GRAFİĞİN SÖYLEDİĞİ: “Öncelik Türk lirasına kalıcı güvenin sağlanması”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre, finans dışı kesimin döviz varlıkları Eylül 2020’de önceki aya göre 1,5 milyar dolar artışla 130,8 milyar dolara yükselirken, döviz yükümlülükleri 1,6 milyar dolar azalışla 293,1 milyar dolara geriledi. Özetle, finans dışı kesimin (reel sektörün) döviz varlıkları önceki aya göre arttı, döviz borçları ise azaldı.

Reel sektörün döviz varlıklarının %71’ini mevduatlar oluşturuyor…

Reel sektörün Eylül ayı itibariyle döviz varlıkları; yurt içi döviz mevduatları (76,1 milyar dolar), yurt dışı bankalardaki döviz mevduatları (16,9 milyar dolar), döviz cinsi devlet tahvilleri (1,9 milyar dolar), ihracat alacakları (15,6 milyar dolar) ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımlarından (20,4 milyar dolar) oluşmaktadır. Demek ki reel sektörün döviz varlıklarının en büyük payını %71 ile döviz mevduatları oluşturuyor.

Reel sektörün döviz yükümlülüklerinin %83’ünü krediler oluşturuyor…

Eylül ayında reel sektörün döviz yükümlülüklerinin 241,9 milyar doları yurt içi (144,3 milyar dolar) ve yurt dışından sağlanan nakdi kredilerden (97,6 milyar dolar), 51,2 milyar doları ise ithalat borçlarından oluşuyor.

Reel sektör bir yandan döviz varlıkları edinimine devam ederken, öte yandan borçlanarak ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmektedir.

Reel sektörün döviz pozisyonu ile GSYH büyümesi arasında bir ilişki var mı?

Aşağıdaki grafik, reel sektörün döviz pozisyonu ile Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) arasındaki karşılıklı etkileşimleri göstermektedir. GSYH verilerinin üçer aylık dönemler için yayınlanması sebebiyle grafikte reel sektör döviz pozisyonu verilerinin üç aylık ortalama değerleri dikkate alınmıştır.

Grafikte gri çubuklar reel sektör döviz yükümlülüklerini, sarı çubuklar döviz varlıklarını, kırmızı çizgi sanayi sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini, mavi çizgi ise hizmet sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini göstermektedir.

2008 yılında patlak veren küresel finansal krizin üstesinden gelebilmek için reel sektör 2009 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren tarihi düşük faiz oranlarından yararlanmak amacıyla döviz cinsinden borçlanmayı artırmış, 2018 yılı üçüncü çeyreğine kadar döviz cinsinden borçlanma artarak sürmüştür. Söz konusu dönemde hem sanayi hem de hizmet üretiminin genel olarak önceki döneme göre artışlarını sürdüklerini görüyoruz. 2018 yılı önemli bir yıl zira Trump başkanlığındaki ABD yönetiminin ticaret savaşını başlatması, en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ekonomisindeki yavaşlamanın derinleşmesi ve Eylül ayında Türkiye’de yaşanan kur krizi bu döneme denk gelmektedir.

Nitekim 2018 yılı üçüncü çeyreğinde reel sektör yurt dışı yükümlülüklerini azaltma yoluna giderken, döviz varlıklarını da artırmaya devam etmişlerdir. Kovid-19’un pandemi ilan edildiği 2020 Mart ayına kadarki dönemde hem sanayi hem de hizmet üretimi çeyrek bazda sınırlı da olsa büyümesini sürdürebilmiştir.

2020 yılı ikinci çeyreğinde GSYH’de yaşanan sert daralmanın ardından reel sektör üçüncü çeyrekte tekrar döviz cinsi borçlanmasını artırırken hem sanayi hem de mal üretiminde önceki çeyreğe göre sert bir düzeltme kaydedilmiştir. Ancak 2020 yılı üçüncü çeyreğinde güven algısındaki bozulmanın artarak devam etmesiyle birlikte reel sektörün döviz varlıkları Haziran ayı sonundaki 123,3 milyar dolardan Eylül 2020 sonunda tarihi rekorla 130,8 milyar dolara kadar yükselmiştir.

Ekonomide sürdürülebilir büyüme için doğrudan yatırımlar cazip kılınmalı…

9 Kasım ile birlikte oluşturulan yeni ekonomi yönetimi Türk lirasına güveni yeniden kazanmak adına hemen harekete geçti: Politika faizinde sert artırımla birlikte para politikası sadeleştirilmeye başlandı. Kamuoyunun bilgilendirilmesi şeffaflık adımı ile öne çıkarken Türkiye Hazinesi uzun bir aradan sonra yurt dışından tahvil yoluyla 10 yıllık borçlanabilmeyi başardı.

Yeni ekonomi yönetiminin önünde zorlu bir süreç var ancak süreci kolaylaştıracak en önemli etken Türk lirasına güvenin kalıcı olarak sağlanması:

. Tedarik zincirindeki aksamalar, hammadde kıtlığı ve Türk lirasında devam eden değer kayıpları girdi maliyetlerini artırıyor. Türk lirasına güven, enflasyon üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

. Reel sektörün yatırımlarını dolayısıyla da istihdamı artırabilmesi için yatırım yapmaya elverişli şartların oluşturulması gerekiyor. Kovid-19 sebebiyle adapte olmaya çalıştığımız yeni normalde Türkiye yüksek katma değerli ürün geliştirmek adına somut adımlar ortaya koymalı. Türk lirasına güven kazandıracak hamlelere ek olarak avantajlı coğrafik konumu doğrudan yatırımları çekebilmek adına önemli.

. ABD’de Biden yönetiminin Avrupa ile ticari ilişkilerini kuvvetlendirme hedefi dikkate alındığında Türkiye’nin en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ile işbirliğinin sağlamlaştırılması ticaret hacmimiz açısından olumlu bir gelişme olacaktır. Türk lirasına güveni sağlayacak böyle bir gelişmenin elbette Türkiye sermaye piyasalarının derinleşmesinde de katkısı olacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Eylül ayında ihracat, sanayi üretimini ve istihdamı destekledi, tüketim arttı

9-13 Kasım haftasında açıklanan üretim, dış ticaret ve tüketime ilişkin takvim ve mevsimsellikten arındırılmış TÜİK verilerine göre;

. Sanayi üretimi Eylül ayında önceki aya göre %1,7 arttı,

. İhracat miktar endeksi Eylül ayında önceki aya göre %11,2 arttı,

. İthalat miktar endeksi Eylül ayında önceki aya göre %2,0 arttı,

. Sanayi sektörü istihdamı Ağustos döneminde (Tem-Ağu-Eyl) önceki döneme göre %2,0 arttı,

. Perakende satış hacmi Eylül ayında önceki aya göre %2,8 arttı.

İhracat, sanayi üretimini desteklemeye devam ediyor…

Bir önceki aya göre değişimleri gösteren aşağıdaki grafikte, Mayıs 2020’den itibaren ihracatın (kırmızı çubuk) ve hammadde ithalatının (mavi çubuk) sanayi üretimini (gri çubuk) desteklediğini görebilirsiniz. Gri renkli 0 noktasını gösteren uzun yatay çizginin üzerindeki değerler önceki aya göre artış olduğunu, çizginin altındaki değerler ise önceki aya göre azalma olduğunu göstermektedir. Ağustos ayında ihracatta kaydedilen düşüşe rağmen hammadde ithalatı ve sanayi üretimindeki artışın imalat sektöründe mal stoklarını (turuncu çubuk) beslediğini anlıyorum. Eylül ayında ise ithalattaki sınırlı artışa rağmen ihracatı mal stoklarının beslediğini tahmin ediyorum. Pandemide ikinci dalganın tedarik zincirinde olası kırılmaları beraberinde getirebileceği endişeler sebebiyle, IHS Markit küresel imalat sanayi PMI endeksleri ülke raporlarında tedbir amaçlı satın alımların hızlandığı sinyalini almıştık.

