Bu hafta nakit bütçe, dış ticaret, işsizlik, cari açık ve AMB para politikası kararını takip edeceğiz

7 Eylül 2020, Pazartesi

Ağustos ayı nakit bütçe dengesi açıklanacak. Koronavirüs kaynaklı olarak giderlerin gelirlerden hızlı artması sebebiyle Şubat ayından bu yana aralıksız artan bütçe dengesi en son 30 Temmuz ayında 30,8 milyar TL açık verdi. Böylece 2019 yılı genelinde toplam 130,5 milyar TL açık veren nakit bütçe dengesi 2020 yılının ilk 7 ayında yeni bir rekor kırarak 140 milyar TL’lik bütçe açığı kaydetti. 

9 Eylül 2020, Çarşamba

Temmuz ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Nisan ayında KOVİD-19 kaynaklı kapatmaların etkisiyle dip yapan ihracat ve ithalat miktar endeksleri Mayıs ayında tedbirlerin gevşetilmesiyle kısmen, Haziran ayında ise daha sert yükseliş kaydetti. Birim değer endekslerinde bozulmanın ise Haziran ayında yavaşlayarak da olsa sürdüğünü gördük. Dış ticaret endeksleri hizmet dış ticaretini kapsamamaktadır.

10 Eylül 2020, Perşembe

Avrupa Merkez Bankası (AMB) para politikası kararını açıklayacak. Toplantıda politika faizinde değişiklik gelmeyecek ancak AMB’nin bölge ve küresel ekonomi değerlendirmelerine, enflasyon ve büyüme beklentilerine ve Banka’nın likidite ihtiyacını sağlamaya yönelik faaliyetlerinde olası yeniliklere odaklanacağız. AMB, 16 Temmuz tarihli olağan para politikası toplantısında enflasyonda yıllık %2 hedefini koruduklarını, %-0,5 (yüzde eksi 0,5) ile %0,25 aralığındaki politika faiz oranlarında ise değişiklik yapmadıklarını, toplam 1,35 trilyon Euro büyüklüğündeki Pandemi Acil Satın Alma Programını en az Haziran 2021’e kadar sürdüreceklerini, 20 milyar Euro değerindeki aylık net varlık alım programına politika faizlerini artırana kadar devam edeceklerini, son olarak da bankaların şirket ve hane halkına kredi vermeyi sürdürebilmeleri için yeniden finansman faaliyetlerine devam edeceklerini duyurmuştu. Makro-ekonomik veri tarafında, 2019 yılında ortalama yıllık %1,3 büyüyen Euro Bölgesi GSYH’si 2020 yılının ilk çeyreğinde yıllık %3,1, ikinci çeyreğinde de yıllık %15,0 daraldı. İkinci çeyrekte önceki çeyreğe göre daralma %12,1 oldu. AMB Başkanı Lagarde, 16 Temmuz tarihli para politikası toplantısı sonrasında yaptığı basın toplantısında üçüncü çeyrekte ekonomik toparlanma beklediklerini, enflasyonun ise önümüzdeki aylarda düşmeye devam edeceğini, 2021 yılı başlarında ise yükselme eğilimine gireceğini beklediklerini duyurmuştu. Temmuz ayında yıllık %0,4 artan tüketici fiyatları endeksinin Ağustos ayında yıllık %0,2 düşmesi Lagarde’ın ilk öngörülerini doğruladı. Lagarde, Mart-Haziran döneminde aldıkları tedbirlerin 2022 yılı sonuna kadar GSYH’ye %1,3, yıllık enflasyona ise %0,8 katkı yapacağını tahmin ettiklerini eklemişti.

Haziran dönemi (Mayıs-Haziran-Temmuz) işgücü verileri açıklanacak. Pandemi kaynaklı olarak işten çıkarma yasağının etkisiyle Mayıs ayında işsizlik oranı %12,89 ile önceki aya göre hemen hemen aynı kalmıştı. tradingeconomics.com işsizlik oranının Haziran döneminde %13,4 seviyesine yükseleceğini tahmin ediyor.

TCMB ve BDDK 4 Eylül 2020 tarihli haftalık para ve banka verilerini açıklayacak. 28 Ağustos tarihli verilere göre TL cinsi mevduat faiz oranı ile TL cinsinden tüketici kredi faiz oranı ortalama değerler olarak son dört haftadır yükselişini sürdürdü. Öte yandan kamu bankalarının yabancı para (YP) net genel pozisyon açığının önceki haftaya göre 3,1 milyar dolar azalarak 4,8 milyar dolara gerilemesi toplam bankacılık sektörünün YP net genel pozisyon açığının 0,4 milyar dolar seviyesine gerilemesinde etkili oldu. TCMB’nin brüt döviz rezervleri ise önceki haftaya göre 3,8 milyar dolar düşüş kaydederek 41,6 milyar dolar seviyesine geriledi. 28 Ağustos 2020 para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

11 Eylül 2020, Cuma

Temmuz ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak. Haziran ayında cari işlemler hesabı 2,9 milyar dolar açık vermişti. Temmuz ayında dış ticaret açığındaki hafif gerileme, cari işlemler açığında da paralel bir etki yaratacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Nakit bütçe verilerinde artan faiz baskısı sinyalleri

Merkezi yönetim bütçe verileri için ön gösterge olan Hazine nakit dengesi Temmuz ayında 30,8 milyar TL açık verdi. Şubat ayından itibaren aralıksız açık veren nakit dengesi en son Haziran ayında 26,8 milyar TL açık vermişti. Nakit bütçe gelirleri Temmuz ayında aylık %42 artışla 87,0 milyar TL’ye yükselirken, 118,2 milyar TL’ye yükselen bütçe giderlerindeki artış %32 oldu.

2020 yılı başından bu yana nakit bütçe açığı toplamı 140 milyar TL’ye ulaştı ki 2019 yılının tümünde kaydedilen açık 131 milyar TL idi. 2018 yılında nakit bütçe açığı 70 milyar TL seviyesindeydi.

