUYP açığı 364,8 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

19 Kasım 2020, Perşembe

MERKEZ BANKASI POLİTİKA FAİZİ KARARI

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 22 Ekim tarihli olağan toplantısında 1-haftalık borç verme faizi olan politika faizini %10,25 ile sabit tutarken, Geç Likidite Penceresi (GLP) gecelik borç verme faiz oranını %14,75 seviyesine yükseltmişti. O tarihte %12,75 olan Merkez Bankası ortalama fonlama maliyeti, faiz artırım kararından itibaren yükselerek en son 13 Kasım’da %14,56 seviyesine yükseldi. Yeni atanan Başkan Naci Ağbal başkanlığında toplanacak olan Merkez Bankasından politika faizinde artırım hamlesi gelmesi bekleniyor. Merkez Bankası, %10,25 olan ve anlamsız kalan 1-hafta vadeli politika faizini, GLP gecelik borç verme faiz oranı olan %14,75 seviyesine yaklaştırmalı. Başkan Ağbal ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fiyat istikrarı ve finansal istikrar odaklı söylemleri 19 Kasım’da aksi bir hamleyle karşılaşmayacağımıza işaret ediyor.

TCMB VE BDDK, 6 KASIM 2020 TARİHLİ HAFTALIK PARA VE BANKA VERİLERİ

6 Kasım ile biten haftada, bankaların ticari kredi faiz oranı Eylül 2019 seviyeleri olan %16,70, tüketici kredileri faiz oranı da yine Eylül 2019 seviyeleri olan %19,15 seviyesine yükseldi. TL mevduat faizleri ise aynı hafta %11,87 ile Kasım 2019 seviyelerine yükselmiş bulunuyor.

6 Kasım 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

20 Kasım 2020, Cuma

KASIM AYI TÜİK TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ

Ekim ayında mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi aylık 0,1 puan azalışla 81,9 seviyesine gerilemişti. Geçen hafta TL’de yaşanan değer artışının anket sürecine yansıması halinde endekste yukarı yönlü bir eğilim görülme ihtimali yüksek.

EKİM AYI MERKEZİ YÖNETİM BORÇ STOKU

Merkezi yönetimin toplam borç stoku Eylül ayında 1 trilyon 863 milyar TL seviyesine yükselmişti. Toplam borcun %59’unu (1 trilyon 106 milyar TL) iç borç, %41’ini (757 milyar TL) dış borç stoku oluşturuyor. Para cinsi olarak değerlendirildiğinde merkezi yönetimin toplam borcunun %44’ü Türk lirası cinsinden (818 milyar TL), %56’sı ise (1 trilyon 45 milyar TL) yabancı para cinsinden borcunu oluşturuyor.

EKİM AYI YURT DIŞI ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ (YD-ÜFE)

Eylül ayında YD-ÜFE bir önceki aya göre %3,08, bir önceki yılın aynı ayına göre %33,15 artış kaydetmişti. Ekim ayında Türk lirasında devam eden değer kaybının etkisiyle YD-ÜFE’de artış göreceğiz. Geçen haftaki olumlu gelişmelerin etkisiyle Türk lirasında yaşanan değer kazancı piyasalara nefes aldırdı. Kurda yükselişlerin yaşanmaması elbette enflasyon üzerindeki baskının da azalmasına sebep olacaktır. Her ne kadar piyasa dostu söylemler TL’ye güveni artırmış olsa da devamlılığı, söylemlerin zaman kaybı yaşanmadan fiiliyata geçirilmesine bağlı olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Fed “Ekonominin seyri virüse bağlı” dedi, politika faizini değiştirmedi

ABD Merkez Bankası (Fed) 5 Kasım’da gerçekleştirdiği para politikası toplantısında politika faizi olan federal fon faiz oranı hedef aralığını değiştirmeyerek %0,0-0,25 seviyesinde sabit tuttu. Söz konusu hedef aralığı bankaların gecelik (O/N) olarak birbirlerine borç verme faiz aralığını ifade ediyor. Fed, bankaları iskonto penceresinden iskonto faiz oranı ile O/N fonluyor. Fed, iskonto faiz oranını farklı bir toplantı ile kararlaştırıyor.

Fed, toplantı sonrası yayınladığı basın duyurusunda, ekonomik aktivite ve istihdamda toparlanma yaşansa da 2020 yılı başındaki seviyelerin henüz yakalanmadığını, zayıf talep ve petrol fiyatlarındaki düşüşün tüketici fiyat enflasyonunu aşağı çektiğini belirtti. Ekonominin gidişatının büyük ölçüde virüsün seyrine bağlı olduğuna dikkat çekiyor Fed.

ABD’de işsizlik oranı Covid-19’un pandemi ilan edildiği Mart 2020 öncesinde %3,5 seviyesinde seyrederken, kapatmaların etkisiyle Nisan ayında %14,7 seviyesine yükselmiş; parasal genişleme, makro-ihtiyati tedbirler ve iş yerlerinin açılmaya başlanmasıyla birlikte işsizlik oranı düşüşünü sürdürerek en son Ekim ayında %6,9 seviyesine gerilemiştir. Enflasyona yönelik ön göstergelerden olan ortalama saatlik kazançlar ise Ekim ayında bir önceki aya göre %0,1, bir önceki yılın aynı ayına göre %4,5 artış kaydetti. Aşağıdaki grafik 2008 Finansal Kriz’den bu yana ABD’de enflasyon, işsizlik ve politika faizi gelişmelerini gösteriyor:

Basın duyurusunda yer alan bir diğer ayrıntı da Fed’in önümüzdeki aylarda Hazine tahvilleri ve ipoteğe dayalı menkul kıymet (mortgage backed securities-MBS) alımında artışa gideceğini duyurmuş olması.