Sanayi üretimindeki artış sanayi istihdamını destekliyor…

Aşağıdaki grafikte sol eksen, sanayi sektöründe istihdam edilen kişi sayısını (turuncu çubuklar) göstermektedir. Grafiğin sağ ekseninde ise sanayi üretimi (gri çizgi) ve imalat sektörü mevcut siparişlerinde (bordo çizgi) önceki aya göre nasıl bir değişim olduğu gösteriliyor. Yılbaşından itibaren imalat sektöründeki siparişlerde ve paralelinde sanayi üretiminde ardı ardına yaşanan gerilemelerin ardından, pandemi tedbirlerindeki gevşetmelerin etkisiyle sanayi istihdamının Haziran dönemiyle birlikte yükseliş eğilimine girdiğini görüyoruz. Eylül ve Ekim ayına ilişkin göstergeler sanayi istihdamında yükselişin devam edeceğine işaret ediyor.

Türk lirasındaki değer kaybına rağmen yurt içinde perakende satışlar hızlandı…

Aşağıdaki grafik, sol eksende sanayi sektörü (gri çubuk), imalat sektöründe mevcut siparişler (bordo çubuk), perakende satışlar (yeşil çubuk) ve tüketim malları ithalatındaki (mor çubuk) bir önceki aya göre kaydedilen değişimleri gösteriyor. Sağ eksende ise Dolar/TL kurunun (mavi çizgi) aylık ortalama değerleri gösteriliyor. Grafikte neler gördüğümü sıralayayım:

. Ağustos ayında Dolar/TL kurunun önceki aya göre %6,1 yükselmesinin etkisiyle tüketim malı ithalatında önceki aya göre sert düşüş var. Perakende satışlardaki artış ise Temmuz ayına göre hız kesti.

. Eylül ayında Dolar/TL’deki %3,5 yükselişe rağmen hem perakende satışlarda hem de tüketim malları ithalatında yükseliş var. Perakende satışlardaki hızlanmada özellikle Tekstil, Giyim ve Ayakkabı satışlarındaki aylık %13,1’lik artışın etkili olduğunu söyleyeyim. Türk lirasındaki sert değer kaybına rağmen Eylül ayında tüketim malları ithalatındaki %7,5’lik artışın ana tetikleyicisinin ise otomotiv sektörü ithalatında Eylül ayında kaydedilen %30,8’lik artış ve paralelinde otomotiv satışlarının aynı ay %46,9 yükselmesinin etkisi olduğunu düşünüyorum.

Ekim ayı göstergeleri ne söylüyor?

Ticaret Bakanlığı verilerine göre Ekim ayında ihracat ve ithalatta artışın devam etmesi sanayi üretiminde, dolayısıyla da sanayi sektörü istihdamında iyileşme göreceğimize işaret ediyor. Ekim ayında Dolar/TL kurunun %4,8 yükselmesi ve artan kredi faiz oranları sebebiyle perakende satışlarda önemli bir iyileşme olmayacağını tahmin ediyorum.

Dr. Fulya Gürbüz

Cari işlemler dengesini Eylül ayında dış ticaret ve turizmi destekledi

Cari işlemler açığı Eylül ayında önceki aya göre 1,96 milyar dolar azaldı…

Merkez Bankası tarafından her ay açıklanan Ödemeler Dengesi tablosunda yer alan Cari İşlemler Hesabında yerleşik hanehalkının yerleşik olmayanlarla yaptığı faaliyetleri karşılığında oluşan döviz giriş ve çıkışları gösterilmektedir. Cari işlemler dengesi ise Cari İşlemler Hesabında yer alan Dış Ticaret Dengesi, Hizmetler Dengesi, ücret ödemeleri ve yatırım dengesinden (doğrudan, portföy ve diğer yatırımlar) oluşan Birincil Gelir Dengesi ile hükumetin yaptığı transferlerden oluşan İkincil Gelir Dengesi kalemlerinin toplamından oluşmaktadır.

Ağustos ayında 4,32 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmişti. Eylül ayında Cari İşlemler Hesabı altındaki ana kalemlerin Ağustos ayına göre nasıl değiştiğine bakarsak:

. Eylül ayında Dış Ticaret açığı, Ağustos ayına göre 1,65 milyar dolar azaldı.

. Hizmet Dengesi, Ağustos ayına göre 0,17 milyar dolar arttı.

. Birincil Gelir Dengesi, Ağustos ayına göre 0,08 milyar dolar arttı.

. İkincil Gelir Dengesi Ağustos ayına göre 0,06 milyar dolar arttı.

Yukarıdaki maddeler halinde belirtilen artış ve azalışları netleştirdiğimizde Eylül ayında cari işlemler açığı Ağustos ayına göre 1,96 milyar dolar iyileşerek 2,36 milyar dolar seviyesine gerilemiş oldu.

Dolayısıyla, cari işlemler açığına Eylül ayında önceki aya göre en büyük katkı, dış ticaret dengesindeki 1,65 milyar dolarlık daralmadan geldi. Söz konusu katkının 0,7 milyar doları altın ithalatında önceki aya göre kaydedilen düşüş.

Eylül ayında turizm gelirleri cari işlemler dengesini iyileştirdi…

Yukarıdaki hesaplamalar, Ağustos ayına göre cari işlemler dengesinin Eylül ayında nasıl değiştiğini ortaya koymuştu. Ana resimde Dış Ticaret Dengesindeki iyileşmeyi açıkça görebilmişken, diğer üç ana kalemde nette önemli bir etki yok gibi duruyor. Etkinin olup olmadığını anlamak için alt kalemleri dikkate almak gerekiyor. Gelin, ana resmi büyütelim ve Hizmetler Dengesi kalemine odaklanalım.

Covid-19 etkisiyle Hizmetler Dengesi Mart-Temmuz döneminde cari işlemler dengesine önemli bir katkı sağlayamazken, Temmuz ayındaki 0,5 milyar dolarlık net gelirin ardından Ağustos ayında 1,52 milyar dolar, Eylül ayında ise 1,69 milyar dolarlık net Hizmetler Dengesi geliri elde edildi. Arka arkaya elde edilen görece yüksek gelirlerin ana sebebi, Hizmetler Dengesi’nin alt kalemi olan ve turizm gelirlerini gösteren Seyahat kalemindeki iyileşme oldu. Nisan-Haziran döneminde sınır kapatmaları ve seyahat yasaklarının etkisiyle Türkiye’de turizm geliri kaydedilmemişken Temmuz ayında 0,43 milyar dolar, Ağustos ayında 1,33 milyar dolar, Eylül ayında ise 1,56 milyar dolar net turizm geliri elde edilmiştir. Dolayısıyla Seyahat gelirlerindeki artış Ağustos-Eylül döneminde cari işlemler açığını azaltıcı yönde etki yaratmıştır. Aşağıdaki grafikte, tarihsel olarak cari işlemler dengesinin (gri çubuklar) dış ticaret dengesindeki (mavi çizgi) değişime benzer hareket ettiğini, yaz aylarında artan turizm gelirlerinin (kırmızı çizgi) ise cari işlemler dengesini iyileştirdiğini görüyoruz. Turizm gelirlerinin, Covid-19 tedbirlerinin etkisiyle Nisan-Temmuz döneminde cari işlemler dengesine önemli bir katkı sağlayamazken, Ağustos-Eylül döneminde önceki yıllara göre düşük miktarda da olsa cari işlemler açığını iyileştirici rol oynadı. Aşağıdaki grafikte turizm gelirlerinin cari işlem üzerindeki iyileştirici rolünü görebilirsiniz.

Ek olarak, aşağıdaki grafikte ise son 12 aylık toplamlar dikkate alındığında cari işlemler dengesi (gri kolonlar) ile dış ticaret dengesinin (kırmızı çizgi) paralel hareketini daha net görebiliyoruz. Eylül 2020 itibariyle 12-aylık cari işlemler açığı 27,5 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda. Özellikle en büyük ticaret ortağımız olan Almanya ekonomisindeki hareketlenmeler Türkiye’nin ihracat ve ithalat hacmini yukarı çekmeye başladı. Tekrar başlayan kapatmaların ise dış ticaret dolayısıyla da cari işlemler dengesi üzerindeki etkilerini takip etmekte fayda var.