Kaynak: Turkey Data Monitor, Hazine ve Maliye Bakanlığı

Nakit dengesi verilerinin bir diğer önemi de bütçenin finansman kaynakları hakkında bilgi vermesi. Temmuz ayında 30,8 milyar TL’lik nakit bütçe açığının 48,9 milyar TL’si net borçlanmayla, 1,2 milyar TL’si Kasa/Banka kaleminde ortaya çıkan kur farkından kaynaklanırken, aradaki fark olan 18,2 milyar TL’lik fazlalık Hazine’nin Merkez Bankası’nda bulunan mevduat hesabına aktarıldı.

Nakit bütçe açığının finansmanında ana kalemi borçlanma bacağı oluşturuyor. Hazine’nin Temmuz ayındaki borçlanma stratejisine bakalım:

. Mart 2020’den beri yurt dışından borçlanmaya gitmeyerek net dış borç ödeyicisi konumunda olan Hazine, Temmuz ayında da dış borçlanmaya gitmedi, 379 milyon TL tutarında vadesi gelen dış borç ödemesini gerçekleştirdi. Elbette dış borç itfalarının düşük olmasının bunda etkisi var. Hazine’nin ilk yüklü dış borç ödemesi 4,6 milyar dolar olarak Mart 2021’de gerçekleştirilecek. Haziran 2021’de ise dış borç ödemesi 1,3 milyar dolar olacak.

. Temmuz ayında 14,9 milyar TL iç borç ödemesi yapan Hazine, 64,2 milyar TL iç borçlanma gerçekleştirdi. Böylece yurt içinden net borçlanma tutarı 49,3 milyar TL oldu.

Kaynak: Turkey Data Monitor, Hazine ve Maliye Bakanlığı

Anlaşıldığı üzere pandemi kaynaklı olarak gelirlerin azaldığı, giderlerin hızla arttığı, Türk lirasının değer kaybettiği mevcut dönemde Hazine yurt içi borçlanmaya ağırlık verdi. TL’nin yabancı para birimleri karşısında değerinin düşmemesi amacıyla TCMB döviz rezervlerinin eridiği bir ortamda, Hazine’nin kur riskini azaltmak adına iç borca yönelmesi elbette makul bir çözüm.

Peki, Türk lirası değer kaybetmesin diye Merkez Bankasının döviz rezervlerini eritmesinin maliyeti ne oldu?

İç talebi artırmak adına ağırlıklı olarak kamu bankaları aracılığıyla düşük faizle kredi musluklarının açılması, öte yandan da mevduat ve tahvil getirilerinin enflasyonun altında kalması (Merkez Bankasının bankalara politika faizinin altında borç vererek mevduat faizlerinin enflasyonun aşağısında kalmasına sebep olması -ki buna negatif reel faiz deniyor) ve son olarak da bankacılık sisteminin aktif kalitesini zedeleyici uygulamalar pandemide ikinci dalga endişeleriyle birleşince 2-yıllık devlet tahvilinin bileşik faizi Temmuz ayı başındaki %9,1 seviyesinden 11 Ağustos itibariyle %14 seviyesinin üzerine çıktı. Dolar/TL kuru ise Temmuz sonuna göre %6, Euro/TL kuru ise %5’in üzerinde yükseldi (yani TL, Dolar ve Euro karşısında değer kaybetti). Bu gelişmeler beraberinde ülke risk primini gösteren 10 yıl vadeli CDS primlerinin 600 seviyesinin üzerine çıkmasına sebep oldu.

Merkez Bankası bu gelişmelere,

. 7 Ağustos tarihli duyurusunda bankaların likidite imkanlarını azaltarak,

. gecelik fonlama maliyetini politika faizi olan %8,25 seviyesine yükselterek,

. 11 Ağustos’ta da likidite imkanını sıfırlayarak karşılık verdi.

BDDK ise 6 Ağustos tarihli duyurusunda belirli şartları sağlamaları halinde uluslararası kalkınma bankalarının TL’ye erişim sınırlamalarından muaf tutulduklarını duyurdu.

Merkez Bankası gelecek hafta 20 Ağustos tarihinde olağan para politikası toplantısını gerçekleştirecek. Merkez Bankasının 1 hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizi %8,25 seviyesinde bulunuyor. Mayıs ayı toplantısında politika faizini %0,50 puan indirerek %8,25’e düşüren Merkez Bankası Haziran ve Temmuz ayları toplantılarında faiz değişikliğine gitmedi. Gelecek haftaki toplantıdan faiz artırım kararının gelmesi şimdilik belirsiz.

TCMB gelecek hafta faiz artırmazsa bile, bütçe açığının artmaya devam ettiği mevcut ortamda, güven tazeleyici adımların gelmesi gerekiyor. Aksi takdirde, Eylül ayında olmasa bile, artan iç borcunu tahvil ihraç ederek çevirmeye çalışan Hazine’nin itfalarının Eylül ayına göre 2 kat artacağı Ekim ayında tahvil faizleri üzerindeki baskı artabilir. Bu da TCMB’yi sert bir şekilde faiz yükseltmek zorunda bırakabilir. TCMB’nin sert faiz artışlarına, politika faizini Ocak 2014’te %4,5’ten %10,0’a, Haziran 2018’de %8,0’den %16,5’e, Eylül 2018’de %17,75’ten %24,0’e yükselttiğinde tanık olmuştuk.

Kaynak: Turkey Data Monitor

Dr. Fulya Gürbüz

Fed “ekonominin seyri virüse bağlı” diyerek faizi sabit tuttu

Bugün olağan para politikası toplantısını tamamlayan ABD Merkez Bankası Fed, koronavirüsün ABD ve dünya genelinde büyük çapta insani ve ekonomik zorluklara sebep olduğunu, son birkaç aydır ekonomi faaliyetlerindeki iyileşme başlamış olsa da yılbaşındaki seviyelerinin çok gerisinde olduğunu belirtti.

Toplantı sonrası yayınlanan duyuruda; talepteki zayıflık ve hayli düşük seviyedeki petrol fiyatlarının tüketici fiyat enflasyonunu aşağıda tuttuğunu, alınan önlemlerin kısmen ekonomiyi desteklediğini ve ABD hanehalkı ve işletmelerine kredi imkanının sağlandığını, ancak ekonominin seyrinin tamamen virüsün seyrine bağlı olduğunu söylüyor Fed.