2008 krizinden 2014 yılı sonuna kadar Fed, tahvil alımları yoluyla bilançosunu 1 trilyon dolar seviyesinden 4,5 trilyon dolar seviyesine çıkarmış, ekonomik aktivitede hedeflerin ulaşılmasıyla birlikte Fed, 2018 yılı başından itibaren varlık alımlarını azaltarak Ağustos 2019’da 3,76 trilyon dolar seviyesine kadar düşürmüştü. Mart 2020’de 4,3 trilyon dolarlık bilanço büyüklüğü 12 Ağustos’ta 7,0 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor. Aşağıdaki grafik 2008 Finansal Kriz sonrası Fed bilançosu ve politika faizi hamlelerinin seyrini gösteriyor:

Fed’in 12 Ağustos tarihli bilançosunda, toplam varlıklarının 6,3 trilyon doları satın almış olduğu menkul kıymetlerden (Hazine tahvilleri ve ipoteğe dayalı menkul kıymetler) oluşuyor. Fed, 11 Mart 2020’den 12 Ağustos 2020 tarihine kadar 1,8 trilyon dolarlık Hazine tahvili, 0,6 trilyon dolarlık ipoteğe dayalı menkul kıymet satın aldı. Varlıklarının finansmanı yani yükümlülükler tarafında ise, Fed aynı dönemde 0,2 trilyon dolar ek banknot bastı; bankaların mevduatı 1,1 trilyon dolar, Hazine hesabı ise 1,3 trilyon dolar artış kaydetti. Hazine ayrıca kredi tesisi için 0,1 trilyon dolar katkı yaptı.

Dr. Fulya Gürbüz

İmalat sektörü ve maliyetleri büyürken Merkez Bankası sadece muslukları kapatmamalı

Küresel imalat sektörleri Ekim ayında ortalamada büyümeyi sürdürdü

JP Morgan PMI verilerine göre küresel imalat sektörü son dört aydır yükselişini sürdürerek Ekim ayında 53,0 seviyesine yükseldi. Endeks Eylül ayında 52,4 değerini almıştı. Endeksin 50 üzeri aldığı değerler sektörde büyümeye işaret ediyor. Aşağıdaki grafik 2011 yılından bu yana JP Morgan İmalat Sektörü PMI endeksinin seyrini gösteriyor. Grafikte, Covid-19 kaynaklı küresel bazda kapatmaların yaşandığı Nisan ayında imalat sektöründeki sert düşüşü, ardından da gevşetilmelerin başladığı Mayıs ayı ile birlikte toparlanmanın devam ettiğini gösteriyor.

Kaynak: JP Morgan, IHS Markit

IHS Markit PMI Ekim ayı verilerine göre pandemide yeni dalgaların kısıtlamalara sebep olduğu başta Avrupa olmak üzere Avustralya, Endonezya, Filipinler, Hong Kong, İrlanda, Malezya, Meksika ve Myanmar’da üretim gerilerken kısıtlamaların gevşetildiği ülkelerde imalat sektörü büyümeye devam ediyor. Şaşırtıcı değil, kısıtlamaların devam etmesi küresel bazda talep zincirinde kırılmalara ve fiyat artışlarına sebep oluyor.

Öte yandan kısıtlamaların etkisiyle pandemiyle savaşında bir anlamda zafer ilan eden Çin’de artan iç talep etkisiyle imalat sektörü büyümesini sürdürüyor. Çin imalat sektörü PMI endeksi Ekim ayında önceki aya göre 0,6 puan artışla 53,6 seviyesine yükseldi. Çin’de pandeminin ilk patlak verdiği dönemde üretim kesintileri tüm dünyayı etkisi altına almıştı; Ekim ayına geldiğimizde özellikle Avrupa ve ABD kaynaklı üretim daralmalarının Çin ekonomisinin performansını aşağı çektiğini söylemek yanlış olmaz. ABD imalat sektörü PMI raporunda da özellikle Avrupa kaynaklı talep daralmasının ABD ihracatını olumsuz etkilediği belirtiliyor.

Çin’deki üretim artışının özellikle Almanya’nın Çin’e ihracatını artırdığını, bunun bir sonucu olarak Almanya imalat sektörü PMI endeksinin Eylül ayındaki 56,4 seviyesinden Ekim ayında 58,2 seviyesine yükseldiğini eklemekte fayda var.

Almanya imalat sektöründeki hızlanma Türkiye’yi de olumlu etkiledi

Elbette en büyük ticaret ortağımız olan Almanya imalat sektöründeki hızlanma Türkiye imalat sektörünü de olumlu etkilemeye devam ediyor. ISO ve IHS Markit iş birliğiyle hazırlanan Türkiye imalat sektörü PMI endeksi Ekim ayında önceki aya göre 1,1 puan artışla Ekim ayında 53,9 seviyesine yükseldi; üretimde, yurt içi ve yurt dışı yeni siparişler ile istihdamda artış kaydedildi. IHS Markit-İSO verilerine göre “Giyim ve gıda ürünleri gibi daha çok tüketiciye yönelik çalışan sektörlerdeki firmalar, Ekim’de de yeni sipariş almakta zorlanmaya devam etti. Buna karşılık, ana metal sanayi ve kimyasal, plastik ve kauçuk gibi sektörler güçlenmeyi sürdürdü.”. ISO Türkiye PMI raporunda ihracat siparişlerindeki artış sinyalini Ekim ayı Ticaret Bakanlığı verileri de doğruladı: Türkiye’nin ihracatı Ekim ayında önceki aya göre %5,6 artışla 17,3 milyar dolara, ithalatı ise %8,5 artışla 19,7 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Öte yandan, Türkiye PMI raporunda da dikkat çekildiği üzere, özellikle yurt dışından temin edilen girdilerde tedarik zincirindeki sorunlar sebebiyle Ekim ayında gecikmeler yaşandı. Firmaların satın alımları Ekim ayında hızlansa da söz konusu girdiler üretim süreçlerinde kullanılmak zorunda kalındı. Dolayısıyla hem kurdaki artış hem de küresel tedarik zincirindeki sorunlar önümüzdeki aylarda da Türkiye’nin üretim maliyetleri üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek.

Enflasyon TL’de değer kaybına, TL’deki değer kaybı enflasyonda artışa sebep oluyor

TÜİK verilerine göre yurt içi üretici fiyat enflasyonu (Yİ-ÜFE) Ekim ayında önceki aya göre %3,55, önceki yılın aynı ayına göre %18,2 artış kaydetmişti.