Eylül ayında bankalar net borç kullanan, banka dışı sektör net borç ödeyen oldu…

Cari işlemler dengesinin finansman tarafını gösteren Finans Hesabında ise özellikle hükumet, banka ve banka dışı sektörün borçlanma ve borç ödeme kabiliyeti ile döviz rezervlerindeki gelişmeleri görebiliyoruz. Yurtdışı bankalar ve yurtdışı kişilerin mevduatları Eylül ayında 1,05 milyar dolar azaldı. Öte yandan kredi tarafında; bankalar Eylül ayında nette 0,81 milyar dolar net kredi kullanırken, banka dışı sektör 0,4 milyar dolar net borç ödeyicisi oldu. Türkiye’nin resmi rezervleri ise Eylül ayında 3,6 milyar dolar azaldı. Aşağıdaki grafik kredi yoluyla yurtdışından borçlanan hükumet (mavi çubuk), bankalar (kırmızı çubuk) ve banka dışı sektörün (yeşil çubuk) 2018 yılı Mayıs ayından bu yana ağırlıklı olarak net borç ödeyen konumunda olduğunu gösteriyor. Aylar itibariyle, pozitif değerler net borçlanma gerçekleştirildiğini, negatif değerler ise net borç ödeyicisi konumunda olunduğunu göstermekte.

Ekim ayında dış ticaret açığındaki azalma cari açığı da azaltacak…

Ekim ayına ilişkin olarak Ticaret Bakanlığı verilerine göre, hem ihracat hem de ithalat Eylül ayına göre artış kaydetti, dış ticaret açığı ise Eylül ayındaki 4,8 milyar dolardan Ekim ayında 2,4 milyar dolara geriledi. Dış ticaret açığındaki söz konusu gerileme cari işlemler açığında Eylül ayına göre 2,4 milyar dolarlık azalma etkisi yaratacak. Öte yandan Hazine’nin Ekim ayında tahvil ihracı yoluyla sağladığı 2,5 milyar dolarlık dış borç tutarını Finansman Hesabı’nın altındaki Portföy Yatırımları kaleminde göreceğiz. Aşağıdaki grafik; hükumet (mavi çubuk), bankalar (kırmızı çubuk) ve banka dışı sektörün (yeşil çubuk) tahvil yoluyla yurt dışı borçlanma eğilimlerini gösteriyor. Ağırlıklı olarak hükumet ve bankalar tahvil yoluyla borçlanmayı tercih ederken banka dışı sektör daha kısa vadeli olan kredi yoluyla yurt dışından borçlanmayı tercih etmektedir.

Dr. Fulya Gürbüz

Fed “Ekonominin seyri virüse bağlı” dedi, politika faizini değiştirmedi

ABD Merkez Bankası (Fed) 5 Kasım’da gerçekleştirdiği para politikası toplantısında politika faizi olan federal fon faiz oranı hedef aralığını değiştirmeyerek %0,0-0,25 seviyesinde sabit tuttu. Söz konusu hedef aralığı bankaların gecelik (O/N) olarak birbirlerine borç verme faiz aralığını ifade ediyor. Fed, bankaları iskonto penceresinden iskonto faiz oranı ile O/N fonluyor. Fed, iskonto faiz oranını farklı bir toplantı ile kararlaştırıyor.

Fed, toplantı sonrası yayınladığı basın duyurusunda, ekonomik aktivite ve istihdamda toparlanma yaşansa da 2020 yılı başındaki seviyelerin henüz yakalanmadığını, zayıf talep ve petrol fiyatlarındaki düşüşün tüketici fiyat enflasyonunu aşağı çektiğini belirtti. Ekonominin gidişatının büyük ölçüde virüsün seyrine bağlı olduğuna dikkat çekiyor Fed.

ABD’de işsizlik oranı Covid-19’un pandemi ilan edildiği Mart 2020 öncesinde %3,5 seviyesinde seyrederken, kapatmaların etkisiyle Nisan ayında %14,7 seviyesine yükselmiş; parasal genişleme, makro-ihtiyati tedbirler ve iş yerlerinin açılmaya başlanmasıyla birlikte işsizlik oranı düşüşünü sürdürerek en son Ekim ayında %6,9 seviyesine gerilemiştir. Enflasyona yönelik ön göstergelerden olan ortalama saatlik kazançlar ise Ekim ayında bir önceki aya göre %0,1, bir önceki yılın aynı ayına göre %4,5 artış kaydetti. Aşağıdaki grafik 2008 Finansal Kriz’den bu yana ABD’de enflasyon, işsizlik ve politika faizi gelişmelerini gösteriyor:

Basın duyurusunda yer alan bir diğer ayrıntı da Fed’in önümüzdeki aylarda Hazine tahvilleri ve ipoteğe dayalı menkul kıymet (mortgage backed securities-MBS) alımında artışa gideceğini duyurmuş olması.

2008 krizinden 2014 yılı sonuna kadar Fed, tahvil alımları yoluyla bilançosunu 1 trilyon dolar seviyesinden 4,5 trilyon dolar seviyesine çıkarmış, ekonomik aktivitede hedeflerin ulaşılmasıyla birlikte Fed, 2018 yılı başından itibaren varlık alımlarını azaltarak Ağustos 2019’da 3,76 trilyon dolar seviyesine kadar düşürmüştü. Mart 2020’de 4,3 trilyon dolarlık bilanço büyüklüğü 12 Ağustos’ta 7,0 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor. Aşağıdaki grafik 2008 Finansal Kriz sonrası Fed bilançosu ve politika faizi hamlelerinin seyrini gösteriyor:

Fed’in 12 Ağustos tarihli bilançosunda, toplam varlıklarının 6,3 trilyon doları satın almış olduğu menkul kıymetlerden (Hazine tahvilleri ve ipoteğe dayalı menkul kıymetler) oluşuyor. Fed, 11 Mart 2020’den 12 Ağustos 2020 tarihine kadar 1,8 trilyon dolarlık Hazine tahvili, 0,6 trilyon dolarlık ipoteğe dayalı menkul kıymet satın aldı. Varlıklarının finansmanı yani yükümlülükler tarafında ise, Fed aynı dönemde 0,2 trilyon dolar ek banknot bastı; bankaların mevduatı 1,1 trilyon dolar, Hazine hesabı ise 1,3 trilyon dolar artış kaydetti. Hazine ayrıca kredi tesisi için 0,1 trilyon dolar katkı yaptı.

Dr. Fulya Gürbüz

İmalat sektörü ve maliyetleri büyürken Merkez Bankası sadece muslukları kapatmamalı

Küresel imalat sektörleri Ekim ayında ortalamada büyümeyi sürdürdü

JP Morgan PMI verilerine göre küresel imalat sektörü son dört aydır yükselişini sürdürerek Ekim ayında 53,0 seviyesine yükseldi. Endeks Eylül ayında 52,4 değerini almıştı. Endeksin 50 üzeri aldığı değerler sektörde büyümeye işaret ediyor. Aşağıdaki grafik 2011 yılından bu yana JP Morgan İmalat Sektörü PMI endeksinin seyrini gösteriyor. Grafikte, Covid-19 kaynaklı küresel bazda kapatmaların yaşandığı Nisan ayında imalat sektöründeki sert düşüşü, ardından da gevşetilmelerin başladığı Mayıs ayı ile birlikte toparlanmanın devam ettiğini gösteriyor.

Kaynak: JP Morgan, IHS Markit

IHS Markit PMI Ekim ayı verilerine göre pandemide yeni dalgaların kısıtlamalara sebep olduğu başta Avrupa olmak üzere Avustralya, Endonezya, Filipinler, Hong Kong, İrlanda, Malezya, Meksika ve Myanmar’da üretim gerilerken kısıtlamaların gevşetildiği ülkelerde imalat sektörü büyümeye devam ediyor. Şaşırtıcı değil, kısıtlamaların devam etmesi küresel bazda talep zincirinde kırılmalara ve fiyat artışlarına sebep oluyor.