Bu sebeplerle politika faizi olan %0,00-0,25 seviyesindeki hedef faiz aralığını sabit tuttuğunu ifade eden Fed, maksimum istihdam ve %2 enflasyon hedefine ulaşana kadar yurtiçi ve yurtdışı gelişmeleri dikkate alarak tüm araçlarını kullanmaya devam edeceğini vurguluyor.

Ek olarak, hanehalkı ve işletmelere kredi akışını sürdürmek amacıyla Hazine tahvilleri ile özel sektör konut ve ticari ipoteğe dayalı menkul kıymetleri almaya, açık piyasa işlemleriyle de gecelik ve vadeli repo faaliyetleri mekanizmasıyla finansal piyasaları fonlamaya devam edeceğini duyurdu.

Toplantı sonrasında yayınladığı bir başka duyuruda ise Fed, ABD doları cinsi swap faaliyetlerini genişlettiğini ve yabancı ve uluslararası para otoriteleri için geçici repo olanağını 31 Mart 2021 tarihine kadar uzattığını ilan etti.

Dr. Fulya Gürbüz

İmalat sektöründe üretim artışının sonucu: Enflasyonist baskı artıyor

Temmuz ayında Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) önceki aya göre 8,1 puan artışla 100,7, Hizmet Sektörü Güven Endeksi 11,2 puan artışla 66,7, Perakende Ticaret Sektörü Güven Endeksi 8,2 puan artışla 94,6 ve İnşaat Sektörü Güven Endeksi 9,0 puan artışla 87 seviyelerine yükseldi.

Kaynak: TCMB

Kaynak: TÜİK

RKGE’nin 100 seviyesini aşması reel kesim temsilcilerinin ekonomik faaliyetlere ilişkin güveninin arttığına işaret ediyor. Sektörel güven endekslerinin ise 100’den küçük değerlerini koruması sektörlerdeki kötümserliğin sürdüğünü gösteriyor.

Endekslerdeki gelişmeleri alt endekslerdeki gelişmelerle anlamaya çalışalım:

. RKGE’de yurt içi siparişlerin ağırlıklı olarak önceki aya göre aynı kaldığını dikkate aldığımızda üretim, istihdam ve ihracat siparişlerindeki beklentilerin 100 seviyesinin üzerinde olmasını özellikle Euro Bölgesi’nde imalat sektörü PMI endeksinin Temmuz ayında büyüme bölgesinde yer almasının bir sonucu olarak görüyorum. Yani reel sektörde iyimserlikteki artışın en büyük sebebi Euro Bölgesinden gelen ihracat siparişlerindeki artış. Söz konusu gelişme özellikle ihracat olmak üzere dış ticaret verilerinin Temmuz ayında da iyileşmeye devam edeceğini gösteriyor.

. Yurt içi siparişlerde ise iyileşme işaretlerinin zayıf kalmaya devam etmesi gelirler genel seviyesindeki düşüşü ve istihdamdaki azalışı destekleyen bir gelişme.

. Üretim beklentilerindeki iyileşmenin bir sonucu olarak girdi maliyetleri ve satış fiyatlarındaki artış eğilimi ise enflasyonist baskıların artıyor olduğunu gösteriyor. Enflasyondaki artış, faizler üzerindeki baskıyı artıran bir gelişmedir.

. Türkiye’de sanayi üretimi ile perakende ticaret paralel hareket etmektedir. Dolayısıyla RKGE’de üretim alt endeksindeki artış Perakende Ticaret Güven Endeksindeki artışı da destekliyor. Ancak Hizmet Sektörü Güven Endeksindeki kötümserliğin zayıflamasına rağmen halen 66,7 seviyesinde kalması Türkiye’deki ekonomik aktivitenin genele yayılamadığını, istihdamın artışına yönelik rasyonel tedbirlere ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle İnşaat Sektörü Güven Endeksinin, Hizmet Sektörü Güven Endeksine göre daha hızlı yükselmesi düşük kredi faizlerinin ve Kanal İstanbul ile ilgili gelişmelerin bir sonucu olduğunu düşünüyorum.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası risklere dikkat çekti, politika faizini değiştirmedi

Merkez Bankası 23 Temmuz tarihli olağan para politikası kurulu toplantısında (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %8,25 seviyesinde sabit tuttu. Toplantı sonrası yayınlanan basın duyurusunda şu gerekçeleri okuyoruz:

. “Koronavirüs salgınına ilişkin gelişmelere bağlı olarak küresel büyümedeki zayıflama yılın ikinci çeyreğinde derinleşmiştir. Ülkelerin attığı normalleşme adımlarıyla üçüncü çeyrekte kısmi toparlanma sinyalleri gözlenmekle beraber toparlanmaya ilişkin belirsizlikler yüksek seyretmektedir.”

Nitekim geçen hafta 15 Temmuz’da Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve 16 Temmuz’da Avrupa Merkez Bankası (ECB), olağan PPK toplantılarında %2 olan enflasyon hedeflerine ulaşana kadar politika faizlerini sabit bırakarak genişlemeci politikalarını sürdürmeye devam edeceklerini duyurdular. BoJ ve ECB’nin politika faizlerinden biri olan mevduat faiz oranları sırasıyla eksi %0,1 ve eksi %0,5 seviyelerinde bulunuyor. Mevduat faizinin “eksi” olması demek bankaya para yatırdığınız zaman vadesi geldiğinde paranızdan faiz geliri kazanmak yerine bankaya faiz ödüyorsunuz demektir. Diğer bir anlatımla, BoJ ve ECB diyor ki “Bana para getirme, kredi olarak finansman ihtiyacı olanlara dağıt” (Bankalar ellerinde fazla para kaldığı zaman merkez bankalarında mevduat olarak değerlendirebiliyorlar). Ek olarak, Almanya ve Fransa liderleri AB ekonomisinin toparlanabilmesi amacıyla 21 Temmuz’da diğer AB liderlerini de ikna ederek 390 milyar eurosu hibe olmak üzere 2021-2027 dönemini kapsayan toplam 1,8 trilyon euroluk bütçe ve koronavirüs paketi üzerinde uzlaşmaya vardı. Dolayısıyla buradan ekonomik toparlanma hedefine ulaşabilmek için merkez bankaları politikalarının maliye politikaları ile desteklenmesi gerektiğini okuyabiliriz.   