Merkez Bankasının rezervlerini azaltmak pahasına TL sıkışıklığı yaratarak TL’de değer kaybını düşük tutmaya çalışmasının ardından Hükumetin 29 Eylül 2020’de duyurduğu 2021-2023 Yeni Ekonomi Programında yüksek kur işareti verilmesiyle birlikte TL’deki değer kaybı durmuyor. TL değer kaybettikçe enflasyon yükselmeye, enflasyon yükseldikçe TL’de değer kaybı sürüyor.

TL ve enflasyondaki gelişmelere karşılık Merkez Bankası ne yapıyor?

Merkez Bankası 6 Ağustos’ta iktisadi toparlanmanın güç kazandığına işaret ederek bankalara likidite imkanını kademeli olarak azaltarak sıfırlamış, repo ihale miktarlarını düşürmüş ve vadelerini uzatmış, bankaların Türk lirası ve yabancı para zorunlu karşılık oranları artırılmış, 2 Kasım’daki duyurusuyla Bankalararası Para Piyasası’nda bankaların borç alabilme limitleri sıfırlanmıştı. Merkez Bankası 19 Kasım’da olağan para politikası toplantısını gerçekleştirecek. 22 Ekim tarihli toplantısında Banka, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını artan enflasyonist baskılara rağmen %10,25 düzeyinde sabit tutmuş, buna karşın Geç Likidite Penceresi işlemlerinde uygulanan gecelik borç verme faiz oranını %14,75 seviyesine yükseltmişti. Merkez Bankasının faiz kararını duyurmasıyla birlikte Türk lirası üzerindeki baskı artmaya başladı. Paralelinde, 22 Ekim toplantısı öncesinde %12,52 olan Merkez Bankasının bankaları ortalama fonlama maliyeti 4 Kasım itibariyle %13,99 seviyesine yükseldi. Aşağıdaki grafikte mavi taralı alan sol eksendeki Merkez Bankasının bankaları fonlama miktarını, siyah çizgi ise sağ eksendeki ortalama fonlama maliyetini gösteriyor.

Kaynak: Merkez Bankası

Merkez Bankasının açık piyasa işlemleriyle hem vade hem de miktarsal kısıtlamaların Türk lirasındaki kaybı geri döndüremediğini, bankaların finansmana ulaşımı kısıtlandıkça Türk lirasındaki değer kaybının da sürdüğünü görüyoruz. Başka bir deyişle Merkez Bankasının geç likidite penceresi hamlesinin Türk lirasına güven artışını sağlamaya yetmedi.

Parasal sıkılaştırma kredi maliyetlerini yukarı çekiyor

Sadece girdi maliyetleri değil kredi maliyetleri de artıyor. 23 Ekim itibariyle tüketici kredi faizleri ortalama %18,6, ticari kredi faizleri ortalama %15,8 seviyesindeyken, bankaların TL mevduat maliyeti ortalama %12,4 seviyesinde bulunuyor.

Enflasyon baskısı Merkez Bankası enflasyon tahminlerini yükseltti

28 Ekim’de yayınlanan 4. çeyrek Enflasyon Raporunda Merkez Bankası 2020 yıl sonu enflasyon tahminini ortalamada %12,1 seviyesine yükseltirken 2021 yıl sonu enflasyon tahmini ortalamada %9,4 oldu. Türk lirasında yaşanan değer kaybı ve tedarik zincirindeki bozulmalar girdi maliyetlerini artırırken çıktı fiyatları artışındaki hızlanma hem üretici hem de tüketici fiyatlarını yukarıya çekmeye devam edecek.

Merkez Bankası 19 Kasım toplantısında nasıl bir politika izlemeli?

Mevcut şartlar, 19 Kasım toplantısında Merkez Bankasının para politikasını sadeleştirmek ve dolayısıyla güven artırmak adına 1 hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizini %10,25 seviyesinden Merkez Bankası ortalama fonlama maliyeti olan %14 seviyesine yaklaştırması gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi gündemi: İhracat, ithalat, küresel imalat ve hizmet sektörü PMI, enflasyon, Fed ve BoE faiz kararları, nakit bütçe, ABD işsizlik oranı

2 Kasım 2020, Pazartesi

TÜRKİYE VE KÜRESEL İMALAT SEKTÖRÜ PMI VERİLERİ

IHS MARKIT tarafından 23 Ekim’de açıklanan ilk tahminlere göre en büyük ticaret ortağımız olan Almanya imalat sektörü PMI verisi 58 değeri ile son 30 ayın, üretim PMI ise 62,4 değeri ile son 116 ayın en yüksek değerlerine ulaştı. Endeksin 50 seviyesi üzerindeki değerler sektörde önceki aya göre büyüme olduğuna işaret ediyor. Söz konusu yükselişte, başta Çin olmak üzere Asya, ABD ve Avrupa’dan gelen siparişlerdeki artış etkili oldu. Benzer şekilde öncü ticaret ortaklarımızdan İngiltere imalat sektörünü de Ekim ayında Asya, ABD ve Avrupa kaynaklı ihracat siparişleri destekledi. Öte yandan ABD imalat sektörü Ekim ayında büyüme eğilimini korusa da diğerlerinden farklı olarak ihracat siparişlerinde daralma yaşandı. Almanya ve İngiltere imalat sektörlerinde üretim ve ihracat taleplerinde Ekim ayında kaydedilen artış Türkiye imalat sektörü üretimi, ithalatı ve ihracatı açısından da iyimser bir görünüm ortaya koyuyor. Geçen hafta açıklanan mevsimsellikten arındırılmış Ekim ayı imalat sektörü kapasite kullanım oranı daha yavaş bir hızla olsa da Mayıs ayından beri yükselişini sürdürürken; reel kesim güven endeksi (RKGE), yatırım harcamalarında Şubat 2020’den bu yana ilk kez büyüme kaydedildiğini, stoklarda ise artışın sürdüğüne işaret etti. SAMEKS Sanayi Endeksi ise imalat sektöründen farklı olarak yeni siparişlerde bozulmanın önceki aya göre hızlandığına işaret etti. Krediler tarafında ise BDDK verilerine göre Ekim ayının ilk 3 haftasında kredi artış hızında yavaşlama eğiliminin sürdüğünü görüyoruz. Pazartesi açıklanacak olan İSO Türkiye İmalat Sektörü PMI endeksinde ihracat ve yurt içi talep tarafındaki işaretleri alacağız. TİM ve Ticaret Bakanlığının yayınlayacağı Ekim ayı dış ticaret verileri de söz konusu gelişmeyi teyit edip etmediğini gösterecek.