Öte yandan kısıtlamaların etkisiyle pandemiyle savaşında bir anlamda zafer ilan eden Çin’de artan iç talep etkisiyle imalat sektörü büyümesini sürdürüyor. Çin imalat sektörü PMI endeksi Ekim ayında önceki aya göre 0,6 puan artışla 53,6 seviyesine yükseldi. Çin’de pandeminin ilk patlak verdiği dönemde üretim kesintileri tüm dünyayı etkisi altına almıştı; Ekim ayına geldiğimizde özellikle Avrupa ve ABD kaynaklı üretim daralmalarının Çin ekonomisinin performansını aşağı çektiğini söylemek yanlış olmaz. ABD imalat sektörü PMI raporunda da özellikle Avrupa kaynaklı talep daralmasının ABD ihracatını olumsuz etkilediği belirtiliyor.

Çin’deki üretim artışının özellikle Almanya’nın Çin’e ihracatını artırdığını, bunun bir sonucu olarak Almanya imalat sektörü PMI endeksinin Eylül ayındaki 56,4 seviyesinden Ekim ayında 58,2 seviyesine yükseldiğini eklemekte fayda var.

Almanya imalat sektöründeki hızlanma Türkiye’yi de olumlu etkiledi

Elbette en büyük ticaret ortağımız olan Almanya imalat sektöründeki hızlanma Türkiye imalat sektörünü de olumlu etkilemeye devam ediyor. ISO ve IHS Markit iş birliğiyle hazırlanan Türkiye imalat sektörü PMI endeksi Ekim ayında önceki aya göre 1,1 puan artışla Ekim ayında 53,9 seviyesine yükseldi; üretimde, yurt içi ve yurt dışı yeni siparişler ile istihdamda artış kaydedildi. IHS Markit-İSO verilerine göre “Giyim ve gıda ürünleri gibi daha çok tüketiciye yönelik çalışan sektörlerdeki firmalar, Ekim’de de yeni sipariş almakta zorlanmaya devam etti. Buna karşılık, ana metal sanayi ve kimyasal, plastik ve kauçuk gibi sektörler güçlenmeyi sürdürdü.”. ISO Türkiye PMI raporunda ihracat siparişlerindeki artış sinyalini Ekim ayı Ticaret Bakanlığı verileri de doğruladı: Türkiye’nin ihracatı Ekim ayında önceki aya göre %5,6 artışla 17,3 milyar dolara, ithalatı ise %8,5 artışla 19,7 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Öte yandan, Türkiye PMI raporunda da dikkat çekildiği üzere, özellikle yurt dışından temin edilen girdilerde tedarik zincirindeki sorunlar sebebiyle Ekim ayında gecikmeler yaşandı. Firmaların satın alımları Ekim ayında hızlansa da söz konusu girdiler üretim süreçlerinde kullanılmak zorunda kalındı. Dolayısıyla hem kurdaki artış hem de küresel tedarik zincirindeki sorunlar önümüzdeki aylarda da Türkiye’nin üretim maliyetleri üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek.

Enflasyon TL’de değer kaybına, TL’deki değer kaybı enflasyonda artışa sebep oluyor

TÜİK verilerine göre yurt içi üretici fiyat enflasyonu (Yİ-ÜFE) Ekim ayında önceki aya göre %3,55, önceki yılın aynı ayına göre %18,2 artış kaydetmişti.

Merkez Bankasının rezervlerini azaltmak pahasına TL sıkışıklığı yaratarak TL’de değer kaybını düşük tutmaya çalışmasının ardından Hükumetin 29 Eylül 2020’de duyurduğu 2021-2023 Yeni Ekonomi Programında yüksek kur işareti verilmesiyle birlikte TL’deki değer kaybı durmuyor. TL değer kaybettikçe enflasyon yükselmeye, enflasyon yükseldikçe TL’de değer kaybı sürüyor.

TL ve enflasyondaki gelişmelere karşılık Merkez Bankası ne yapıyor?

Merkez Bankası 6 Ağustos’ta iktisadi toparlanmanın güç kazandığına işaret ederek bankalara likidite imkanını kademeli olarak azaltarak sıfırlamış, repo ihale miktarlarını düşürmüş ve vadelerini uzatmış, bankaların Türk lirası ve yabancı para zorunlu karşılık oranları artırılmış, 2 Kasım’daki duyurusuyla Bankalararası Para Piyasası’nda bankaların borç alabilme limitleri sıfırlanmıştı. Merkez Bankası 19 Kasım’da olağan para politikası toplantısını gerçekleştirecek. 22 Ekim tarihli toplantısında Banka, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını artan enflasyonist baskılara rağmen %10,25 düzeyinde sabit tutmuş, buna karşın Geç Likidite Penceresi işlemlerinde uygulanan gecelik borç verme faiz oranını %14,75 seviyesine yükseltmişti. Merkez Bankasının faiz kararını duyurmasıyla birlikte Türk lirası üzerindeki baskı artmaya başladı. Paralelinde, 22 Ekim toplantısı öncesinde %12,52 olan Merkez Bankasının bankaları ortalama fonlama maliyeti 4 Kasım itibariyle %13,99 seviyesine yükseldi. Aşağıdaki grafikte mavi taralı alan sol eksendeki Merkez Bankasının bankaları fonlama miktarını, siyah çizgi ise sağ eksendeki ortalama fonlama maliyetini gösteriyor.

Kaynak: Merkez Bankası

Merkez Bankasının açık piyasa işlemleriyle hem vade hem de miktarsal kısıtlamaların Türk lirasındaki kaybı geri döndüremediğini, bankaların finansmana ulaşımı kısıtlandıkça Türk lirasındaki değer kaybının da sürdüğünü görüyoruz. Başka bir deyişle Merkez Bankasının geç likidite penceresi hamlesinin Türk lirasına güven artışını sağlamaya yetmedi.

Parasal sıkılaştırma kredi maliyetlerini yukarı çekiyor

Sadece girdi maliyetleri değil kredi maliyetleri de artıyor. 23 Ekim itibariyle tüketici kredi faizleri ortalama %18,6, ticari kredi faizleri ortalama %15,8 seviyesindeyken, bankaların TL mevduat maliyeti ortalama %12,4 seviyesinde bulunuyor.

Enflasyon baskısı Merkez Bankası enflasyon tahminlerini yükseltti

28 Ekim’de yayınlanan 4. çeyrek Enflasyon Raporunda Merkez Bankası 2020 yıl sonu enflasyon tahminini ortalamada %12,1 seviyesine yükseltirken 2021 yıl sonu enflasyon tahmini ortalamada %9,4 oldu. Türk lirasında yaşanan değer kaybı ve tedarik zincirindeki bozulmalar girdi maliyetlerini artırırken çıktı fiyatları artışındaki hızlanma hem üretici hem de tüketici fiyatlarını yukarıya çekmeye devam edecek.

Merkez Bankası 19 Kasım toplantısında nasıl bir politika izlemeli?

Mevcut şartlar, 19 Kasım toplantısında Merkez Bankasının para politikasını sadeleştirmek ve dolayısıyla güven artırmak adına 1 hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizini %10,25 seviyesinden Merkez Bankası ortalama fonlama maliyeti olan %14 seviyesine yaklaştırması gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankasına göre zayıf TL ihracatı destekleyecek

Merkez Bankası, 22 Ekim 2020 tarihli toplantısında 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizini %10,25 ile sabit tuttu. Toplantı öncesinde, kurdaki tansiyonu azaltmak adına politika faizinin %11,25-11,75 aralığına yükseltilmesi gerektiğini savunmuştum. Toplantıdan, politika faizini artırmak yerine Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranının %13,25’ten %14,75’e yükseltildiği kararı çıktı. Hatırlatmak gerekirse, bankalar 1 gecelik, 1 haftalık ve Geç Likidite Penceresinden 1 gecelik vadelerde Merkez Bankasından borç alabilmektedirler. Merkez Bankası söz konusu fonlamaların miktar ve vadelerine göre hesapladığı “ortalama fonlama maliyetini” günlük olarak yayınlamaktadır. 21 Ekim itibariyle ortalama fonlama maliyeti %12,52 seviyesindeydi.