. “İktisadi faaliyette kademeli normalleşme adımlarıyla birlikte Mayıs ayında başlayan toparlanma güç kazanmaktadır. Salgın hastalığa bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması amacıyla yakın dönemde uygulamaya konulan parasal ve mali tedbirler, ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve iktisadi faaliyetteki toparlanma sürecine katkı yapmaktadır. Turizm gelirlerinde salgın hastalığa bağlı olarak gözlenen düşüşe rağmen seyahat kısıtlamalarının hafifletilmesiyle kısmi bir iyileşme beklenmektedir. Mal ihracatındaki toparlanma ve emtia fiyatlarının düşük seviyeleri önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir.”

.. Kısıtlamaların etkisiyle takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi Nisan ayında önceki aya göre %30 daraldı, Mayıs ayında kısıtlamaların hafifletilmesiyle önceki aya göre %17 iyileşme kaydetti.

.. Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış perakende satışlar Nisan ayında önceki aya göre %21 daraldıktan sonra Mayıs ayında önceki aya göre %4 iyileşme kaydetti.

.. Konut satışları Nisan ayında önceki aya göre %61 azalmasının ardından kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle Mayıs ayında konut satışları %19, Haziran ayında %273 artışla 190.012’ye yükseldi.

.. Otomotiv sektörü satışları Nisan ayında önceki aya göre %47 azalmasının ardından Mayıs ve Haziran aylarında kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle sırasıyla aylık olarak %22 ve %119 artış kaydetti.

.. İhracat, Nisan ayında önceki aya göre %33 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla aylık olarak %11 ve %35 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ihracat Mayıs ayında önceki aya göre %19 artış kaydetti.

.. İthalat, Nisan ayında önceki aya göre %31 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla %3 ve %22 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ithalat Mayıs ayında önceki aya göre %4 artış kaydetti.

Turizm gelirlerindeki sert düşüşü dikkate aldığımızda, mal ihracatının mal ithalatından daha hızlı artması ve düşük emtia fiyatları elbette cari işlemler dengesini olumlu etkileyecektir. ABD-Çin ticaret geriliminin devam etmesi ve pandeminin tedarik zincirinde yarattığı sıkıntıya bağlı olarak umudumuz Türkiye’nin tedarik zincirinden pay kapabilmesi. Bu olasılığın gerçekleşmesi hem sanayi üretiminde hem de dış ticaretteki artışta sürdürülebilir bir devamlılık getirecektir. Tersi durumda ise talep daralması kaynaklı ithalatta gerileme sebebiyle cari işlemler dengesinde iyileşme göreceğiz.   

. “Toplam talep koşullarının sınırlayıcı etkisine karşın, salgına bağlı birim maliyet artışlarının yansımalarıyla çekirdek enflasyon göstergelerinin eğilimlerinde yükseliş gözlenmektedir. Uluslararası emtia fiyatları tüketici enflasyonunu sınırlamaya devam ederken, gıda enflasyonu dönemsel ve salgına bağlı etkiler nedeniyle artmıştır. Salgına bağlı tedbirlerle kısa vadede etkili olan arz yönlü unsurların, normalleşme sürecinin devamıyla kademeli olarak ortadan kalkacağı öngörülmektedir. Nitekim öncü göstergeler, normalleşme sürecinde kapasite kısıtlarına tâbi olan hizmet gruplarındaki aylık fiyat artışlarının yavaşlamaya başladığına işaret etmektedir. Yılın ikinci yarısında talep yönlü dezenflasyonist etkilerin daha belirgin hale geleceği öngörüsü korunmakla birlikte, yakın dönemdeki gerçekleşmeler nedeniyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin yukarı yönlü olduğu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları dikkate alarak, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.”

Kredi hacmindeki yükselişin devam etmesi, konut ve otomotiv satışlarında Haziran ayında yaşanan hızlanma, ek olarak tedarik zincirindeki aksamalar fiyatlar genel seviyesinin aşağı gelmesini önleyen faktörler. Merkez Bankasının dezenflasyonist beklentisini canlı tutmasına rağmen %7,4 olan yılsonu enflasyon hedefi üzerinde risklerin yukarı yönlü olduğunu vurgulaması yaz döneminin sonuna yaklaşırken kredi büyümesindeki hızlanmanın devamlılığını sorgulatan bir gelişme.

Ekonomik ve finansal aktivite Haziran ve Temmuz aylarında ağırlıklı olarak kredi büyümesi ile beslendi. Bu taraftan gelecek bir bozulma, özellikle bankaların bilanço kalitesi üzerinde sorgulamaların başlamasına sebep olabilir.

Öte yandan, 2019 yılında toplam 124 milyar TL açık veren bütçenin, 2020’nin ilk 6 ayında 109 milyar TL açık vermesi Ekim ayında yüksek iç borç ödemesi yapacak olan Hazine’nin borçlanma maliyeti üzerinde risk oluşturuyor. Bu da faiz harcamalarında artış olması demek.

Yabancı turist bazlı turizm sektöründeki zayıflık, Merkez Bankasının ardından kamu bankalarının negatif net döviz varlıkları, ek olarak sonbaharla birlikte okulların başlaması, giyim ve gıda fiyatları ile enerji maliyetlerindeki artış gibi faktörleri dikkate alırsak, Ekim ayına kadar Merkez Bankasının %8,25 seviyesindeki politika faizini düşürmesini gerektirecek bir sebep şu an için gözükmüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi gündemi: borç stoku, yurt dışı üfe, net uluslararası yatırım pozisyonu, TCMB faiz kararı, S&P’nin Türkiye değerlendirmesi

20 Temmuz 2020, Pazartesi

Haziran ayı merkezi yönetim borç stoku açıklanacak. Mayıs ayı itibariyle merkezi yönetimin iç ve dış toplam borç stoku 1 trilyon 633 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Toplam borç stokunun 966 milyar TL’si iç borç iken 667 milyar TL’si dış borç.