3 Kasım, 2020, Salı

EKİM AYI ENFLASYON VERİLERİ

AA Finans anketine göre Ekim ayı TÜFE beklentisi ortalaması aylık %2,01 artış ve yıllık %11,76 artışa işaret ediyor. Türk lirası ortalama olarak Ekim ayında önceki aya göre %4,81 değer kaybetti. Eylül ayındaki değer kaybı %3,51 iken Ekim ayında yılbaşına göre değer kaybı %34,94 oldu.

4 Kasım 2020, Çarşamba

KÜRESEL HİZMET SEKTÖRÜ PMI VERİLERİ

23 Ekim’de açıklanan IHS MARKIT Hizmet Sektörü PMI verileri ABD dışında Japonya, Euro Bölgesi ve İngiltere hizmet sektörlerinde Eylül ayına göre bozulma işaretleri vermişti. Yeni verilerle dünyanın geri kalan ülkelerindeki eğilimi anlayacağız.   

5 Kasım 2020, Perşembe

ABD MERKEZ BANKASI (FED) FAİZ KARARI

ABD ekonomisi pandeminin patlak verdiği 2020 yılı 2. çeyreğinde, önceki çeyreğe göre yıllıklandırılmış olarak %31,4 daralmasının ardından 3. çeyrekte %33,1 büyüme kaydetti. ABD, GSYH büyüme verilerini çeyrek bazda yıllıklandırılmış olarak yayınlıyor. Kafa karışıklığını önlemek adına ABD ekonomisinin ilk çeyrekte önceki çeyreğe göre %1,3 daraldığını, 2. çeyrekte önceki çeyreğe göre %9,0 daraldığını, 3. çeyrekte ise önceki çeyreğe göre %7,4 büyüdüğünü dikkatinize sunayım. ABD ekonomisi son çeyreğe ise olumlu başladı. IHS Markit PMI verilerine göre Ekim ayında hem hizmet hem de imalat sektörü üçüncü çeyrekteki büyüme eğilimini sürdürdüğünü gösterdi. Covid vaka sayılarının hızlanarak devam ettiği ABD’de 3 Kasım’daki seçimleri sonuçlarının ardından covid kaynaklı tedbirler ve teşvik paketleri ekonominin seyrine yön verecek. Böyle bir süreçte 5 Kasım tarihli toplantıda her ne kadar faizde değişiklik beklenmese de riskler ve beklentiler konusunda Fed’den gelecek mesajlar önemli olacak. Fed’in politika faiz hedef aralığı %0,0-0,25 seviyesinde bulunuyor. 16 Eylül tarihli toplantı kararında Fed söz konusu politika faizinin maksimum istihdam ve %2’lik enflasyon hedeflerine ulaşılana kadar mevcut seviyesinde tutulacağı, hanehalkı ve şirketlerin kredi ihtiyaçlarını desteklemek amacıyla önümüzdeki aylarda satın alınacak devlet tahvil ve ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin (MBS) miktarında artışa gidileceği ifade edilmişti.

İNGİLTERE MERKEZ BANKASI (BOE) FAİZ KARARI

Dünyanın altıncı büyük ekonomisi olan İngiltere’de Merkez Bankası (BoE) ekonomide hızlanma işaretlerine rağmen pandemi ve Brexit risklerine istinaden 17 Eylül tarihli para politikası toplantısında %0,1 seviyesindeki politika faizini korumuş, ek teşvik paketleri ve negatif faiz konusunda kapıyı aralamıştı. İngiltere ekonomisi 2020 yılı ilk çeyreğinde önceki çeyreğe göre %2,5, ikinci çeyreğinde ise önceki çeyreğe göre %19,8 daralma kaydetmişti. 20 Ekim’de BoE Para Politikası Kurulu Harici Üyesi olan Gertjan Vlieghe, İngiltere ekonomisini değerlendirdiği konuşmasında pandemi krizine yönelik olarak maliye politikasının para politikasına kıyasla ekonomiye daha fazla katkıda bulunduğunu, son aylarda ekonomide kaydedilen hızlanmaya rağmen artan covid tehlikesine bağlı olarak ekonomiyi rayda tutmak adına ek teşviklere ve negatif faize vurgu yaptı. Vlieghe, negatif faiz uygulayan ülkelerde talep ve enflasyonda canlanmaya ilişkin olarak bir dizi kanıt topladıklarına dikkat çekiyor. 5 Kasım tarihli toplantıda negatif faiz olmasa bile toplam 745 milyar pound hedefli devlet tahvilleri ve yatırım yapılabilir notuna sahip finans dışı şirket tahvilleri satın alımı miktarında artırım görme ihtimali yüksek. Zira Vlieghe konuşmasında negatif faiz için üç koşulun sağlanması gerektiğini savunuyor: Uygulanabilirlik, etkililik ve uygunluk.

6 Kasım 2020, Cuma

EKİM AYI NAKİT BÜTÇE VERİLERİ

Eylül ayında Hazine nakit bütçesi 30,8 milyar TL açık vermiş böylece 2019 yılında toplam 130,5 milyar TL açık veren nakit dengesi 2020 yılı ilk dokuz ayında toplam 140,7 milyar TL açık vermiş oldu.

ABD İŞGÜCÜ VERİLERİ

ABD’de işsizlik oranı Eylül ayında %7,9’a gerilerken (Nisan ayında %14,7 seviyesine yükselmişti), ortalama saatlik kazançlar yıllık %4,65 oldu.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankasına göre zayıf TL ihracatı destekleyecek

Merkez Bankası, 22 Ekim 2020 tarihli toplantısında 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizini %10,25 ile sabit tuttu. Toplantı öncesinde, kurdaki tansiyonu azaltmak adına politika faizinin %11,25-11,75 aralığına yükseltilmesi gerektiğini savunmuştum. Toplantıdan, politika faizini artırmak yerine Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranının %13,25’ten %14,75’e yükseltildiği kararı çıktı. Hatırlatmak gerekirse, bankalar 1 gecelik, 1 haftalık ve Geç Likidite Penceresinden 1 gecelik vadelerde Merkez Bankasından borç alabilmektedirler. Merkez Bankası söz konusu fonlamaların miktar ve vadelerine göre hesapladığı “ortalama fonlama maliyetini” günlük olarak yayınlamaktadır. 21 Ekim itibariyle ortalama fonlama maliyeti %12,52 seviyesindeydi.