Merkez Bankası %10,25 seviyesindeki politika faizini neden değiştirmedi?

Merkez Bankası faiz politikasını belirlerken Tüketici Fiyat Enflasyonunu (TÜFE) dikkate alıyor. Eylül ayında TÜFE önceki yılın aynı ayına göre %11,75 seviyesine gerilemişti. Geçen hafta açıklanan TCMB Ekim ayı Beklenti Anketi sonuçlarına göre de yıl sonu TÜFE beklentisi %11,76 seviyesinde. %10,25 seviyesindeki politika faizinin üzerine ortalama %2-3’lük reel getiriyi eklersek %12,5-13,6’lık bir seviyeye ulaşıyoruz. Toplantı öncesinde 2-yıl vadeli devlet tahvilinin faizi %13,8, 1 yıl vadeli TL mevduatın faiz oranı ise %12,8 seviyesinde bulunuyordu.

Yukarıdaki paragrafta Merkez Bankasının politika faizini neden sabit tutmuş olabileceğine dair basın bülteninden anlayabildiğim kadarıyla bir sebep bulmaya çalıştım. Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamak adına TÜFE’yi dikkate alsa da üretim maliyetleri de nihai ürün fiyatlarını etkilemektedir. Yurt İçi Üreticileri Fiyat Enflasyonu (Yİ-ÜFE) Eylül ayında önceki aya göre %2,65, önceki yılın aynı ayına göre %14,33 artış kaydetti. TÜFE’deki artış önceki aya göre %0,97 olmuştu. Üretici fiyatları yılbaşından Eylül ayı sonuna kadar ortalama %13,44 artış kaydederken, TÜFE’deki artış %8,33 oldu. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Üreticiler, satış hacimleri olumsuz etkilenmesin diye maliyetlerini tüketiciye tam olarak yansıtamamaktalar. Dolayısıyla da iş hacmi yaratılsa bile karlılık açısından parlak bir tablo ortaya çıkmamaktadır. İşletmelerin maliyetlerini azaltmak adına ticari kredi faiz oranlarının 16 Ekim itibariyle %13,87 seviyesine gerilemesi önemli bir adım olsa da bankacılık sektörü kredi hacminin %78’ini oluşturan ticari kredilerin ödeme kabiliyetindeki olası bozulmalar finansal sistem dolayısıyla da Türk lirası üzerinde önemli bir baskı oluşturabilir. Bu da Türk lirasının yabancı para birimlerine karşı sert değer kayıplarını beraberinde getirebilir. Özellikle Türk lirasında süregelen değer kaybının enflasyonda yapışkanlık etkisi yaratması, Türk lirasına güven sağlanmadıkça enflasyonda düşüş eğilimini de engellemektedir.

Merkez Bankası neden Geç Likidite Penceresi borç verme faiz oranını %14,75’e yükseltti?   

Enflasyondaki yükseliş eğilimini Merkez Bankası güçlü kredi ivmesi desteğiyle ekonomide sağlanan hızlı toparlanmaya ve finansal piyasalarda yaşanan gelişmelere bağlıyor. Toplantı sonrasında yayınlanan basın bülteninde Merkez Bankası, enflasyonda düşüşü sağlamak adına temkinli duruşunu koruyacağını vurguladı. Bu sebeple Merkez Bankası, Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranını %13,25’ten %14,75’e yükselterek ortalama fonlama maliyetinin %13,5 seviyesinin üzerine çıkmasını sağlayabilecek.

Merkez Bankası para politikası kararında hangi gerekçeleri öne sürdü?

Merkez Bankasının yayınladığı basın bülteninde politika kararına yönelik olarak sunduğu gerekçeleri kendi yorumumla iletmeye çalışayım:

“İktisadi faaliyetteki toparlanma devam etse” de pandemide ikinci dalga riski göz ardı edilmemeli

Aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, sanayi üretimi Kovid-19 kaynaklı kapatmaların devreye alındığı Nisan ayında dip seviyelere gerilemiş, ardından tedbirlerin gevşetilmesiyle Mayıs ayından itibaren aralıksız artış kaydetmiştir. Bunda özellikle ihracat performansındaki yukarı yönlü eğilim önemli bir rol oynamıştır. Küresel olarak, Ağustos ayında ise pandemide ikinci dalga etkisini göstermeye başlamış ve Türkiye dahil sanayi üretimi artışında yavaşlama kaydedilmiştir. İkinci dalganın yaygınlaşma ihtimali iktisadi faaliyetin zayıflamasına sebep olabilir.

Kaynak: TDM

“Son dönemde atılan politika adımlarıyla birlikte ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğilimi belirginleşmiştir”

Eylül ayında politika faizinin yükseltilmesi ve sıkı para politikasının da desteğiyle Merkez Bankası, ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğiliminin belirginleştiğini ifade ediyor.

Merkez Bankası 25 Eylül tarihli toplantısında politika faizini %8,25’ten %10,25’e yükseltmişti. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, politika faizindeki artış tüketici kredi faiz oranlarının artmasında etkili olurken ticari kredi faizlerinde düşüş gözlendi.

Kaynak: TDM

Yine aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, tüketici kredi faizlerindeki artış ve ticari kredi faizlerindeki düşüşün etkisiyle 25 Eylül’den 16 Ekim tarihine kadar kredi hacmi artışında yavaşlama eğilimi var.

Kaynak: TDM

16 Ekim 2020 tarihli BDDK verilerine göre, toplam bankacılık sektörü kredi hacminin %22’sini Bireysel Krediler ve Kredi Kartları, %78’ini Ticari Krediler oluşturmaktadır. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, 25 Eylül’de faiz artırımının ardından tüketici faiz oranlarındaki artış tüketici kredilerinde yavaşlama getirirken, ticari kredilerde artış eğilimi var.

Kaynak: TDM

Söz konusu gelişmelere bağlı olarak; bankacılık sektörünün, işletmelere daha düşük faizle finansman sağlaması amacıyla ticari kredilere öncelik vermesini, öte taraftan da enflasyonist baskıyı azaltmak adına tüketici kredileri faiz oranlarındaki artışa istinaden tüketici kredi hacminde kaydedilen yavaşlamayı Merkez Bankasının “normalleşme eğilimi” olarak ifade ettiğini anlıyorum.

“İthalatta öngörülen dengelenmenin başladığı” görülse de sebebi bozulan talep

Merkez Bankası ithalattaki güç kaybını “Salgın tedbirleri kapsamında uygulanan destekleyici politikaların kademeli olarak geri alınmasıyla ithalatta öngörülen dengelenmenin başladığı görülmektedir” olarak ifade ediyor. Aşağıdaki grafik ise, altın ithalatı hariç tutulduğunda ithalat hacminde pandemi öncesine göre yavaşlama eğilimini açıkça gösteriyor. Elbette ithal ürünlere getirilen ek vergilerin söz konusu gelişmede etkisi olabilir ancak hem iç talepteki hem de sermaye yatırımlarındaki güç kaybının etkisinin ithalat performansı üzerinde daha etkili olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: TDM

“Mal ihracatındaki güçlü toparlanma, emtia fiyatlarının görece düşük seviyeleri ve reel kur düzeyi önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir” denilse de riskler göz ardı edilmemeli

Ağustos ayında, küresel talepteki bozulmaya bağlı olarak mal ihracatında güç kaybı yaşandığını gördük. Söz konusu güç kaybı düşen iç talebin etkisiyle mal ithalatında azalmaya dolayısıyla da cari işlemler açığında azalmaya katkı sağlayacaktır. Ancak altın ithalatındaki belirsizlik söz konusu beklentiyi riske atıyor. Öte yandan, Merkez Bankasının politika faizini sabit tutmasının ardından Dolar/TL kuru tekrar 7,90 seviyelerinin üzerine çıktı. Merkez Bankasının “reel kur düzeyinin cari işlemler dengesini destekleyeceğini” ifade etmesi, Merkez Bankasının zayıf Türk lirasını desteklediğini, dolayısıyla da Türkiye’nin ihracat mallarının fiyat avantajı sunarak ihracat performansının artacağı beklentisini savunduğunu anlıyorum. Aşağıdaki grafik Türk lirasının rekor düşük seviyelerine gerilediğini gösterse de Türk lirasındaki değişimin doğrudan ihracat hacmini etkilediğini kanıtlamıyor:

Kaynak: TDM

Pandeminin yarattığı arz şoku sebebiyle Türkiye ihracatının olumlu etkilendiği elbette söylenebilir ancak küresel rekabetteki sert yarışın etkisiyle Türkiye’nin pastadan pay kapma şansı sınırlanmış olabilir. Ayrıca, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, ithalat hacmini de yukarı çekecektir. Dolayısıyla söz konusu sebeplerin cari işlemler dengesini destekleyemeyeceği ihtimali yüksek.