Mayıs ayı kısa vadeli dış borç stoku açıklanacak. Orijinal vadeye göre Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku Nisan ayında 115,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu. Mayıs 2020-Nisan 2021 dönemini kapsayan 12-aylık dönemde ödenecek olan 164,6 milyar dolar seviyesindeki kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stokunun 65,6 milyar doları finans dışı özel sektöre, 50,2 milyar doları özel finansal sektöre, 39,4 milyar doları kamuya, 9,4 milyar doları Merkez Bankasına ait bulunuyor.

Haziran ayı Yurt Dışı ÜFE (YD-ÜFE) verileri açıklanacak. Mayıs ayında YD-ÜFE aylık bazda %1,47, yıllık bazda %10,06 artış kaydetmişti. TL’deki değişimin YD-ÜFE’yi büyük oranda etkilediğini dikkate aldığımızda, Haziran ayında TL’deki önceki aya göre değerlenmenin etkisiyle YD-ÜFE’nin önceki aya göre azalma ihtimali var. Ancak bu gelişmenin Merkez Bankasının Perşembe günü yapacağı para politikası toplantı kararında etkisi olacağını düşünmüyorum.

21 Temmuz 2020, Salı

Türkiye’nin Mayıs ayı Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu verisi açıklanacak. Nisan ayında uluslararası varlıklar 225,8 milyar dolar, uluslararası yükümlülükler ise 550,2 milyar dolar olmuş; böylece varlık ve yükümlülüklerin farkını gösteren Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu 324,4 milyar dolar açık vermişti. Uluslararası varlıklar yılbaşından Nisan 2020 sonuna kadarki dönemde 27,5 milyar dolar azalırken, aynı dönemde yükümlülüklerdeki azalma 48,2 milyar dolar oldu. Ödemeler dengesi Mayıs ayı verileri borç kullanımının borç geri ödemelerinden daha az olduğunu gösterdi. Dolayısıyla uluslararası yükümlülüklerde Mayıs ayında Nisan ayına göre düşüş görebiliriz.

23 Temmuz 2020, Perşembe

TCMB para politikasını görüşmek üzere toplanacak. Haziran ayında enflasyonun önceki aya göre yükselmesi, konut talebinin hızlanması, kredi hacminin Temmuz ayında tarihi zirvelerini zorlaması, Türk lirasının 6,85 civarında kalmasında önemli rol oynayan kamu bankalarının yabancı para açık pozisyonunun 10 Temmuz itibariyle 9,7 milyar dolara yükselmesi ve son olarak TCMB’nin 18 Temmuz’da yabancı para zorunlu karşılık oranlarını 300 baz puan artırması kararını da dikkate aldığımızda TCMB’nin politika faizinde indirim yapma ihtimali yok.

Temmuz ayı TÜİK Tüketici Güven Endeksi açıklanacak. Haziran ayında endeks önceki aya göre 3,1 puan artışla 62,8 seviyesine yükselmişti. Endeks 0 ile 200 aralığında değer almaktadır. Endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durum, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum olduğunu göstermektedir.

24 Temmuz 2020, Cuma

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors’un (S&P) Türkiye değerlendirmesi bekleniyor. 6 Mayıs tarihli açıklamasında S&P, Türkiye’nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunu “B+” (yatırım yapılabilir seviyenin 4 basamak altı) ve uzun vadeli yerel para birimi cinsinden kredi notunu “BB-“ olarak teyit etmiş, not görünümünü ise “durağan” olarak bırakmıştı. Kuruluş, Türkiye ekonomisinin 2020 yılında %3,1 daralacağını, 2021 yılında ise %4,2 büyüyeceğini tahmin ediyor. S&P’nin 2020 ve 2021 yılları için enflasyon beklentileri sırasıyla %11,3 ve %10,3, işsizlik oranı beklentileri ise sırasıyla %13,8 ve %12,5 seviyelerinde bulunuyor. 25 Haziran tarihli açıklamasında S&P, Türk bankalarının Mayıs ayı itibariyle %4,6 olan tahsili gecikmiş alacak oranının 2021 yılında %11-12’ye yükselebileceği, sorunlu krediler (tahsili gecikmiş alacaklar ve yapılandırılmış krediler) oranının %20’yi aşabileceği uyarısında bulunmuştu.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi veri gündemi: Ödemeler dengesi, sanayi üretimi, perakende satışlar, TCMB beklenti anketi, konut satışları, bütçe ve merkez bankaları toplantıları

13 Temmuz 2020, Pazartesi

Mayıs ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak. Nisan ayında 5 milyar 62 milyon dolar cari işlemler açığı verildi. Açığın 3,8 milyar doları dış ticaret açığından, 1,0 milyar doları doğrudan ve portföy yatırımları ile faiz gelir/giderlerini içeren Yatırım Gelirlerindeki azalmadan geldi. Kapatmaların gevşetildiği Mayıs ayında dış ticaret açığı 3,4 milyar dolar oldu. Diğer yandan Mayıs ayında da ülkeye gelen turist sayısı Nisan ayındaki gibi dip seviyesini koruduğu için turizm gelirleri tarafından cari işlemler dengesine pozitif bir katkı gelmeyecek. Portföy yatırımlarında ise bozulmanın kısmen azaldığını görebiliriz. Ek olarak, haberlerden derlediğim verilere göre, Mayıs ayında bankacılık sektörünün sağladığı sendikasyon kredileri borç geri ödeme kabiliyetinin sürdüğünü gösteriyor. Bir sürpriz olmazsa, Mayıs ayında cari işlemler dengesinde Nisan ayına göre sert bir değişiklik görmeyeceğiz.

Mayıs ayı sanayi üretimi verileri açıklanacak. Nisan ayında takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi önceki aya göre %30 daralma kaydetmişti. Reel Kesim Güven Endeksi, SAMEKS Sanayi Üretim Endeksi, İSO İmalat Sektörü PMI ve İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı verileri Mayıs ve Haziran aylarında arka arkaya yükseliş kaydetti. Dış ticaret verilerindeki iyileşmenin de etkisiyle Mayıs ayında önceki aya göre iyileşme göreceğiz.