Merkez Bankası %10,25 seviyesindeki politika faizini neden değiştirmedi?

Merkez Bankası faiz politikasını belirlerken Tüketici Fiyat Enflasyonunu (TÜFE) dikkate alıyor. Eylül ayında TÜFE önceki yılın aynı ayına göre %11,75 seviyesine gerilemişti. Geçen hafta açıklanan TCMB Ekim ayı Beklenti Anketi sonuçlarına göre de yıl sonu TÜFE beklentisi %11,76 seviyesinde. %10,25 seviyesindeki politika faizinin üzerine ortalama %2-3’lük reel getiriyi eklersek %12,5-13,6’lık bir seviyeye ulaşıyoruz. Toplantı öncesinde 2-yıl vadeli devlet tahvilinin faizi %13,8, 1 yıl vadeli TL mevduatın faiz oranı ise %12,8 seviyesinde bulunuyordu.

Yukarıdaki paragrafta Merkez Bankasının politika faizini neden sabit tutmuş olabileceğine dair basın bülteninden anlayabildiğim kadarıyla bir sebep bulmaya çalıştım. Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamak adına TÜFE’yi dikkate alsa da üretim maliyetleri de nihai ürün fiyatlarını etkilemektedir. Yurt İçi Üreticileri Fiyat Enflasyonu (Yİ-ÜFE) Eylül ayında önceki aya göre %2,65, önceki yılın aynı ayına göre %14,33 artış kaydetti. TÜFE’deki artış önceki aya göre %0,97 olmuştu. Üretici fiyatları yılbaşından Eylül ayı sonuna kadar ortalama %13,44 artış kaydederken, TÜFE’deki artış %8,33 oldu. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Üreticiler, satış hacimleri olumsuz etkilenmesin diye maliyetlerini tüketiciye tam olarak yansıtamamaktalar. Dolayısıyla da iş hacmi yaratılsa bile karlılık açısından parlak bir tablo ortaya çıkmamaktadır. İşletmelerin maliyetlerini azaltmak adına ticari kredi faiz oranlarının 16 Ekim itibariyle %13,87 seviyesine gerilemesi önemli bir adım olsa da bankacılık sektörü kredi hacminin %78’ini oluşturan ticari kredilerin ödeme kabiliyetindeki olası bozulmalar finansal sistem dolayısıyla da Türk lirası üzerinde önemli bir baskı oluşturabilir. Bu da Türk lirasının yabancı para birimlerine karşı sert değer kayıplarını beraberinde getirebilir. Özellikle Türk lirasında süregelen değer kaybının enflasyonda yapışkanlık etkisi yaratması, Türk lirasına güven sağlanmadıkça enflasyonda düşüş eğilimini de engellemektedir.

Merkez Bankası neden Geç Likidite Penceresi borç verme faiz oranını %14,75’e yükseltti?   

Enflasyondaki yükseliş eğilimini Merkez Bankası güçlü kredi ivmesi desteğiyle ekonomide sağlanan hızlı toparlanmaya ve finansal piyasalarda yaşanan gelişmelere bağlıyor. Toplantı sonrasında yayınlanan basın bülteninde Merkez Bankası, enflasyonda düşüşü sağlamak adına temkinli duruşunu koruyacağını vurguladı. Bu sebeple Merkez Bankası, Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranını %13,25’ten %14,75’e yükselterek ortalama fonlama maliyetinin %13,5 seviyesinin üzerine çıkmasını sağlayabilecek.

Merkez Bankası para politikası kararında hangi gerekçeleri öne sürdü?

Merkez Bankasının yayınladığı basın bülteninde politika kararına yönelik olarak sunduğu gerekçeleri kendi yorumumla iletmeye çalışayım:

“İktisadi faaliyetteki toparlanma devam etse” de pandemide ikinci dalga riski göz ardı edilmemeli

Aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, sanayi üretimi Kovid-19 kaynaklı kapatmaların devreye alındığı Nisan ayında dip seviyelere gerilemiş, ardından tedbirlerin gevşetilmesiyle Mayıs ayından itibaren aralıksız artış kaydetmiştir. Bunda özellikle ihracat performansındaki yukarı yönlü eğilim önemli bir rol oynamıştır. Küresel olarak, Ağustos ayında ise pandemide ikinci dalga etkisini göstermeye başlamış ve Türkiye dahil sanayi üretimi artışında yavaşlama kaydedilmiştir. İkinci dalganın yaygınlaşma ihtimali iktisadi faaliyetin zayıflamasına sebep olabilir.

Kaynak: TDM

“Son dönemde atılan politika adımlarıyla birlikte ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğilimi belirginleşmiştir”

Eylül ayında politika faizinin yükseltilmesi ve sıkı para politikasının da desteğiyle Merkez Bankası, ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğiliminin belirginleştiğini ifade ediyor.

Merkez Bankası 25 Eylül tarihli toplantısında politika faizini %8,25’ten %10,25’e yükseltmişti. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, politika faizindeki artış tüketici kredi faiz oranlarının artmasında etkili olurken ticari kredi faizlerinde düşüş gözlendi.

Kaynak: TDM

Yine aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, tüketici kredi faizlerindeki artış ve ticari kredi faizlerindeki düşüşün etkisiyle 25 Eylül’den 16 Ekim tarihine kadar kredi hacmi artışında yavaşlama eğilimi var.

Kaynak: TDM

16 Ekim 2020 tarihli BDDK verilerine göre, toplam bankacılık sektörü kredi hacminin %22’sini Bireysel Krediler ve Kredi Kartları, %78’ini Ticari Krediler oluşturmaktadır. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, 25 Eylül’de faiz artırımının ardından tüketici faiz oranlarındaki artış tüketici kredilerinde yavaşlama getirirken, ticari kredilerde artış eğilimi var.