Dr. Fulya Gürbüz

Sanayi üretimi Ağustos ayında ivme kaybetti, Eylül ayı göstergeleri cesaret kırıcı

Kaynak: TÜİK

Sanayi üretiminde ivme kaybının ana tetikleyicisi ihracattaki düşüş

Ağustos ayı öncü verileri sanayi üretiminde önceki aya göre ivme kaybına işaret ediyordu. TÜİK verilerine göre, takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretim endeksi Temmuz ayında kaydettiği aylık %8,48 büyümenin ardından Ağustos ayında %3,4 büyüme kaydetti. Bu yavaşlamada en büyük etken, ihracat pazarında önemli bir yere sahip olan Dayanıklı Tüketim Malı İmalatında önceki aya göre %4,63 daralma olması.

Ağustos ayında ihracat hacminde yaşanan %17’lik daralma sanayi üretimindeki ivme kaybını açıklıyor. TİM verilerine göre sanayi ihracatı Ağustos ayında önceki aya göre %18 gerilemişti. Bunda ihracatın en büyük payını oluşturan Taşıt Araçları ve Yan Sanayi ihracatında %30’luk, Demir ve Çelik Ürünleri ihracatında %16’lık gerileme etkili oldu. Yine ihracatın önemli kalemlerinden tekstil ve kimyevi madde ihracatındaki gerilemeler de dayanıksız tüketim malı imalatındaki ivme kaybını açıklıyor.

Perakende satışlar, sanayi üretimini sınırlı da olsa destekledi

TÜİK verilerine göre, takvim ve mevsimsellikten arındırılmış perakende satış hacmi Ağustos ayında bir önceki aya göre %1,4 arttı. Gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) önceki aya göre %4,5 artarken gıda, içecek ve tütün satışları %3,7 daraldı. İndirim sezonunun etkisiyle tekstil, giyim ve ayakkabı satışları %12,7’lik artış kaydetti. Öte yandan elektrikli eşya ve mobilya satışları önceki aya göre %4,8’lik daraldı. Söz konusu daralmada ihtiyaç kredileri faiz oranlarının Temmuz ayındaki %13’lü seviyelerden Ağustos ayında %17’li seviyelere yükselmesi etkili oldu.

Kaynak: TÜİK

Eylül ayında sanayi üretimi daha iyi bir performans gösterebilir

Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış SAMEKS Üretim Endeksi Eylül ayında önceki aya göre hafif geriledi. Benzer gerileme İSO İmalat Sanayi Eylül ayı raporunda da görüldü. TİM Eylül ayı verileri ise ihracatta önceki aya göre artışa işaret etti. Beraber değerlendirildiğinde Eylül ayında sanayi üretiminde Ağustos ayına göre daha iyi bir performans görme ihtimali yüksek.

Ağustos ayında istihdamı sanayi sektörü destekleyecek, Eylül ayı görünümü olumsuz

Temmuz dönemi işgücü verileri işgücü ve istihdamda önceki aya göre iyileşmeye işaret etmiş mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı %13,6 seviyesine gerilemişti.

Kaynak: TÜİK

Ağustos ayı perakende satış verileri ve SAMEKS Hizmet Endeksi verileri dikkate alındığında hizmet sektörü istihdamı iyimser bir tablo ortaya koymazken Eylül ayı SAMEKS Hizmet Endeksi istihdamda bozulmanın sürdüğüne işaret etti.

Ağustos ayında, ihracatta artış ve SAMEKS Sanayi Endeksi verisinde işe alımlardaki hızlanma dikkate alındığında Ağustos ayı sanayi istihdamında iyimser bir tablo ortaya çıkıyor. Öte yandan, Eylül ayı SAMEKS Sanayi Endeksi verisine göre sanayi sektörü istihdamında bozulma var.

Dr. Fulya Gürbüz

Cari işlemler açığının ilacı Türk lirasına güvende

Merkez Bankası Ağustos ayı ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Türkiye’deki yerleşiklerin yurt dışı yerleşikler ile yaptığı ekonomik faaliyetler sonucunda Ağustos ayında 4,6 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedildi. Diğer bir ifadeyle, Ağustos ayında yurt dışı yerleşiklerle yapılan ekonomik faaliyetlerin etkisiyle nette 4,6 milyar dolar gider kaydedildi. Temmuz ayında cari işlemler açığı 1,9 milyar dolar seviyesindeydi. Son veriyle birlikte, Ocak – Ağustos döneminde toplam 26,5 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmiş oldu.

Kaynak: TCMB, TDM

Ağustos ayında kaydedilen 4,6 milyar dolar net gider oluşumunun sebeplerini “Ödemeler Dengesi” raporunun alt kalemlerindeki gelişmeleri inceleyerek özetleyelim:

. Ağustos ayında ihracat ile ithalat arasındaki farkı ifade eden dış ticaret açığından dolayı Türkiye’den yurt dışına 5,3 milyar dolar ödeme yapıldı. Diğer bir anlatımla, yurt dışına yapılan ihracat miktarından 5,3 milyar dolar daha fazlası tutarında Türkiye’ye ithal girişi oldu.

. Hizmet tarafında ise “Seyahat” gelirlerinde 1,1 milyar dolar net gelir elde edilmesine bağlı olarak Mal ve Hizmet Dengesindeki açık 5,3 milyar dolardan 4,3 milyar dolara gerilemiş oldu.

. Diğer gelir ve gider farklarını da dikkate aldığımızda cari işlemler dengesi Ağustos ayında 4 milyar 631 milyon dolar açık vermiş oldu.

Peki, söz konusu 4,6 milyar dolarlık cari işlemler açığı Ağustos ayında finanse edilebildi mi?

HAYIR. Ödemeler Dengesi raporunda “Finans Hesabı” Ağustos ayında 117 milyon dolar olarak gözükmektedir. Finans hesabının bakiyesi net finansal varlık edinimi eksi net yükümlülük oluşumu olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla, eksi (artı) bakiye net girişe (çıkışa) işaret etmektedir. Bu açıklamaya göre, Ağustos ayında nette 117 milyon dolar finans hesabından çıkış yaşandığını anlıyoruz. Detayları sıralayalım:

. Uzun vadeli yatırımları ifade eden “Doğrudan Yatırımlardan” Ağustos ayında nette 374 milyon dolar giriş sağlandı. Alt dağılımını incelediğimizde, yurt içi yerleşikler Ağustos ayında yurt dışına 161 milyon dolarlık doğrudan yatırım yaparken, yurt dışı yerleşikler aynı dönem Türkiye’de 536 milyon dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştirdiler. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye yaptığı yatırımlar Türkiye’nin yükümlülüğü, yurt içi yerleşiklerin yurt dışına yaptığı yatırımlar ise Türkiye’nin alacağı sayılıyor.

. Ağustos ayında “Portföy Yatırımlarından” 1 milyar 973 milyon dolar çıkış oldu. Alt detaylarda, yurt içi yerleşikler yurt dışı piyasalardan 717 milyon dolar kısa vadeli portföy edinimi sağlarken yurt dışı yerleşikler Türkiye’deki portföy yatırımlarını 1 milyar 256 milyon dolar azalttı.