Mayıs ayı perakende satış verileri açıklanacak. Nisan ayında takvim ve mevsimsellikten arındırılmış perakende satış endeksi önceki aya göre %21 azalışla 86,1 seviyesi ile 2012 yılı seviyelerine gerilemişti. Mayıs ayında özellikle konut ve otomotiv satışlarındaki artışla birlikte tüketici (bireysel ve ticari) kredilerindeki artış dikkate alındığında perakende satışlarda Nisan ayına göre iyileşme göreceğiz. tradingeconomics.com beklentisi %18,5 artış yönünde.

Merkez Bankası Temmuz ayı Beklenti Anketi verileri sonuçları açıklanacak. Haziran ayı anketine göre yılsonu ortalama TÜFE beklentisi %9,54’e, 12-aylık cari açık beklentisi 11,6 milyar dolara, 2020 yılı geneli GSYH daralma beklentisi %1,33 seviyelerine yükselmişti.

Mayıs ayı sanayi ciro endeksi verileri açıklanacak. Nisan ayında takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi ciro endeksi kapatmanın etkisiyle önceki aya göre %27 daralma kaydetmişti.

14 Temmuz 2020, Salı

Haziran ayı konut satış verileri açıklanacak. Mart 2020’de 108 bin 670, Nisan ayında 42 bin 783, Mayıs ayında 50 bin 936 konut satışı gerçeklemişti. Konut kredilerinde Mayıs ayında kaydedilen artışı dikkate aldığımızda konut satışlarındaki yükselişin Haziran ayında da süreceğini gösteriyor.

Haziran ayı Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi verileri açıklanacak. Mayıs ayında endeks önceki aya göre binde 8,5, bir önceki ayılın aynı ayına göre %10,6 artış kaydetmişti.

15 Temmuz 2020, Çarşamba

Japonya Merkez Bankası (BOJ) para politikasını görüşmek üzere toplanacak. Toplantıda mevcut politikanın korunması beklenirken BOJ’nin ekonomik öngörüleri takip edilecek.

16 Temmuz 2020, Perşembe

Avrupa Merkez Bankası (ECB) para politikasını görüşmek üzere toplanacak. Toplantıdan herhangi bir politika değişikliği beklenmiyor.

Haziran ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak. Genelde merkezi yönetim bütçe dengesine yakın sonuç veren nakit bazlı bütçe dengesi Haziran ayında 26,8 milyar TL açık vermişti.

17 Temmuz 2020, Cuma

Mayıs ayı Merkez Bankası Konut Fiyat Endeksi açıklanacak. Endeks Nisan ayında önceki aya göre %1,7 artış kaydetmişti. Mayıs ayında talepteki artışın devam etmesi konut fiyatlarında yükselişin devam edeceği ihtimalini artırıyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi veri gündemi: Reel efektif döviz kuru, nakit bütçe, işsizlik oranı, dış ticaret endeksleri ve inşaat maliyet endeksi

6 Temmuz 2020, Pazartesi

Haziran ayı reel efektif döviz kuru (REDK) açıklanacak. REDK, dış ticaret ortaklarımızın para birimlerine göre enflasyondan arındırılmış olarak Türk lirasının değerini ortaya koyan bir ölçüm metodudur. Aralık 2007’de 127,7 ile en yüksek değerine ulaşan TÜFE bazlı REDK, kur krizinin yaşandığı Eylül 2018’de 62,5 ile en düşük değerini almış, KOVİD-19 etkisi ile de Mayıs 2020’de 68,6 seviyesine gerilemişti. %50-50 ABD doları ve eurodan oluşan döviz sepetinin Haziran ayında kısmen yatay kalmasının etkisiyle REDK’de önemli bir değişiklik olmama ihtimali var.  

7 Temmuz 2020, Salı

Haziran ayı nakit bütçe verileri açıklanacak. Mayıs ayında 75 milyar 251 milyon TL gelir, 85 milyar 279 milyon TL gider kaydedilmiş, böylece Mart-Nisan döneminde toplam 86 milyar 693 milyon TL açık veren nakit bütçe Mayıs ayında 9 milyar 727 milyon TL açık vermiştir. Haziran ayında ihracat ve ithalatta önceki aya göre artış yaşanması ve kredi hacmindeki artışın devam etmesi dolaylı vergiler tarafında önceki aya göre artış ihtimalini ortaya koyuyor.

10 Temmuz 2020, Cuma

Mart-Nisan-Mayıs dönemini kapsayan Nisan dönemi işgücü verileri açıklanacak. İşsizlik oranı izolasyon ve kapatmalara rağmen Mart döneminde (Şubat-Mart-Nisan) %13,19 seviyesine gerilemişti. Kapatmaların ve önlemlerin gevşetildiği Mayıs ayını içine alan Nisan döneminde ise işsizlik oranında işten çıkarmaların yasak olması işsizlik oranının aşağıya gelmesini sınırlandırıcı bir etki yaratacak. Öte yandan Mayıs ayına ait arındırılmamış SAMEKS endeksi verilerini dikkate aldığımızda sanayi sektörü istihdamında iyileşme, hizmet sektörü istihdamında ise yatay bir görünüm var.

Mayıs ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Dış ticaret endeksleri, dış ticaret verilerinden farklı olarak hizmet sektörü ihracat ve ithalatını dikkate almıyor. KOVİD-19 kaynaklı kapatmaların yaşandığı Nisan ayında dış ticaret endeksleri sert şekilde düşmüştü. Mayıs ayında kapatmaların gevşetilmesi ile sanayi sektöründe Nisan ayına göre iyileşmeler yaşandı. Bu ipuçlarını Mayıs ayı reel kesim güven endeksi, kapasite kullanımı, ISO PMI ve SAMEKS endekslerinden edinebilirsiniz. Özetle, Mayıs ayında ihracat ve ithalat hacimlerindeki toparlanmanın etkisiyle dış ticaret endekslerinde önceki aya göre iyileşme göreceğiz.