Kaynak: TDM

Söz konusu gelişmelere bağlı olarak; bankacılık sektörünün, işletmelere daha düşük faizle finansman sağlaması amacıyla ticari kredilere öncelik vermesini, öte taraftan da enflasyonist baskıyı azaltmak adına tüketici kredileri faiz oranlarındaki artışa istinaden tüketici kredi hacminde kaydedilen yavaşlamayı Merkez Bankasının “normalleşme eğilimi” olarak ifade ettiğini anlıyorum.

“İthalatta öngörülen dengelenmenin başladığı” görülse de sebebi bozulan talep

Merkez Bankası ithalattaki güç kaybını “Salgın tedbirleri kapsamında uygulanan destekleyici politikaların kademeli olarak geri alınmasıyla ithalatta öngörülen dengelenmenin başladığı görülmektedir” olarak ifade ediyor. Aşağıdaki grafik ise, altın ithalatı hariç tutulduğunda ithalat hacminde pandemi öncesine göre yavaşlama eğilimini açıkça gösteriyor. Elbette ithal ürünlere getirilen ek vergilerin söz konusu gelişmede etkisi olabilir ancak hem iç talepteki hem de sermaye yatırımlarındaki güç kaybının etkisinin ithalat performansı üzerinde daha etkili olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: TDM

“Mal ihracatındaki güçlü toparlanma, emtia fiyatlarının görece düşük seviyeleri ve reel kur düzeyi önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir” denilse de riskler göz ardı edilmemeli

Ağustos ayında, küresel talepteki bozulmaya bağlı olarak mal ihracatında güç kaybı yaşandığını gördük. Söz konusu güç kaybı düşen iç talebin etkisiyle mal ithalatında azalmaya dolayısıyla da cari işlemler açığında azalmaya katkı sağlayacaktır. Ancak altın ithalatındaki belirsizlik söz konusu beklentiyi riske atıyor. Öte yandan, Merkez Bankasının politika faizini sabit tutmasının ardından Dolar/TL kuru tekrar 7,90 seviyelerinin üzerine çıktı. Merkez Bankasının “reel kur düzeyinin cari işlemler dengesini destekleyeceğini” ifade etmesi, Merkez Bankasının zayıf Türk lirasını desteklediğini, dolayısıyla da Türkiye’nin ihracat mallarının fiyat avantajı sunarak ihracat performansının artacağı beklentisini savunduğunu anlıyorum. Aşağıdaki grafik Türk lirasının rekor düşük seviyelerine gerilediğini gösterse de Türk lirasındaki değişimin doğrudan ihracat hacmini etkilediğini kanıtlamıyor:

Kaynak: TDM

Pandeminin yarattığı arz şoku sebebiyle Türkiye ihracatının olumlu etkilendiği elbette söylenebilir ancak küresel rekabetteki sert yarışın etkisiyle Türkiye’nin pastadan pay kapma şansı sınırlanmış olabilir. Ayrıca, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, ithalat hacmini de yukarı çekecektir. Dolayısıyla söz konusu sebeplerin cari işlemler dengesini destekleyemeyeceği ihtimali yüksek.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi gündemi: Merkez Bankası faiz kararı, enflasyon, uluslararası yatırım pozisyonu, tüketici güveni ve Euro Bölgesi PMI

19 Ekim 2020, Pazartesi

AĞUSTOS AYI NET ULUSLARARASI YATIRIM POZİSYONU

Merkez Bankası tarafından açıklanan Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP); Türkiye’deki yerleşik kişilerin yurt dışındaki yerleşik kişiler ile finansal alacakları, yükümlülükleri ve rezerv varlık olarak tuttukları altın şeklindeki finansal varlıklarının belli bir tarihteki stok değerini göstermektedir. Varlıklarımız Temmuz ayında önceki aya göre 4,8 milyar dolar (%2,1) artışla 232,1 milyar dolar seviyesine, yükümlülükler ise aylık %7,5’luk (42,4 milyar dolar) sert artışla 611,0 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Varlıkların yükümlülüklerden farkını alarak hesaplanan Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu (NUYP) Temmuz ayında önceki aya %11’lik (37,6 milyar dolar) artışla 378,9 milyar dolar açık verdi. Verinin yayınlandığı 2006 yılı başından bu yana NUYP, Ocak 2018’de 482,7 milyar dolar açık vererek en yüksek değerini almış, en düşük değer ise 161,7 milyar dolarlık açık ile Haziran 2006’da kaydedilmişti.

AĞUSTOS GÖRÜNÜMÜ… Geçen hafta özel sektörün Ağustos ayı uzun vadeli kredi borç stoku açıklandı; stok Temmuz ayına göre 0,3 milyar dolar azalışla 162,2 milyar dolar seviyesine geriledi. Türkiye genelinin ise kısa vadeli dış borç stoku Ağustos ayında önceki aya göre 4,3 milyar dolar artışla 132,8 milyar dolar oldu. Ağustos ayı ile birlikte önümüzdeki 12 ayda vadesi dolacak dış borç tutarı ise Temmuz ayındaki 176,5 milyar dolardan 181,3 milyar dolar seviyesine yükseldi. Detaylara baktığımızda Türk lirasındaki değer kaybı paralelinde artan risk primine bağlı olarak özel sektör bankalarının ve finans dışı özel sektörün uzun vadeye kıyasla kısa vadeli borçlanmaya ağırlık verdiğini anlıyoruz.

20 Ekim, 2020, Salı

EYLÜL AYI YURTDIŞI ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ (YD-ÜFE)

TÜİK tarafından açıklanan Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksinde ürünlerin ihracat fiyatları doğrudan sanayi sektöründeki üretici firmalardan alınıyor. Dolayısıyla ağırlıklı olarak ithal girdi ile üretim yapan yurt dışı üreticilerin hem maliyetleri hem de ürün satış fiyatları Türk lirasının değerindeki değişimlerden doğrudan etkilenmektedir. Türk lirası Ağustos ayında önceki aya göre %6,1, önceki yılın aynı ayına göre %28,9 değer kaybetmiş, aynı ay YD-ÜFE aylık %7,46, yıllık %30,23 artış kaydetmişti.