. Efektif ve Mevduatlar, Krediler ve Ticari Kredilerden oluşan “Diğer Yatırımlar” kaleminde ise Ağustos ayında 1 milyar 482 milyon dolar net giriş kaydedildi. Efektif ve Mevduatlara Ağustos ayında 784 milyon dolar giriş olurken, Krediler için nette 775 milyon dolar çıkış, Ticari Kredilerde ise ithalat kaynaklı olarak 1 milyar 464 milyon dolar net borçlanma gerçekleştirildi.

Yukarıdaki üç maddedeki veriler alt alta toplandığında Finans Hesabından Ağustos ayında 117 milyon dolar net çıkış olduğunu buluyoruz.

Eksi (-) 4 milyar 631 milyon dolar olan Cari İşlemler Hesabı ve eksi (-) 9 milyon dolar olan Sermaye Hesabı toplamına 117 milyon dolarlık Finans Hesabından çıkış tutarını eklediğimizde Ödemeler Dengesi Raporunda yer alan üç ana kalemin toplamı olan eksi (-) 4 milyar 757 milyon dolar büyüklüğüne ulaşıyoruz.

Yine Ödemeler Dengesi tablosunda yer aldığı üzere, Ağustos ayında “Rezerv Varlıklar” kaleminden 7 milyar 602 milyon dolar net çıkış yaşandı. Rezerv Varlıklardaki söz konusu net çıkıştan (Cari İşlemler Hesabı + Sermaye Hesabı + Finans Hesabı) toplamını veren eksi (-) 4 milyar 757 milyon doları çıkardığımızda Ödemeler Dengesi Tablosunda yer alan “Net Hata Noksan” değerine (-2 milyar 845 milyon dolar) ulaşıyoruz. Merkez Bankası “…verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta…” olmasından dolayı Net Hata ve Noksan kaleminin oluştuğunu ifade ediyor.

Dolayısıyla, Cari İşlemler Hesabı, Sermaye Hesabı, net Finans Hesabı değişimi ve Net Hata Noksan kalemlerinin toplamı Rezerv Varlıklardaki net değişime eşit oluyor.

Eylül ve Ekim aylarına ait veriler Ödemeler Dengesine yönelik ne söylüyor?

Ticaret Bakanlığı verilerine göre Eylül ayında dış ticaret açığı 4,88 milyar dolar seviyesine geriledi. Dolayısıyla dış ticaret açığındaki düşüş, cari işlemler açığında önceki aya göre düşüş etkisi yaratacak.

Ekim ayında ise Hazine’nin 2,5 milyar dolarlık tahvil yoluyla dış borçlanma gerçekleştirmesi, cari işlemler dengesinde eş değer miktarda iyileştirici bir etki yapacak.

Ödemeler Dengesi tablosunda hangi riskler göze çarpıyor?

Kovid-19 kaynaklı olarak turizm gelirlerinde toparlanma olasılığının düşük olması, düşük performanslı ihracat hacmi, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, jeopolitik riskler ve Türk lirasına olan güvensizlik Rezerv Varlıklara yönelik risklerin artmasında etkili oluyor. Rezerv Varlıklardaki azalmalar ise Türk lirası üzerindeki baskıyı artırarak kısır bir döngü içinde sıkışıp kalınmasına sebep oluyor. Kısacası cari işlemler açığındaki artışın önünü kesebilecek en önemli kriter güven ortamının kalıcı olarak sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz

Kur-Enflasyon açısı daraldıkça rezervler azalıyorsa çare tersinde

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 24 Eylül olağan aylık toplantısını yapacak ve 14:00’te faiz kararını duyuracak. 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizi Mayıs ayı toplantısından bu yana %8,25 seviyesinde bulunuyor. Bu seviyeye nerelerden geldiğimizi görmek için aşağıdaki grafiği inceleyelim.

Grafik 1

Ağustos-Eylül 2018’de Türk lirasında yaşanan sert değer kayıplarının ardından Ekim ayı toplantısında %24 seviyesine yükseltilen politika faizi dokuz ay boyunca bu seviyesini korumuş, Temmuz 2019’da ilk faiz indirimiyle %19,75’e düşürülmüş, bu tarihten itibaren kademeli indirimlerle politika faizi en son Mayıs 2020 toplantısıyla birlikte %8,25 seviyesine kadar gerilemişti. Ağustos-Eylül 2018’de kurdaki sert yükselişlerin etkisiyle yıllık TÜFE enflasyonu Ekim 2018’de %25,24 ile zirve yapmıştı. Takip eden aylarda kurdaki dalgalanmaların azalmasıyla birlikte yıllık TÜFE’nin düşmeye başlaması Merkez Bankasının faiz indirim kararlarını desteklemişti. Ancak Ocak 2020 ile birlikte ekonomik büyümeye ilişkin artan riskler ve sermaye çıkışlarındaki hızlanmanın etkisiyle Merkez Bankası döviz rezervleri 2008 Finansal Kriz dönemindeki seviyelerinin altına geriledi. Mart 2020’de Kovid-19’un patlak vermesiyle birlikte kurdaki tansiyonun enflasyon üzerinde yarattığı yapışkanlığın etkisiyle, %8,25 seviyesindeki politika faizi, %10’un üzerinde seyreden enflasyonun gerisinde kalmasına sebep oldu. Aşağıdaki grafiği incelediğinizde son dönemde Merkez Bankası döviz rezervlerinde yaşanan sert düşüşü; dahası 1-hafta vadeli politika faizinin, Merkez Bankası ortalama fonlama maliyeti ve yıllık TÜFE’den ne kadar geride kaldığını görebilirsiniz.

Grafik 2

Merkez Bankası döviz rezervlerinin azalmasının neden bu kadar önemli olduğunu sorarsanız sebebi şu: Temmuz 2020 itibariyle kamunun gelecek 12-ayda ödemesi gereken toplam dış borcu 42,1 milyar dolar (merkezi yönetimin payı 5,4 milyar dolar, kamu bankalarının payı 36,2 milyar dolar). Merkez Bankasının ise aynı dönemde ödemesi gereken dış borcu 20,1 milyar dolar (Mart 2020’de 8,4 milyar dolardı). Toplamda, kamu ve Merkez Bankası Ağustos 2020’den itibaren gelecek 12 ayda 62,2 milyar dolar dış borç ödemesi yapacak. Peki, kasada bu kadar döviz var mı?

. Merkezi yönetimin parası yok: Düşük büyüme performansı ve üzerine Kovid-19’un patlak vermesiyle azalan vergi gelirlerinin etkisiyle bütçe açığı artmaya devam ediyor.

. Kamu tarafında 11 Eylül 2020 itibariyle özellikle kamu bankalarının net döviz pozisyonu 5,7 milyar dolar açık vermiş durumda (söz konusu değer en son 20 Aralık 2019’da pozitifti).

. Merkez Bankasının brüt döviz rezervi 45,3 milyar dolar ile tarihi düşük seviyesinde ki bunda turizm gelirlerinin sıfırlanmasının da etkisi var.

. Yukarıda bahsedilenlere ek olarak, Merkez Bankasının yayınladığı Temmuz 2020 tarihli Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi raporu verilerine göre swap anlaşmaları dahil Merkez Bankasının döviz vadeli işlemlerinden dolayı gelecek 12 ayda toplam 53 milyar dolar döviz açığı pozisyonu bulunuyor.

Özetlersek, Hazine’nin hazinedarlığını yapan Merkez Bankasının kasasında, gelecek 12 aylık dönemde kamu ve Merkez Bankasının ödemek zorunda olduğu toplam dış borcu karşılayacak döviz rezervi yok.

Gelelim Merkez Bankası politika faizi, ortalama fonlama maliyeti ve TÜFE’nin son durumuna… 1 hafta vadeli borç verme faiz oranı olan politika faizinin %8,25 seviyesinde bulunmasına rağmen Merkez Bankası gecelik işlemlerle bankalara daha yüksek faizden borç veriyor: Merkez Bankası gecelik vadede (O/N) bankalara %9,75’ten, geç likidite penceresi kapsamında ise bankalara gecelik %11,25’ten borç veriyor.

11 Eylül ile biten haftada TCMB bankalara ortalama %10,3’ten borç verdi. Aynı dönemde bankalar ortalama %10,2’den mevduat toplarken; ticari kuruluşlara %13,1’den, tüketicilere ise %17’den kredi kullandırdı. TÜFE ise Ağustos ayında %11,8 seviyesinde bulunuyor. Eylül ayı Merkez Bankası Beklenti Anketi’ne göre anket katılımcılarının yıl sonu TÜFE beklentisi %11,5 seviyesinde olmasına rağmen 29 Temmuz tarihli Enflasyon Raporu’na göre Merkez Bankasının 2020 yıl sonu TÜFE beklentisi %8,9 seviyesinde bulunuyor.

Daha sade anlatırsak: Kurdaki artış enflasyondaki artışı tetiklerken, fon ihtiyacı olan birey ve kurumların borçlanma maliyeti de yükselmeye devam ediyor. Borçlanma maliyetleri yükselirken tasarruf sahiplerinin mevduat getirisi ise enflasyonun gerisinde kalmaya devam ediyor (buna negatif reel getiri deniyor). Mevduatın sunduğu negatif reel getiri ise yabancı para cinsi mevduat hacminde yukarı yönlü bir etkiye sahip oluyor. Kurdaki yükselişin de etkisiyle 11 Eylül haftasında döviz tevdiat hesaplarında önceki haftaya göre 1 milyar dolarlık artış yaşandı. Yani, hane halkı TL’yi değil dövizi tercih etmeye devam ediyor. Dolayısıyla da Türk lirası rezerv paralara karşı (dolar, Euro,…) değer kaybetmeye devam ediyor. Mevduat sahibinin getirisinin enflasyonun altında kalmayacak şekilde yükselmesi kurdaki tansiyonu düşürebilir. Tansiyonun düşmesi Merkez Bankası politika faizi kararına bağlı.

Türk lirasına güvenin tekrar sağlanabilmesi için para politikasında sadeleşme gerekiyor. Bunun bir yolu Merkez Bankasının ya %11,25 seviyesindeki gecelik borç verme faiz oranını politika faizi olarak ilan etmesi ya da 1 haftalık politika faizini gecelik borç verme faizi olan %11,25’e yükseltmesi olabilir. Söz konusu sadeleşme yapısal reformlarla desteklenmesi halinde doğrudan yabancı sermaye için cazip bir ülke konumuna gelebiliriz. Aksi takdirde rezervlerdeki daralmanın devam etmesi kur ve enflasyon arasındaki açının daralmasına, yani kur-enflasyon tetiklemesinin hızlanmasına sebep olacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Bu hafta nakit bütçe, dış ticaret, işsizlik, cari açık ve AMB para politikası kararını takip edeceğiz

7 Eylül 2020, Pazartesi

Ağustos ayı nakit bütçe dengesi açıklanacak. Koronavirüs kaynaklı olarak giderlerin gelirlerden hızlı artması sebebiyle Şubat ayından bu yana aralıksız artan bütçe dengesi en son 30 Temmuz ayında 30,8 milyar TL açık verdi. Böylece 2019 yılı genelinde toplam 130,5 milyar TL açık veren nakit bütçe dengesi 2020 yılının ilk 7 ayında yeni bir rekor kırarak 140 milyar TL’lik bütçe açığı kaydetti. 

9 Eylül 2020, Çarşamba

Temmuz ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Nisan ayında KOVİD-19 kaynaklı kapatmaların etkisiyle dip yapan ihracat ve ithalat miktar endeksleri Mayıs ayında tedbirlerin gevşetilmesiyle kısmen, Haziran ayında ise daha sert yükseliş kaydetti. Birim değer endekslerinde bozulmanın ise Haziran ayında yavaşlayarak da olsa sürdüğünü gördük. Dış ticaret endeksleri hizmet dış ticaretini kapsamamaktadır.

10 Eylül 2020, Perşembe

Avrupa Merkez Bankası (AMB) para politikası kararını açıklayacak. Toplantıda politika faizinde değişiklik gelmeyecek ancak AMB’nin bölge ve küresel ekonomi değerlendirmelerine, enflasyon ve büyüme beklentilerine ve Banka’nın likidite ihtiyacını sağlamaya yönelik faaliyetlerinde olası yeniliklere odaklanacağız. AMB, 16 Temmuz tarihli olağan para politikası toplantısında enflasyonda yıllık %2 hedefini koruduklarını, %-0,5 (yüzde eksi 0,5) ile %0,25 aralığındaki politika faiz oranlarında ise değişiklik yapmadıklarını, toplam 1,35 trilyon Euro büyüklüğündeki Pandemi Acil Satın Alma Programını en az Haziran 2021’e kadar sürdüreceklerini, 20 milyar Euro değerindeki aylık net varlık alım programına politika faizlerini artırana kadar devam edeceklerini, son olarak da bankaların şirket ve hane halkına kredi vermeyi sürdürebilmeleri için yeniden finansman faaliyetlerine devam edeceklerini duyurmuştu. Makro-ekonomik veri tarafında, 2019 yılında ortalama yıllık %1,3 büyüyen Euro Bölgesi GSYH’si 2020 yılının ilk çeyreğinde yıllık %3,1, ikinci çeyreğinde de yıllık %15,0 daraldı. İkinci çeyrekte önceki çeyreğe göre daralma %12,1 oldu. AMB Başkanı Lagarde, 16 Temmuz tarihli para politikası toplantısı sonrasında yaptığı basın toplantısında üçüncü çeyrekte ekonomik toparlanma beklediklerini, enflasyonun ise önümüzdeki aylarda düşmeye devam edeceğini, 2021 yılı başlarında ise yükselme eğilimine gireceğini beklediklerini duyurmuştu. Temmuz ayında yıllık %0,4 artan tüketici fiyatları endeksinin Ağustos ayında yıllık %0,2 düşmesi Lagarde’ın ilk öngörülerini doğruladı. Lagarde, Mart-Haziran döneminde aldıkları tedbirlerin 2022 yılı sonuna kadar GSYH’ye %1,3, yıllık enflasyona ise %0,8 katkı yapacağını tahmin ettiklerini eklemişti.

Haziran dönemi (Mayıs-Haziran-Temmuz) işgücü verileri açıklanacak. Pandemi kaynaklı olarak işten çıkarma yasağının etkisiyle Mayıs ayında işsizlik oranı %12,89 ile önceki aya göre hemen hemen aynı kalmıştı. tradingeconomics.com işsizlik oranının Haziran döneminde %13,4 seviyesine yükseleceğini tahmin ediyor.

TCMB ve BDDK 4 Eylül 2020 tarihli haftalık para ve banka verilerini açıklayacak. 28 Ağustos tarihli verilere göre TL cinsi mevduat faiz oranı ile TL cinsinden tüketici kredi faiz oranı ortalama değerler olarak son dört haftadır yükselişini sürdürdü. Öte yandan kamu bankalarının yabancı para (YP) net genel pozisyon açığının önceki haftaya göre 3,1 milyar dolar azalarak 4,8 milyar dolara gerilemesi toplam bankacılık sektörünün YP net genel pozisyon açığının 0,4 milyar dolar seviyesine gerilemesinde etkili oldu. TCMB’nin brüt döviz rezervleri ise önceki haftaya göre 3,8 milyar dolar düşüş kaydederek 41,6 milyar dolar seviyesine geriledi. 28 Ağustos 2020 para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

11 Eylül 2020, Cuma

Temmuz ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak. Haziran ayında cari işlemler hesabı 2,9 milyar dolar açık vermişti. Temmuz ayında dış ticaret açığındaki hafif gerileme, cari işlemler açığında da paralel bir etki yaratacak.

Dr. Fulya Gürbüz