Mayıs ayı inşaat maliyet endeksi açıklanacak. Nisan ayında 204,1 değerine yükselen endeksin TL’deki değer kaybının etkisiyle Mayıs ayında da yükselişini sürdürmesi şaşırtıcı olmayacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Haziran ayında sanayi sektörü ihracattaki artışın etkisiyle ivmelendi, tüketici ve üretici fiyatlarında ise artış sinyali var

Pandemi kaynaklı kapatmaların etkisiyle Nisan ayında dip seviyeyi gören sanayi üretiminde Mayıs ayında kısmi, Haziran ayında ise hızlı bir artış eğilimi var. Neden mi? Çünkü Haziran ayı satın alma müdürleri endeksleri (SAMEKS, İSO PMI) ve TİM’in yayınladığı ihracat verileri sanayi sektöründeki hızlanmayı ortaya koydu:

. Arındırılmamış verilerle Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi Nisan ayında 25,4 seviyesi ile dibe vururken, Mayıs ayında 49,7, Haziran ayında 56,7 seviyelerine yükseldi. Endeksin 50 seviyesinin altındaki değerler sektörde önceki aya göre daralmaya işaret ediyor. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise endeks sırasıyla 29,7, 44,6 ve 51,6 değerlerini aldı. Yeni siparişler önceki aya göre 9,8 puan birden artarak 52,8 seviyesine, girdi alımları önceki aya göre 9,0 puan artarak 57,5 seviyesine, üretim alt endeksi önceki aya göre 8,5 puan artarak 49,2 seviyesine, istihdam alt endeksi önceki aya göre 13,5 puan artarak 58,1 seviyesine yükseldi.

. Sanayi sektöründeki eğilimi ölçen bir diğer endeks ise İSO ve IHS Markit tarafından hazırlanan Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) de Nisan’da 33,4 seviyesine geriledikten sonra Mayıs’ta 40,9, Haziran’da 53,9 seviyelerine ulaştı. SAMEKS endeksine benzer olarak İSO PMI endeksinin de 50 seviyesinin üzerindeki değer, sektörde önceki aya göre büyümeye işaret ediyor. Haziran ayında yeni siparişlerde önceki aya göre hızlanma yaşansa da ihracat siparişlerindeki artış toplam yeni siparişlere göre düşük oranda gerçekleşti. İstihdam ve satın alma faaliyetleri artış kaydetti. Üretimdeki artışta mevcut stokların kullanılması sebebiyle ise girdi stokları azaldı.

. SAMEKS ve ISO PMI endekslerini aşağı çeken faktör ise teslimat süreleri alt endeksleri oldu. Bu da tedarik zincirindeki aksamaların devam ettiğini gösterdi. Öte yandan Haziran ayında Türk lirasında yaşanan değer kaybı imalatçıların girdi maliyetleri ve satış fiyatlarında yükselişi getirdi. İSO PMI raporunda da özetlendiği gibi “nihai ürün fiyatları belirgin şekilde yükseldi ve artış son 3 ayın en yüksek oranında gerçekleşti”.

. Gelelim Haziran ayı ihracat verilerine. TİM verilerine göre Genel Ticaret Sistemi ihracat hacmi Nisan ayında 8 milyar 993 milyon dolara geriledikten sonra Mayıs’ta 9 milyar 964 milyon dolar, Haziran’da ise 13 milyar 469 milyon dolar seviyelerine yükseldi. Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi ve TİM ihracat verilerinin son 3,5 yıllık seyrini aşağıdaki grafikte görebilirsiniz.

Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, Türkiye’nin ihracat pazarının en büyük kalemini 2000-2006 döneminde Hazırgiyim ve Konfeksiyon sektörü oluştururken 2006 yılından itibaren bayrağı Taşıt Araçları ve Yan Sanayi sektörü almış durumda. Nisan ayında 596 milyon dolara gerileyen otomotiv sektörü ihracatı Mayıs ayında 1,2 milyar dolara, Haziran ayında ise 2 milyar dolar seviyesine yükseldi. Ancak gösterilen performans Mart ayındaki seviyesinin aşağısında.

Aşağıdaki grafik ise 2000-2019 döneminde başlıca ihracat sektörlerinin yıllık ortalama ihracat hacimlerini gösteriyor.

Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi Haziran ayında ihracat sektörleri ivme kazanmış olmasına rağmen yukarıdaki grafiği dikkate aldığımızda 2019 yılı ortalamalarının gerisinde bir performans ortaya koymuş durumda.  Özellikle Taşıt Araçları ve Yan Sanayi sektörü ihracatının Haziran ayında 2013-2015 dönemi performansını yakaladığını görüyoruz.

Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi ise aylık 0,5 puan artışla geldiği 42,4 değeri ile sektörde daralmanın Haziran ayında zayıflayarak da olsa sürdüğüne işaret etti. Raporda endeksteki artışta girdi alımları alt endeksinin önceki aya göre 3,4 puan artışla 50,1 seviyesine yükselmesinin etkili olduğu kaydediliyor. İSO PMI verisine göre Haziran ayında yurtdışı talep artışı toplam talep artışının gerisinde kaldı. Dolayısıyla iç talepteki artış daha hızlı oldu. Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi verilerine göre hizmet sektöründe girdi alımlarının dolayısıyla da nihai mal stokunun artması yurt içi talepteki daha yüksek hızlanmanın bir sebebi olabilir. İç talepteki artışın diğer faktörlerini Ağustos ayında açıklanacak olan Haziran ayına ait perakende satış verilerinde göreceğiz. Öte yandan bankacılık sisteminde 2020 yılı başından itibaren kredilerdeki hızlanmanın ekonomik büyümeyi destekleyeceği açık ancak büyümenin lokomotifi olan hizmet sektöründe hızlanmanın gecikmesi ve fiyatlar genel seviyesinde artış satın alma gücünün zayıflamasına sebep olacak.

Dikkatinize sunayım; bankacılık sisteminde takipteki alacakların toplam kredilere oranı Mayıs ayında %4,8 iken beklenen zarar karşılıklarının toplam kredilere oranı %5,3 seviyesinde bulunuyor. Her ne kadar takipteki alacakların toplam kredilere oranı Aralık 2019’da %5,7’ye ve beklenen zarar karşılıklarının toplam kredilere oranı Ocak 2020’de %5,5 seviyesine yükselmiş ve Mayıs ayında bu seviyelerinden aşağı gelmiş olsa da gelir dağılımındaki makasın açılmaya devam etmesi halinde takipteki alacakların seyri bankacılık kesimi için iyimser bir durum ortaya koymayacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Finans dışı kesimin kısa vadeli döviz pozisyon fazlası nispeten sarı ışık yakıyor

Merkez Bankası 5 Mayıs’ta finansal kesim dışındaki firmaların 2020 yılı Şubat ayı sonuna ait döviz varlık ve yükümlülüklerini açıkladı. Finans dışı sektörün döviz varlıkları Şubat ayında 128,2 milyar dolara yükseldi, döviz yükümlülükleri ise 298,7 milyar dolara geriledi. Böylece finans dışı sektörün net döviz pozisyonu, Şubat ayında önceki aya göre 5,5 milyar dolar düşüşle 170,4 milyar dolar seviyesine geriledi.

Finans dışı kesimin net döviz pozisyon açığı azalıyor

Aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi, finans dışı sektör döviz yükümlülüklerini Mayıs 2018’den itibaren dikkat çekici bir şekilde azaltmaya başlamış, yani döviz borcunun daha azını tekrar borçlanmış. Öte yandan finans dışı kesimin döviz varlıkları, döviz mevduatlarındaki artışın desteğiyle, Eylül 2019’dan Şubat sonuna kadar artışını sürdürmüş. Böylece sektörün net döviz pozisyon açığındaki azalma Mart 2018’den bu yana devam etmiş.

Finans dışı kesim döviz yükümlülüklerini azaltırken, döviz varlıklarında iyileşme var

Finans dışı sektörün döviz varlıklarının %69’unu döviz mevduatları, %16’sını (20,1 milyar dolar) ihracat alacakları, %15’ini (19,5 milyar dolar) yurtdışına doğrudan sermaye yatırımları oluşturuyor. 87,8 milyar dolar büyüklüğündeki döviz mevduatları Şubat itibariyle tarihi zirvesine ulaşmış durumda.

Yükümlülükler tarafında ise, %83’lük pay ile, en büyük kalemi 298,7 milyar dolar seviyesindeki krediler oluşturuyor.

Merkez Bankası raporundan aldığım aşağıdaki grafik, finans dışı kesimin borç yükünün ağırlığını net bir şekilde gösteriyor.

Yukarıdaki grafikler toplam varlık ve yükümlülüklerin dağılımını gösteriyor. Toplam döviz varlıkları toplam döviz yükümlülüklerinin yarısını bile karşılamaya yetmiyor. Ancak kısa vadeli varlık ve yükümlülüklere bakıldığında, tablo nispeten iç rahatlatıcı:

Finans dışı kesimin kısa vadeli döviz varlıkları 108,7 milyar dolar iken kısa vadeli yükümlülükleri 98 milyar dolar seviyesinde. Finans dışı kesim, 2016’nın ikinci yarısından bu yana kısa vadeli kredi yükümlülüğünün toplam yükümlülükler içindeki ağırlığını artırıyor. Aşağıdaki grafikte yeşil çizgideki eğilimi inceleyin.

Ocak ayında kısa vadeli yükümlülüklerinin toplam yükümlülükler içindeki payı %33,1’e yükselmişken, Şubat ayında hafif bir düşüşle %32,8 seviyesine geriledi.

Finans dışı kesimin toplam döviz yükümlülükleri toplam döviz varlıklarının iki katından fazla olması şu soruyu sordurtuyor: “Finans dışı kesim borçlarını ödeyebilecek mi?”

“Finans dışı kesim borçlarını ödeyebilecek mi?”

Paraanaliz.com, bu konuyla ilişkili olarak Prof. Dr. Selva Demiralp’in BBC Türkçe’de yer alan makalesine yer vermiş. Sayın Demiralp “özel sektörün geçmişteki finansal krizlerde borç çevirme oranlarının %70-80 aralığında seyrettiğini belirterek 2020 yılı için ödenmesi gereken 169 milyarlık borcun böyle bir senaryoda 35 milyar dolar ila 50 milyar dolarlık kısmının çevrilemeyeceğini, bu tutarın bir yerden denkleştirmek zorunda kalınabileceğine” dikkat çekmiş.

Aynı hesaplamayı finans dışı kesimin kısa vadeli döviz yükümlülüğü için yapalım. Referans noktam Merkez Bankasının yayınladığı ödemeler dengesi verileri. Turkey Data Monitor’da Nisan 1999-Şubat 2020 dönemine ait kısa vadeli ticari kredileri baz aldım. Zira uzun vadeli ticari krediler yok denecek kadar az. Aşağıdaki grafiğe göre finans dışı kesim, Nisan 1999-Şubat 2020 döneminde ticari kredi borçlarının en kötü şartlarda %74-81’ini yeniden borçlanabilmiş.

Kaynak: Merkez Bankası, Turkey Data Monitor

Buna göre, finans dışı kesim 98 milyar dolarlık kısa vadeli yükümlülüğünün %74-81’ini tekrar borçlandığında sektörün 108,7 milyar dolarlık kısa vadeli döviz varlıklarında 18-25 milyar dolar arasında erime olabileceğini anlıyoruz. Bu gerçekten en kötü senaryo mu emin olamıyoruz zira koronavirüsün ekonomi çarkını yavaşlatması sadece Türkiye değil küresel ekonomiyi durma noktasına getirdi. Çarkın dönmeye başlaması, küresel çapta olumlu işaretlerin gelmesiyle birlikte gerçekleşecek ki bu noktada en kritik konu ilaç tedavisinin bulunması. Süreç ne kadar uzarsa borç ödeme zincirinde kopmalar hızlanacaktır ki o zaman bu hesaplamalar hiçbir şey ifade etmeyecek.

Dr. Fulya Gürbüz