EYLÜL GÖRÜNÜMÜ… Eylül ayında Türk lirasının önceki aya göre %3,5, önceki yılın aynı ayına göre %32,0 değer kaybetmesinin etkisiyle YD-ÜFE’deki artış devam edecek.

EYLÜL AYI MERKEZİ YÖNETİM BORÇ STOKU

Ağustos ayında merkezi yönetimin borç stoku 1,8 trilyon TL seviyesinde bulunuyor. Söz konusu borcun 1,1 trilyon TL’si iç borcu, 0,7 trilyon TL’si ise dış borcu kapsıyor. Eylül ayında dış borçlanma gerçekleştirmeyen Hazine, Ekim ayında 2,5 milyar dolarlık tahvil yoluyla dış borçlanma gerçekleştirmesi borç stokunda Ekim ayında artış getirecek.

22 Ekim 2020, Perşembe

MERKEZ BANKASI (TCMB) PARA POLİTİKASI KARARI

TCMB 24 Eylül 2020 tarihli olağan para politikası toplantısında 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizini %8,25’ten %10,25 seviyesine yükseltmişti. TCMB, bankalara gecelik (O/N) ve haftalık vadelerde borç vererek fon imkanı sağlıyor. TCMB, O/N olarak bankalara %11,75’ten, geç likidite penceresi kapsamında O/N olarak bankalara %13,25’ten, 1 haftalık vadede ise %10,25’ten borç veriyor. Söz konusu fonlamaların günlük ortalamasını veren ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti 9 Ekim itibariyle %11,64 seviyesine yükseldi. Merkez Bankası politika faizini belirlerken fiyat gelişmelerine bakıyor. Türk lirasındaki değer kaybının enflasyona doğrudan yansıması hem üretici hem de tüketim mal fiyatlarını yukarıya taşıyor. Geçen hafta açıklanan TCMB Ekim ayı Beklenti Anketi sonuçlarına göre yıl sonu Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) beklentisi %11,76 seviyesinde bulunuyor. Eylül ayında TÜFE yıllık %11,75 seviyesinde iken Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık %14,33 artış kaydetmişti. Dolayısıyla Türk lirasındaki değer kaybının sürdüğü Ekim ayında da enflasyonist baskının süreceği, hatta önümüzdeki aylarda jeopolitik risklerin korunması, Avrupa ile siyasi gelişmeler ve ABD seçimlerine yönelik belirsizlikler sebebiyle kurdaki artışın devam etme olasılığı yüksek. Her ne kadar tahvil faizleri Cuma itibariyle %13,65 ile yatırımcılarına enflasyona eşdeğer bir getiri sunuyor olsa da mevduat faiz oranları %10,84 ile yatırımcıyı çekebilecek bir avantaj ortaya koyamıyor. Enflasyona karşı yüksek getiri sunulması tasarruflarda da artış getirecektir. TCMB’nin 22 Ekim’de politika faizini %11,25-11,75 aralığına yükseltmesi hem tasarrufların artmasına katkı sağlamak hem de kurdaki tansiyonu azaltmak adına önemli bir adım olacaktır.  

EKİM AYI TÜİK TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ

TÜİK Tüketici Güven Endeksi Eylül ayında önceki aya göre hafif yükselişle 81,9 seviyesine yükselmişti. Endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durum, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum olduğunu gösteriyor. Endeks Temmuz 2004’ten bu yana 100 seviyesinin altında seyrediyor. Endeks Kasım 2008’de 73,9 ile en düşük değerini almıştı.

EKİM GÖRÜNÜMÜ… Geçen hafta açıklanan Ekim ayı Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi önceki aya göre 5,67 puan düşüşle 65,6 seviyesine geriledi. Söz konusu düşüşte Türk lirasının ABD dolarına karşı Eylül ayındaki ortalama 7,534 değerinden Ekim ayında 7,900 seviyesinin üzerine çıkmasının etkisi var. TÜİK Tüketici Güven Endeksi de Türk lirasındaki değer kaybından olumsuz etkilenecektir.

TCMB VE BDDK, 16 EKİM 2020 TARİHLİ HAFTALIK PARA VE BANKA VERİLERİ

9 Ekim haftasında para ve banka verilerinde önceki haftaya göre önemli bir değişiklik olmadı.

9 Ekim 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

23 Ekim 2020, Cuma

ABD, EURO BÖLGESİ, İNGİLTERE, JAPONYA EKİM AYI IHS MARKIT PMI (SATINALMA MÜDÜRLERİ ENDEKSİ) VERİLERİ AÇIKLANACAK

Türkiye’nin ağırlıklı olarak ihracat ortakları olan Euro Bölgesi, İngiltere ve ABD imalat sektörlerinin Ekim ayındaki seyri Türkiye PMI verisi için de önemli ipuçları verecek. PMI verileri imalat ve hizmet sektörlerinde istihdam, satın alımlar, talep, ihracat, maliyetler, çıktı fiyatları ve tedarik sürelerini kapsıyor. Eylül ayı verileri hem Türkiye hem de küresel olarak imalat sektöründe olumlu bir tablo ortaya koymuştu.

Dr. Fulya Gürbüz

Kur-Enflasyon açısı daraldıkça rezervler azalıyorsa çare tersinde

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 24 Eylül olağan aylık toplantısını yapacak ve 14:00’te faiz kararını duyuracak. 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizi Mayıs ayı toplantısından bu yana %8,25 seviyesinde bulunuyor. Bu seviyeye nerelerden geldiğimizi görmek için aşağıdaki grafiği inceleyelim.

Grafik 1

Ağustos-Eylül 2018’de Türk lirasında yaşanan sert değer kayıplarının ardından Ekim ayı toplantısında %24 seviyesine yükseltilen politika faizi dokuz ay boyunca bu seviyesini korumuş, Temmuz 2019’da ilk faiz indirimiyle %19,75’e düşürülmüş, bu tarihten itibaren kademeli indirimlerle politika faizi en son Mayıs 2020 toplantısıyla birlikte %8,25 seviyesine kadar gerilemişti. Ağustos-Eylül 2018’de kurdaki sert yükselişlerin etkisiyle yıllık TÜFE enflasyonu Ekim 2018’de %25,24 ile zirve yapmıştı. Takip eden aylarda kurdaki dalgalanmaların azalmasıyla birlikte yıllık TÜFE’nin düşmeye başlaması Merkez Bankasının faiz indirim kararlarını desteklemişti. Ancak Ocak 2020 ile birlikte ekonomik büyümeye ilişkin artan riskler ve sermaye çıkışlarındaki hızlanmanın etkisiyle Merkez Bankası döviz rezervleri 2008 Finansal Kriz dönemindeki seviyelerinin altına geriledi. Mart 2020’de Kovid-19’un patlak vermesiyle birlikte kurdaki tansiyonun enflasyon üzerinde yarattığı yapışkanlığın etkisiyle, %8,25 seviyesindeki politika faizi, %10’un üzerinde seyreden enflasyonun gerisinde kalmasına sebep oldu. Aşağıdaki grafiği incelediğinizde son dönemde Merkez Bankası döviz rezervlerinde yaşanan sert düşüşü; dahası 1-hafta vadeli politika faizinin, Merkez Bankası ortalama fonlama maliyeti ve yıllık TÜFE’den ne kadar geride kaldığını görebilirsiniz.

Grafik 2

Merkez Bankası döviz rezervlerinin azalmasının neden bu kadar önemli olduğunu sorarsanız sebebi şu: Temmuz 2020 itibariyle kamunun gelecek 12-ayda ödemesi gereken toplam dış borcu 42,1 milyar dolar (merkezi yönetimin payı 5,4 milyar dolar, kamu bankalarının payı 36,2 milyar dolar). Merkez Bankasının ise aynı dönemde ödemesi gereken dış borcu 20,1 milyar dolar (Mart 2020’de 8,4 milyar dolardı). Toplamda, kamu ve Merkez Bankası Ağustos 2020’den itibaren gelecek 12 ayda 62,2 milyar dolar dış borç ödemesi yapacak. Peki, kasada bu kadar döviz var mı?

. Merkezi yönetimin parası yok: Düşük büyüme performansı ve üzerine Kovid-19’un patlak vermesiyle azalan vergi gelirlerinin etkisiyle bütçe açığı artmaya devam ediyor.

. Kamu tarafında 11 Eylül 2020 itibariyle özellikle kamu bankalarının net döviz pozisyonu 5,7 milyar dolar açık vermiş durumda (söz konusu değer en son 20 Aralık 2019’da pozitifti).

. Merkez Bankasının brüt döviz rezervi 45,3 milyar dolar ile tarihi düşük seviyesinde ki bunda turizm gelirlerinin sıfırlanmasının da etkisi var.

. Yukarıda bahsedilenlere ek olarak, Merkez Bankasının yayınladığı Temmuz 2020 tarihli Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi raporu verilerine göre swap anlaşmaları dahil Merkez Bankasının döviz vadeli işlemlerinden dolayı gelecek 12 ayda toplam 53 milyar dolar döviz açığı pozisyonu bulunuyor.

Özetlersek, Hazine’nin hazinedarlığını yapan Merkez Bankasının kasasında, gelecek 12 aylık dönemde kamu ve Merkez Bankasının ödemek zorunda olduğu toplam dış borcu karşılayacak döviz rezervi yok.

Gelelim Merkez Bankası politika faizi, ortalama fonlama maliyeti ve TÜFE’nin son durumuna… 1 hafta vadeli borç verme faiz oranı olan politika faizinin %8,25 seviyesinde bulunmasına rağmen Merkez Bankası gecelik işlemlerle bankalara daha yüksek faizden borç veriyor: Merkez Bankası gecelik vadede (O/N) bankalara %9,75’ten, geç likidite penceresi kapsamında ise bankalara gecelik %11,25’ten borç veriyor.

11 Eylül ile biten haftada TCMB bankalara ortalama %10,3’ten borç verdi. Aynı dönemde bankalar ortalama %10,2’den mevduat toplarken; ticari kuruluşlara %13,1’den, tüketicilere ise %17’den kredi kullandırdı. TÜFE ise Ağustos ayında %11,8 seviyesinde bulunuyor. Eylül ayı Merkez Bankası Beklenti Anketi’ne göre anket katılımcılarının yıl sonu TÜFE beklentisi %11,5 seviyesinde olmasına rağmen 29 Temmuz tarihli Enflasyon Raporu’na göre Merkez Bankasının 2020 yıl sonu TÜFE beklentisi %8,9 seviyesinde bulunuyor.

Daha sade anlatırsak: Kurdaki artış enflasyondaki artışı tetiklerken, fon ihtiyacı olan birey ve kurumların borçlanma maliyeti de yükselmeye devam ediyor. Borçlanma maliyetleri yükselirken tasarruf sahiplerinin mevduat getirisi ise enflasyonun gerisinde kalmaya devam ediyor (buna negatif reel getiri deniyor). Mevduatın sunduğu negatif reel getiri ise yabancı para cinsi mevduat hacminde yukarı yönlü bir etkiye sahip oluyor. Kurdaki yükselişin de etkisiyle 11 Eylül haftasında döviz tevdiat hesaplarında önceki haftaya göre 1 milyar dolarlık artış yaşandı. Yani, hane halkı TL’yi değil dövizi tercih etmeye devam ediyor. Dolayısıyla da Türk lirası rezerv paralara karşı (dolar, Euro,…) değer kaybetmeye devam ediyor. Mevduat sahibinin getirisinin enflasyonun altında kalmayacak şekilde yükselmesi kurdaki tansiyonu düşürebilir. Tansiyonun düşmesi Merkez Bankası politika faizi kararına bağlı.

Türk lirasına güvenin tekrar sağlanabilmesi için para politikasında sadeleşme gerekiyor. Bunun bir yolu Merkez Bankasının ya %11,25 seviyesindeki gecelik borç verme faiz oranını politika faizi olarak ilan etmesi ya da 1 haftalık politika faizini gecelik borç verme faizi olan %11,25’e yükseltmesi olabilir. Söz konusu sadeleşme yapısal reformlarla desteklenmesi halinde doğrudan yabancı sermaye için cazip bir ülke konumuna gelebiliriz. Aksi takdirde rezervlerdeki daralmanın devam etmesi kur ve enflasyon arasındaki açının daralmasına, yani kur-enflasyon tetiklemesinin hızlanmasına sebep olacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz