Küresel imalat sektörlerinden olumlu sinyaller geldi

25-29 Ocak haftasına imalat ve hizmet sektörleriyle ilgili verilerle başlayacağız. Biliyoruz ki yüksek enflasyon ve yüksek faiz mal ve hizmet üreticilerinin üzerinde ağır bir yük oluşturuyor özellikle de pandeminin daha da kötüleştirdiği işsizlik artışlarının ve gelir seviyesindeki azalmaların tüketici talebini aşağı çekmeye devam ederken. Yurt içinde hane halkının kemerleri daha da sıktığı, hizmet sektörünün de Kovid-19 ile mücadelede kapatmaların etkisiyle iş yapma kabiliyetinin durma noktasına geldiği bir ortamda gözlerimiz elbette imalat sektörünü doğrudan etkileyen yurt dışı talepte yani ihracat siparişlerinde.

Türkiye’nin ihracat performansıyla ilgili olası ipuçlarını Cuma günü açıklanan Ocak ayı IHS Markit küresel PMI (satın alma müdürleri endeksi) ilk tahminlerinde bulmaya çalıştım. IHS Markit PMI verileri ve ekonomik büyümeyi gösteren GSYH verilerinin benzer yönde hareket ettiklerini hatırlatalım.

IHS Markit her ayın üçüncü haftasında ABD, Almanya, Avustralya, Euro Bölgesi, Fransa, İngiltere ve Japonya hizmet ve imalat sektörleriyle ilgili ilk tahminlerini yayınlıyor. Ocak ayı PMI ilk tahminlerinden; Kovid-19 kaynaklı ikinci ve üçüncü dalga kapatmalar ve kısıtlamaların ABD haricinde diğer ülke ve bölgelerin hizmet sektöründeki kan kaybını arttırdığı, tedarik zincirindeki sorunların tüm ülkelerin imalatını olumsuz etkilediği, arz kısıtlarının girdi maliyetlerini artırırken çıktı fiyatlarında indirimlere gidildiği, öte yandan aşılamanın başlamasıyla beklentilerin iyimser olduğu ve bunun istihdam tarafında işe alımları beraberinde getirdiği sinyallerini aldık.

PMI raporlarında, imalat sektörlerine odaklandığımızda;

. Euro Bölgesi genelinde arz tarafındaki kısıtların üretimi zayıflattığını,

. Almanya’da özellikle Çin ve ABD’den gelen ihracat siparişlerinin arttığını, sınırlı yük kapasitesi ve yetersiz konteyner sayısının tedarik zincirini kısıtladığını;

. ABD’de imalat sektörü genelinde ve üretiminde ihracat siparişlerinin de desteğiyle büyümenin güçlenerek devam ettiği, artan imalat maliyetleri ve satış fiyatlarının enflasyon üzerinde yukarı yönde baskı yarattığını;

. Japonya’da ve Fransa’da ihracat siparişlerindeki düşüşün Ocak ayında zayıfladığı, Fransa’da tedarikteki sorunların özellikle metaller olmak üzere hammadde fiyatlarındaki artışın üretim maliyetlerini sert artırırken çıktı fiyatlarında indirime gitmeye devam ettiklerini okuduk.

AB’den ayrılan ve Türkiye’nin son zamanlarda ihracat hacminde önemli bir yer tutan İngiltere’de Kovid-19 kaynaklı üçüncü ulusal kapatmaların sonucu olarak hizmet sektörü sert bir darbe alırken; tedariklerdeki gecikmeler, artan üretim maliyetleri ve azalan ihracat siparişleri İngiltere imalat sektöründeki büyümeyi zayıflattı. Ocak ayında İngiltere’de ihracat siparişlerindeki azalmanın imalat sektöründeki büyümeyi zayıflatmasının Türkiye ihracatını ne derecede etkilediğini bilmek faydalı olacak zira arz tarafındaki kısıtlara rağmen Türkiye’nin 2020 yılının son dört ayında İngiltere’ye ihracatını artırmış olması ve bu eğilimi Ocak ayında da sürdürebilmesi Türkiye’nin arz zincirindeki konumu açısından önemli bir gösterge olacak.

Kaynak: IHS Markit

İhracat hacmimizin en yüksek olduğu Euro Bölgesi ve ABD imalat sektörlerinden Ocak ayında gelen olumlu sinyaller ise Türkiye’nin ihracat performansı hakkında olumlu bir işaret verdi. Ticaret Bakanlığı Şubat ayı başında Ocak ayı dış ticaret verilerini açıklayacak. 29 Ocak Cuma günü TÜİK’in açıklayacağı Aralık ayı nihai dış ticaret verileri ise sürpriz olmayacak zira Ticaret Bakanlığının Ocak ayı başında yaptığı duyuruda Aralık ayı ihracat ve ithalat hacminin Kasım ayına göre artış kaydettiğini görmüştük.

Dr. Fulya Gürbüz

Sanayi, istihdamı kısmen destekliyor; işsiz sayısı artıyor

Sevgili Okuyucular, bu hafta çok yoğun bir veri akışı vardı. 11-14 Ocak tarih aralığında açıklanan verileri sırayla analiz etmek istiyorum.

İhracat ve turizm gelirlerinde azalma ile ithalattaki artış, cari açığın artmasına sebep oldu

İlk olarak, 11 Ocak Pazartesi günü TCMB tarafından yayınlanan cari işlemler dengesi ile başlayalım. 2020 yılı Kasım ayında cari işlemler dengesi 4,1 milyar dolar açık verdi. Cari İşlemler Hesabı, Türkiye’deki yerleşik hane halkının yurt dışındaki yerleşiklerle yapmış olduğu ekonomik faaliyetler sonucunda Türkiye’nin döviz geliri ve döviz giderlerini kalemler halinde göstermektedir. Tablonun en önemli kalemini dış ticaret dengesi oluşturmaktadır. Kasım ayında 3,8 milyar dolar dış ticaret açığı kaydedildi, yani ihracattan 3,8 milyar dolar daha fazla ithalat gerçekleşti. Öte yandan döviz girdisi sağlayan en önemli kalemlerden biri olan ve turizm gelir gider farkını gösteren Seyahat kaleminde ise düşüş gördük. Kasım ayında Türkiye’ye gelen turist sayısının Ekim ayına göre yarıdan fazla azalmasının etkisiyle Seyahat kalemi Ekim ayındaki 1,3 milyar dolardan Kasım ayında 0,6 milyar dolar seviyesine geriledi. Aşağıdaki grafik son 5 yılın cari işlemler dengesindeki aylık bazda seyrini gösteriyor:

Seyahat dengesinin azalmasında elbette kış mevsimi olmasının etkisi var ancak en önemli etken Kovid-19’da yaşanan ikinci dalganın seyahat kısıntılarını beraberinde getirmesi. Dış ticaret açığındaki artışın sebebi ise ihracatın Kasım ayında önceki aya göre 1,3 milyar dolar azalmasına karşılık ithalatın önceki aya göre 1,3 milyar dolar artması.

Sanayi üretimi yavaş hızla da olsa büyümeye devam ediyor

Biliyoruz ki sanayi sektörü üretim yaparken ithal girdiye ihtiyaç duymaktadır. Üretilen malların bir kısmı ihraç edilmekte, diğer kısmı yurt içi talebi karşılamakta veya stok olarak tutulmaktadır. Ekim ayında önceki aya göre %1,2 artış kaydeden sanayi üretimi, Kasım ayında önceki aya göre %1,3 arttı. Söz konuşu artışta iç talebin mi yoksa dış talebin mi etkisi var? Bu sorunun cevabını yine bu hafta açıklanan dış ticaret endekslerinde buluyoruz. İhracat Miktar Endeksi Kasım ayında bir önceki aya göre %0,9 düşüş kaydetti, İthalat Miktar Endeksi ise bir önceki aya göre %1,3’lük artış yaşadı. İthalat Miktar Endeksindeki artışın sebebine değinmeden önce sanayi üretimi ile dış ticaret miktar endekslerinin seyrini grafik olarak göstermek istiyorum.

Yukarıdaki grafikte de göreceğiniz gibi hem ihraç edilen hem de ithal edilen malların miktarlarındaki (adet) değişimler sanayi üretimini de doğrudan etkilemektedir. Sanayi üretiminin Kasım ayında arttığını, ihracatın ise azaldığını dikkate aldığımızda acaba ithalat miktarındaki artışın sebebi ne?

Aşağıdaki grafik ithalat miktar endeksini oluşturan ana kalemlerin son 2 yıllık seyrini gösteriyor. Grafikte Kasım ayında gri çubukla gösterilen taşımacılık araçları hariç yatırım malları ithalatının aylık %9,0, mavi çubukla gösterilen hammadde ithalatının %7,4’lük artış kaydetmeleri ithalattaki artışın en önemli sebebi oldu. Bu iki kalemin Ekim ayında bir önceki aya sert bir düşüş yaşadıktan sonra Kasım ayında bir sıçrayış yaşamaları hem yurt içi hem de yurt dışı siparişler kapsamında üreticinin olumlu sinyaller aldığına işaret ediyor.

Perakende satışlardaki artış devam ediyor

Yurt içi talebin önemli göstergelerinden olan ve bu hafta TÜİK tarafından yayınlanan Perakende Satış Endeksi Kasım ayında bir önceki aya göre %2,2 artış gösterdi. Aşağıdaki grafikte mavi çizgi perakende satış endeksini, kırmızı çizgi tüketim malları ithalat miktar endeksini, yeşil çizgi ise Dolar/TL kurunun seyrini gösteriyor. Pandemiyle birlikte kapatmaların yaşandığı Nisan 2020 sonrasında perakende satışlar artışını koruyor. Pandemi öncesinde dikkatinizi çekeceği üzere 2018 ve 2019’da Türk lirasında yaşanan sert değer kayıpları hem perakende satışları hem de tüketim malları ithalatını düşürmüştür. Döviz kurunda artış eğilimi sürse de 2019 yılı son çeyreğinde ve 2020 yılının ilk 2 ayında perakende satışlar ve tüketim malları ithalatında artış eğilimi görüyoruz. Bunun başlıca sebepleri KDV indirimleri, promosyonlu satışlar ve fiyat kontrolleri idi. Kasım ayında tüketim malları ithalatındaki kısmi gerilemeye rağmen perakende satışlardaki artış devam etti. Bunun sebebini TCMB tarafından açıklanan Reel Kesim Güven Endeksi verilerinde bulmaya çalıştığınızda görebileceğiniz gibi, Kasım ayında sektörde stoklar azalırken, Aralık ayında stoklar artmaktadır.

İşsizlik artmaya devam ediyor

Son olarak tüketim ve üretim tarafındaki gelişmeler işgücü verilerini nasıl etkilediğine bakalım. 2020 yılı Eylül-Ekim-Kasım aylarını kapsayan Ekim dönemi işgücü verilerine göre, Ekim ayında işsizlik oranı %12,73’e, iş aramaktan vazgeçmiş çalışmaya hazır olan kişileri dikkate alan geniş tanımlı işsizlik oranı ise %23,33 seviyesine yükseldi. 2020 yılı Haziran-Ekim dönemlerinde sanayi sektörü istihdamı işgücü piyasasını desteklemeye devam ederken Ekim döneminde hizmet sektörü istihdamında hafif gerileme yaşandı. Vurgulamakta fayda var, iş aramaktan vazgeçip çalışmaya hazır olan kişilerin Ekim döneminde önceki döneme göre 212 bin artmış olması özellikle hizmet sektöründeki kan kaybının vahametini ortaya koymaktadır.

Dr. Fulya Gürbüz

Gündem: Üretim, tüketim ve dış borç verileri ile ABD, İngiltere ve Japonya merkez bankaları politikaları

14 Aralık 2020, Pazartesi

KASIM AYI TARIM ÜRÜNLERİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ (Tarım-ÜFE)

Tarım-ÜFE Ekim ayında bir önceki aya göre %1,89, bir önceki yılın aynı ayına göre %18,70 artış kaydetmişti.

EKİM AYI SANAYİ ÜRETİMİ ENDEKSİ

Eylül ayında sanayi üretimi bir önceki aya göre %1,7, bir önceki yılın aynı ayına göre %8,1 artış kaydetmişti. Ekim ayında hammadde ithalatında bir önceki aya göre düşüş kaydedilmesine rağmen ihracat, siparişler ve mal stoklarında önceki aya göre kaydedilen artışlar sanayi üretiminde de bir önceki aya göre artışa işaret ediyor.

EKİM AYI PERAKENDE SATIŞ ENDEKSLERİ

Eylül ayında perakende satışlar bir önceki aya göre %2,8, bir önceki yılın aynı ayına göre %7,8 artış kaydetmişti. Ekim ayında imalat sektörü siparişleri ile tüketim malları ithalatındaki artışlar perakende ticarette de önceki aya göre artışa işaret ediyor.

EKİM AYI CİRO ENDEKSLERİ

Sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi Eylül ayında bir önceki aya göre %3,4, bir önceki yılın aynı ayına göre %26,2 artış kaydetmişti. Aylık bazda sanayi sektörü ciro endeksi %3,5, inşaat ciro endeksi %2,4, ticaret ciro endeksi %2,9, hizmet ciro endeksi %5,2 arttı. Yıllık bazda ise sanayi sektörü ciro endeksi %30,9, inşaat ciro endeksi %23,3, ticaret ciro endeksi %30,9, hizmet ciro endeksi %4,1 arttı.

15 Aralık 2020, Salı

KASIM AYI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ

Ekim ayında merkezi yönetim bütçesi 4,9 milyar TL açık vermiş, böylece 2020 yılı ilk 10 ayında toplam 145,5 milyar TL’lik bütçe açığı kaydedilmişti. 2019 yılı toplamında toplam bütçe açığı 123,7 milyar TL olmuştu.

KASIM AYI KONUT SATIŞLARI

Ekim ayında Türkiye genelinde 119.574 adet konut satışı gerçekleşmiş, böylece yılın ilk 10 ayında toplam satışlar 1.280.852 adet olmuştu. 2019 yılı genelindeki toplam konut satışları 1.348.729 seviyesindeydi. Konut satışları 2017 yılında 1.409.314 adet ile zirve yapmıştı.

16 Aralık 2020, Çarşamba

ABD MERKEZ BANKASI (Fed) PARA POLİTİKASI KARARI

Eylül ayı toplantısında maksimum istihdam ve ortalama %2 enflasyon hedefleri tutturulana kadar politika faizini %0-0,25 aralığında sabit tutmaya devam edeceğini duyurmuştu. Yılın son toplantısında, Fed’in ekonomik görünüme dair beklentileri ve genişlemeci politikaların devamlılığı konusunda görüş ve beklentilerine odaklanacağız.

EKİM AYI TCMB KONUT FİYAT ENDEKSİ

Konut fiyat endeksi Eylül ayında bir önceki aya göre %1,59, bir önceki yılın aynı ayına göre %27,34 artışla 146,70 seviyesine yükselmişti.

EKİM AYI ÖZEL SEKTÖR UZUN VADELİ KREDİ BORCU

Özel sektörün uzun vadeli kredi borcu Eylül ayında 161,02 milyar dolar seviyesindeydi. Alt kalemlere göre bankaların 60,98 milyar dolar, bankacılık dışı finansal kuruluşların 9,61 milyar dolar, finans dışı sektörün 90,44 milyar dolar uzun vadeli kredi borcu bulunmaktadır. Şubat 2018’de özel sektörün uzun vadeli kredi borcu 226 milyar dolar ile tarihi zirvesini yapmıştı.

17 Aralık 2020, Perşembe

İNGİLTERE MERKEZ BANKASI (BoE) PARA POLİTİKASI KARARI

BoE 4 Kasım tarihli toplantısında %0,1 seviyesindeki politika faizini değiştirmemiş, Hazine tahvil alım miktarını 150 milyar pound artırarak toplam Hazine tahvil alım miktarını 875 milyar pound seviyesine yükseltmişti. Toplantı sonrası yayınlanan raporda Kovid-19’un hanehalkı harcamalarını öngördüklerinden daha fazla zayıflattığı, söz konusu zayıflamanın 2020 yılı son çeyreğinde GSYH’de daralmaya sebep olacağı vurgulanmıştı. BoE enflasyon hedefi %2 iken Ekim ayında TÜFE yıllık %0,7 seviyesinde bulunuyor. BoE, basın duyurusunda enflasyon hedefine ulaşana kadar gevşek para politikasını sürdüreceğini tekrarlamıştı.

EKİM AYI KISA VADELİ DIŞ BORÇ STOKU

Eylül ayında toplam kısa vadeli dış borç stoku 134,0 milyar dolar iken kamunun (kamu bankaları) 26,2 milyar dolar, Merkez Bankasının 21,0 milyar dolar, özel sektörün 86,8 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Özel sektör içinde bankaların 30,9 milyar dolar, banka dışı finansal kuruluşların 0,7 milyar dolar, finansal olmayan şirketlerin 55,2 milyar dolar kısa vadeli borcu bulunuyor. Özel sektör finans dışı sektörün kısa vadeli borcu Ekim 2017’den bu yana özel sektör bankalarının üzerinde bulunuyor. Kalan vadeye göre dış borç stoku dikkate alındığında Türkiye’nin gelecek 12 ayda (Ekim 2020 – Eylül 2021) ödemesi gereken dış borç stoku 182,5 milyar dolar seviyesindedir.

TCMB VE BDDK, 4 ARALIK 2020 TARİHLİ HAFTALIK PARA VE BANKA VERİLERİ

4 Aralık ile biten haftada, döviz tevdiat hesapları (döviz cinsinden mevduatlar) önceki haftaya göre 1,8 milyar dolar artışla tarihi zirvesi olan 221,3 milyar dolar seviyesine yükseldi. Karşılığında TL cinsinden mevduatlar önceki haftaya göre 1,55 trilyon TL’den 1,53 trilyon TL’ye geriledi. Söz konusu gerilemede ortalama TL cinsi mevduatların bir haftada %14,59’dan %14,51 seviyesine gerilemesi etkili oldu. 4 Aralık haftasında 1 yıla kadar olan TL cinsi mevduat faizleri ortalamada %16’lara yükselmesine rağmen 1-3 ay vadeli TL cinsi mevduat faizleri önceki haftaya göre düştü. TL cinsinden ticari kredi faiz oranı %18,59, tüketici kredileri faiz oranı %21,40 seviyelerine yükseldi.

4 Aralık 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

18 Aralık 2020, Cuma

JAPONYA MERKEZ BANKASI (BoJ) PARA POLİTİKASI KARARI

BoJ 29 Ekim tarihli para politikası toplantısında politika faizini değiştirmemiş, borsa yatırım fonları (ETF) ve gayrimenkul yatırım fonu yıllık satın alımlarını iki katına çıkararak sırasıyla 12 trilyon yen ve 180 trilyon yen seviyesine yükseltmişti. Ek olarak BoJ, Getiri Eğrisi Kontrolü (Yield Curve Control) ile birlikte Miktarsal ve Niteliksel Parasal Gevşeme politikasını sürdüreceğini tekrarlamıştı. BoJ, fiyat istikrarını sağlamak adına %2 olan enflasyon hedefine ulaşmak amacıyla Hazine tahvillerine ek olarak diğer finansal varlıkları satın almasını niteliksek gevşeme olarak ifade ediyor. BoJ, üst limit koymaksızın 10-yıl vadeli Hazine tahvillerini %0’a yakın faiz oranından satın almasını ise miktarsal gevşeme olarak nitelendiriyor. ABD Merkez Bankası da ekonomiyi desteklemek amacıyla Getiri Eğrisi Kontrolünü adapte etmeyi tartışırken en son Haziran 2020 para politikası toplantısında söz konusu uygulamaya şüpheyle yaklaştıklarını, zira kovid-19 etkisiyle tahvil faizlerinin düşük kalmaya devam edeceğini beklediklerini ifade etmişti.

MERKEZ BANKASI ARALIK AYI BEKLENTİ ANKETİ

Merkez Bankasının Kasım ayında reel sektör ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 59 katılımcı tarafından yanıtlanmış ve sonuçlar katılımcıların yanıtları toplulaştırılarak değerlendirilmiş Beklenti Anketinde yıl sonu TÜFE’de %12,47, yıl sonu Dolar/TL kurunda 7,887, yıl sonu GSYH’de %0,55 daralma, 2021 yıl sonu GSYH’de %3,99 büyüme, yıl sonu cari işlemler açığında 30,9 milyar dolar seviyeleri öngörülmüştü.

EKİM AYI NET ULUSLARARASI YATIRIM POZİSYONU (NUYP)

Eylül ayında uluslararası varlıklar 225,0 milyar dolar, uluslararası yükümlülükler 593,5 milyar dolar olmuş, böylece NUYP açığı 368,5 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Ağustos ayına göre varlıklar 2,4 milyar dolar azalırken, yükümlülükler 1,3 milyar dolar artmıştı. Yükümlülüklerdeki artışta, kamu ve bankalar hariç diğer sektörlerin ticari kredilerinde 2,5 milyar dolarlık artış ve kredi yükümlülüklerinde 1 milyar dolarlık azalma etkili olmuştu. Diğer sektörler, 2019 yılı Ekim ayından bu yana uluslararası kredilerini azaltırken, Haziran 2020’den bu yana uluslararası ticari kredilerini artırmaktalar. Ticari kredilerdeki artış sanayi üretimini de desteklemektedir.

Dr. Fulya Gürbüz

GRAFİĞİN SÖYLEDİĞİ: “Dış borçlanma, cari açığın finansmanını destekliyor”

Türk lirasına güvenin tazelenmesi döviz geliri olan şirketlerin daha düşük maliyetlerden yabancı para cinsinden borçlanmayı tercih etmesinde etkili olacaktır. Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın 2021 yılında yabancı para cinsinden borçlanmasının payını azaltacaklarına dair açıklamasını kur riski açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirebiliriz.

Ekim ayında cari işlemler açığı 0,3 milyar dolara geriledi…

Merkez Bankası, 2020 yılı Ekim ayı ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Türkiye’deki yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yerleşiklerle yaptığı ekonomik faaliyetler sonucunda Eylül ayında 2,56 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmesinin ardından Ekim ayında 0,3 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedildi. Son 12 aylık cari işlemler açığı ise Ekim ayında 33,8 milyar dolara yükseldi. Aşağıdaki grafikte gri çubuklar sol eksendeki aylık cari işlemler dengesini, mavi çizgi ise sağ eksende 12-aylık toplam cari işlemler dengesini göstermektedir. Net enerji ithalatçısı ülke konumundaki Türkiye’de ithalat kalemindeki sert düşüşler ile ihracat ve turizm gelirlerindeki artışlar cari işlemler dengesini yukarı taşıyan ana faktörlerdir.

Ekim ayında cari işlemler dengesinin 0,3 milyar dolar açık vermesinde, dış ticaret açığının bir önceki aya göre 2,47 milyar dolar azalarak 1,27 milyar dolara gerilemesi etkili oldu. Toplam mal ihracatı Ekim ayında bir önceki aya göre 1,26 milyar dolar artarken toplam mal ithalatında 1,21 milyar dolarlık azalma kaydedildi.

Hazine’nin eurobond ihracı finansman hesabını pozitife çevirdi…

Ödemeler dengesinin finansman tarafında ise Eylül ayında 2,48 milyar dolar açık verilmişken, Ekim ayında Hazine’nin 2,5 milyar dolar tahvil yoluyla dış borçlanması finans hesabının 1,3 milyar dolar fazla vermesinde etkili oldu.

Ağustos 2018’den bu yana dış borç ödemesinden daha az dış borçlanma gerçekleştirildi…

Bu yazımda; ödemeler dengesi tablosunda yer alan finans hesabının alt kalemlerinde bulunan Genel Hükümet, Bankalar ve Diğer Sektörlerin borçlanma verilerine odaklanmak istiyorum. Aşağıdaki grafikte mavi çubuklar Genel Hükümetin döviz cinsinden tahvil ihracı yoluyla net borçlanmasını; kırmızı çubuklar Bankaların, yeşil çubuklar ise Diğer Sektörlerin kredi ve tahvil yoluyla net dış borç pozisyonunu (kullanım ve geri ödeme arasındaki fark) göstermektedir.

2013 yılında ABD merkez bankası Fed’in istihdam ve enflasyon hedeflerine uygun sinyallerin gelmeye başladığına yönelik sözlü yönlendirmelerle faiz artırımı olasılığını ortaya koyması özellikle banka ve Diğer Sektörlerin dış borçlanmaya ağırlık vermelerine sebep oldu. Fed’in ilk faiz artırımına gittiği 2015 yılı sonuna kadar söz konusu eğilimin sürdüğünü görüyoruz. Ancak Fed’in Aralık 2016’dan itibaren faiz artırımlarını kademeli olarak sürdürmeye başladığı dönemde, özellikle Diğer Sektörlerin Türk lirasının sert değer kaybettiği Ağustos 2018 yılına kadar yurt dışı borçlanmaya ağırlık verdiğini, Ağustos 2018’den itibaren ise borç ödemelerinden daha azını tekrar borçlandıkları bir seyirle karşılaşıyoruz.

Mart 2018’de Trump yönetimindeki ABD’nin başlattığı ticaret savaşı, Türkiye’nin de üretim çarkının yavaşlamasına sebep olması, Türk lirasındaki değer kayıplarının 2019’da da sürmesi ve 2020 yılı Mart ayı ile birlikte Kovid-19 pandemisinin tüm dünyayı etkisi altına alması Türkiye’de reel sektörün yatırımlar konusunda geride durmasına sebep oluyor. Bu geri duruşun etkisini de Diğer Sektörlerin borç çevirme oranının %100’ün altına gerilemesinde görüyoruz. Ekim 2020’de ise Diğer Sektörlerin 0,96 milyar dolar döviz cinsinden borç geri ödemesine karşılık 1,43 milyar dolarlık borçlanma gerçekleştirmesi borç çevirme oranının %149’a yükselmesine sebep oldu.

Türk lirasında yaşanan istikrar, özel sektörün yabancı para cinsinden borçlanmayı cazip hale getirebilir…

Türk lirasındaki değer kayıpları ve tedarik zincirindeki aksamalara bağlı olarak enflasyonist baskıların arttığı mevcut ortamda yeni ekonomi yönetiminin politika faizini yukarı çekmesi TL cinsinden mevduat ve kredi faizlerini de yukarı çekiyor. Türk lirasına güvenin tazelenmesi döviz geliri olan şirketlerin daha düşük maliyetlerden yabancı para cinsinden borçlanmayı tercih etmesinde etkili olacaktır. Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın 2021 yılında yabancı para cinsinden borçlanmasının payını azaltacaklarına dair açıklamasını kur riski açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirebiliriz.

Dr. Fulya Gürbüz

Bütçede faiz yükü artıyor, işsizlik oranı ihracatın desteğiyle geriliyor

2018 yılı Ticaret Savaşı Türkiye’de işsizliği artırdı, Kovid-19 hızlandırdı…

ABD’de Trump yönetiminin Mart 2018’de ticaret savaşını fiilen başlatması en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa ekonomisinin zayıflamasını hızlandırmıştı. Mayıs 2018’de ise ABD’nin Türkiye’den ithal ettiği çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı gümrük vergisini 2 katına çıkarması ve ABD ile yaşanan siyasi gerilimin de tetiklemesiyle Ağustos 2018’de Türk lirası 4,90 seviyesinden 7,22 seviyesine kadar yükselmişti. TL’deki sert değer kaybı yurt içi talepteki daralmayı hızlandırırken ithalat performansı düşmüş, ihracat performansı ise zayıflasa da rayda kalmayı başarmıştı.

Aşağıdaki grafikte, 2018 yılı ikinci yarısında yurt içi talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat endeksinin (koyu gri çubuklar) sert daralma kaydettiğini, geniş tanımlı işsizlik oranının (mavi çizgi) ise 2018 yılı sonuna kadar hızlanarak arttığını görüyoruz. İhracat (açık gri çubuklar) performansının 2019 yılında yavaşlayarak da olsa yükselişini sürdürmesi ise ithalat tarafında kademeli artışları getirmiştir. Söz konusu iyileşme 2019 yılı genelinde geniş tanımlı işsizlik oranının da düşmesinde etkili olmuştur.

Kovid-19 pandemi sürecinin başladığı Mart 2020 sonrasında işsizlik oranında da hızlanma kaydedilmiştir. Mayıs ayı ile birlikte kısıtlamaların gevşetilmesi hem dış ticarette toparlanma hem de işsizlik oranında düşüşle sonuçlanmıştır.

Söz konusu gelişmeler, ihracat performansının ekonomik aktiviteyi rayında tutan önemli bir faktör olduğunu, yatırım ve tüketim amacıyla artan ithalat hacminin de işsizlik oranının düşmesinde önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.

Hazine’nin artan faiz ödemelerine karşılık, TL cinsi borçlanmanın payı artırılacak… 

Mart 2018’de %27,9’a gerileyen merkezi yönetimin toplam borç stokunun GSYH’ye oranı, yukarıda bahsedilen gelişmelerin etkisiyle Eylül 2020’de %39,3’e kadar yükselerek 2011 yılı seviyelerine kadar ulaştı. Aşağıdaki grafik, Hazine’nin aylık borç faizi ödemeleri (gri çubuklar) ile geniş tanımlı işsizlik oranını (mavi çizgi) gösteriyor.

Geniş tanımlı işsizlik oranı, resmi işsiz sayısına iş aramayıp çalışmaya hazır olan kişilerin sayısı eklenerek bulunan rakamın, resmi işgücü sayısına iş aramayıp çalışmaya hazır olan kişilerin sayısı eklenerek bulunan sayıya bölünmesiyle hesaplanıyor. TÜİK verilerine göre işsizlik oranı 2020 yılı Eylül döneminde önceki döneme göre düşerek %12,7’ye gerilerken geniş tanımlı işsizlik oranı da %22,73’e geriledi.

Grafikte de görüleceği gibi 2018 yılında faiz ödemelerinde kaydedilen hızlanmada merkezi yönetimin toplam borç stokunun %56’sını oluşturan yabancı para cinsinden borç stokunun Türk lirasında yaşanan sert değer kayıplarından olumsuz etkilenmesinin payı büyük.

Nitekim 9 Aralık’ta Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın “gelecek yıl yabancı para cinsinden iç borcun payını azaltmayı öngördükleri” açıklaması olumlu bir gelişmeydi, çünkü bu hamleyle kurdaki artışların borç yükü üzerindeki baskısı hafifleyecektir. Ek olarak, Kovid-19’un bulaşıcılığını azaltmak amacıyla aşılama işlemlerinin başlaması ekonomik aktivitede toparlanmayı, işsizlikte de azalışı getirecektir. Ancak istihdamda sürdürülebilir artışı hatta maksimum istihdam seviyesini yakalamak ve bulundukları seviyelerini korumalarını sağlamak uzun soluklu ve sabır isteyen bir süreç. Finansal sistemin sağlıklı işleyişi ve sürdürülebilir büyümeye yönelik her olumlu gelişme söz konusu sürece bir adım daha yaklaştırıyor ve yaklaştıracaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

GRAFİĞİN SÖYLEDİĞİ: “Öncelik Türk lirasına kalıcı güvenin sağlanması”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre, finans dışı kesimin döviz varlıkları Eylül 2020’de önceki aya göre 1,5 milyar dolar artışla 130,8 milyar dolara yükselirken, döviz yükümlülükleri 1,6 milyar dolar azalışla 293,1 milyar dolara geriledi. Özetle, finans dışı kesimin (reel sektörün) döviz varlıkları önceki aya göre arttı, döviz borçları ise azaldı.

Reel sektörün döviz varlıklarının %71’ini mevduatlar oluşturuyor…

Reel sektörün Eylül ayı itibariyle döviz varlıkları; yurt içi döviz mevduatları (76,1 milyar dolar), yurt dışı bankalardaki döviz mevduatları (16,9 milyar dolar), döviz cinsi devlet tahvilleri (1,9 milyar dolar), ihracat alacakları (15,6 milyar dolar) ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımlarından (20,4 milyar dolar) oluşmaktadır. Demek ki reel sektörün döviz varlıklarının en büyük payını %71 ile döviz mevduatları oluşturuyor.

Reel sektörün döviz yükümlülüklerinin %83’ünü krediler oluşturuyor…

Eylül ayında reel sektörün döviz yükümlülüklerinin 241,9 milyar doları yurt içi (144,3 milyar dolar) ve yurt dışından sağlanan nakdi kredilerden (97,6 milyar dolar), 51,2 milyar doları ise ithalat borçlarından oluşuyor.

Reel sektör bir yandan döviz varlıkları edinimine devam ederken, öte yandan borçlanarak ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmektedir.

Reel sektörün döviz pozisyonu ile GSYH büyümesi arasında bir ilişki var mı?

Aşağıdaki grafik, reel sektörün döviz pozisyonu ile Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) arasındaki karşılıklı etkileşimleri göstermektedir. GSYH verilerinin üçer aylık dönemler için yayınlanması sebebiyle grafikte reel sektör döviz pozisyonu verilerinin üç aylık ortalama değerleri dikkate alınmıştır.

Grafikte gri çubuklar reel sektör döviz yükümlülüklerini, sarı çubuklar döviz varlıklarını, kırmızı çizgi sanayi sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini, mavi çizgi ise hizmet sektörünün önceki çeyreğe göre değişimini göstermektedir.

2008 yılında patlak veren küresel finansal krizin üstesinden gelebilmek için reel sektör 2009 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren tarihi düşük faiz oranlarından yararlanmak amacıyla döviz cinsinden borçlanmayı artırmış, 2018 yılı üçüncü çeyreğine kadar döviz cinsinden borçlanma artarak sürmüştür. Söz konusu dönemde hem sanayi hem de hizmet üretiminin genel olarak önceki döneme göre artışlarını sürdüklerini görüyoruz. 2018 yılı önemli bir yıl zira Trump başkanlığındaki ABD yönetiminin ticaret savaşını başlatması, en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ekonomisindeki yavaşlamanın derinleşmesi ve Eylül ayında Türkiye’de yaşanan kur krizi bu döneme denk gelmektedir.

Nitekim 2018 yılı üçüncü çeyreğinde reel sektör yurt dışı yükümlülüklerini azaltma yoluna giderken, döviz varlıklarını da artırmaya devam etmişlerdir. Kovid-19’un pandemi ilan edildiği 2020 Mart ayına kadarki dönemde hem sanayi hem de hizmet üretimi çeyrek bazda sınırlı da olsa büyümesini sürdürebilmiştir.

2020 yılı ikinci çeyreğinde GSYH’de yaşanan sert daralmanın ardından reel sektör üçüncü çeyrekte tekrar döviz cinsi borçlanmasını artırırken hem sanayi hem de mal üretiminde önceki çeyreğe göre sert bir düzeltme kaydedilmiştir. Ancak 2020 yılı üçüncü çeyreğinde güven algısındaki bozulmanın artarak devam etmesiyle birlikte reel sektörün döviz varlıkları Haziran ayı sonundaki 123,3 milyar dolardan Eylül 2020 sonunda tarihi rekorla 130,8 milyar dolara kadar yükselmiştir.

Ekonomide sürdürülebilir büyüme için doğrudan yatırımlar cazip kılınmalı…

9 Kasım ile birlikte oluşturulan yeni ekonomi yönetimi Türk lirasına güveni yeniden kazanmak adına hemen harekete geçti: Politika faizinde sert artırımla birlikte para politikası sadeleştirilmeye başlandı. Kamuoyunun bilgilendirilmesi şeffaflık adımı ile öne çıkarken Türkiye Hazinesi uzun bir aradan sonra yurt dışından tahvil yoluyla 10 yıllık borçlanabilmeyi başardı.

Yeni ekonomi yönetiminin önünde zorlu bir süreç var ancak süreci kolaylaştıracak en önemli etken Türk lirasına güvenin kalıcı olarak sağlanması:

. Tedarik zincirindeki aksamalar, hammadde kıtlığı ve Türk lirasında devam eden değer kayıpları girdi maliyetlerini artırıyor. Türk lirasına güven, enflasyon üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

. Reel sektörün yatırımlarını dolayısıyla da istihdamı artırabilmesi için yatırım yapmaya elverişli şartların oluşturulması gerekiyor. Kovid-19 sebebiyle adapte olmaya çalıştığımız yeni normalde Türkiye yüksek katma değerli ürün geliştirmek adına somut adımlar ortaya koymalı. Türk lirasına güven kazandıracak hamlelere ek olarak avantajlı coğrafik konumu doğrudan yatırımları çekebilmek adına önemli.

. ABD’de Biden yönetiminin Avrupa ile ticari ilişkilerini kuvvetlendirme hedefi dikkate alındığında Türkiye’nin en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ile işbirliğinin sağlamlaştırılması ticaret hacmimiz açısından olumlu bir gelişme olacaktır. Türk lirasına güveni sağlayacak böyle bir gelişmenin elbette Türkiye sermaye piyasalarının derinleşmesinde de katkısı olacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Sürpriz yok: GSYH 3. çeyrekte önceki çeyreğe göre yüzde 15,6 büyüdü

Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2020 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,7 büyüme kaydetti. Kovid-19 kaynaklı kısıtlamaların etkili olduğu 2020 yılı ikinci çeyreğinde GSYH, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %9,9, bir önceki çeyreğe göre %11,0 azalma kaydetmişti.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında GSYH 2020 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %15,6 arttı. Veri öncesinde yapılan tahminlerde, Bilgi Üniversitesi CEFİS çeyrekten çeyreğe artışı %15,85 olarak tahmin etmişti.

Takvim etkisinden arındırılmış GSYH ise 2020 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,5 arttı.

Aşağıdaki grafikte GSYH üretim modeline göre, turuncu çubuklar mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış alt üretim kategorilerinin 2020 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre değişimlerini, mavi çubuklar ise takvim etkisinden arındırılmış alt üretim kategorilerinin bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzdesel değişimlerini göstermektedir.

Kaynak: TÜİK

Yukarıdaki grafikte üretim modeline göre büyümeye en büyük katkının bir önceki çeyreğe göre %31,1 büyüyen sanayi sektörü ve %33,4 büyüyen hizmet sektöründen geldiğini görüyoruz. Sübvansiyonlar düşülmüş olarak ürünler üzerindeki vergiler ise bir önceki çeyreğe göre %8,7 artış sağladı. Vergi ertelemelerinin üçüncü çeyreğe ötelenmesinin söz konusu gelir artışında etkisi olduğunu hatırlatalım.

Aşağıdaki grafik ise üretime destek veren tüketim tarafındaki değişimleri gösteriyor. Yine turuncu çubuklar tüketim tarafında mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak bir önceki çeyreğe göre değişimi, mavi çubuklar ise takvim etkisinden arındırılmış olarak bir önceki yılın aynı çeyreğine göre değişimi gösteriyor.

Kaynak: TÜİK

Yukarıdaki grafikten, mal ve hizmet ihracatının üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre %30,1 artışının üretim tarafında hem sanayi hem de hizmet sektörünü desteklediğini anlıyoruz. Mal ve hizmet ihracatını ise çeyreklik bazda %27,6 yükselen mal ve hizmet ithalatının desteklediğini görüyoruz. Zira Türkiye’nin sanayi üretiminin ağırlıklı olarak ara mal ithalatına doğrudan bağımlı olduğunu hepimiz biliyoruz. Gayrisafi sabit sermaye oluşumundaki çeyreksel bazda %20,8’lik artış ise hem talebi karşılamak hem de stokları artırmak amacıyla yatırım harcamalarının da arttığını gösteriyor.

Ekim-Kasım-Aralık dönemini kapsayan 2020 yılı son çeyreğine ilişkin öncü göstergeler (ihracat, reel kesim güven endeksi, kapasite kullanımı, imalat sanayi PMI) Ekim-Kasım döneminde sanayi sektörünü dolayısıyla da GSYH büyümesini desteklediğine (Kasım ayında söz konusu destek kısmen vites düşürdü), kısıtlamaların tekrar gündeme gelmesiyle hizmet sektörünün (sektörel güven endeksleri, SAMEKS, turizm) GSYH büyümesini önceki çeyreğe göre aşağı çektiğine işaret ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Euro Bölgesi imalat sektöründen iyi haber geldi

Kasım ayı imalat ve hizmet sektörlerine ilişkin ilk veriler gelmeye başladı.

IHS Markit tarafından açıklanan ilk tahminlere göre Almanya’da imalat sektörü PMI endeksi Kasım ayında vites kısmen düşmüş olsa da 57,9 değeri ile büyümesini sürdürdü. Endeksin 50 üzerindeki değerler sektörün bir önceki aya göre büyüdüğünü gösteriyor. PMI verilerinin, hem sanayi üretimi hem de GSYH performansını doğrudan etkileyen önemli bir veri olduğunu hatırlatalım.

Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan Almanya’nın imalat sektöründeki iyileşme Türkiye’nin ihracat hacmini, dolayısıyla da imalat sektörünü olumlu etkiliyor. Kasım ayında Alman imalat sektöründeki büyümeyi destekleyen en önemli faktör Ekim ayına benzer olarak Kasım ayında da devam eden Asya kaynaklı ihracat talebindeki artış. İmalat sektöründeki büyüme sektörde istihdam artışını beraberinde getirirken, girdi maliyetlerindeki artışın etkisiyle çıktı fiyatları yükseldi.

Euro Bölgesi genelinde imalat sektörü PMI endeksi Kasım ayında ilk tahminlere göre 53,6 değeri ise yine imalat sektörünün önceki aya göre büyüme kaydettiğine işaret etti, büyüme hızı ise Almanya verilerine benzer olarak kısmen yavaşladı.

Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecindeki İngiltere’de imalat sektörü PMI endeksi de ihracattaki artışın desteğiyle Kasım ayı ilk tahminlerine göre son üç ayın en yükseği olan 55,2 değeri ile önceki aya göre büyüme kaydetti. Ancak hizmet sektöründeki daralma Kasım ayında da sürdü.

Almanya dahil olmak üzere Euro Bölgesi genelinde, Kovid-19 pandemisinde yaşanan ikinci dalganın hizmet sektöründe kapatmaları beraberinde getirmesi sebebiyle hizmet sektörü sert daralma kaydetti. Düşen talep, hizmet fiyatlarında indirimleri getirdi.

Yarın açıklanacak olan Türkiye Kasım ayı reel kesim güven endeksi verilerinde imalat sektörünün Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarının Kasım ayında kaydettiği performansa benzer bir performans gösterip göstermediğine odaklanacağız.

Dr. Fulya Gürbüz

Makro-ekonomi gündemi: İşsizlik, cari açık, sanayi üretimi, perakende satış, dış ticaret, TCMB beklenti anketi

10 Kasım, 2020, Salı

AĞUSTOS DÖNEMİ İŞGÜCÜ VERİLERİ

2020 yılı Temmuz döneminde toplam işsiz sayısı 4 milyon 227 bin kişi, işsizlik oranı %13,42, tarım dışı işsizlik oranı %15,92, genç işsizlik oranı %25,87 olmuştu.

11 Kasım 2020, Çarşamba

EYLÜL AYI CARİ İŞLEMLER DENGESİ VERİLERİ

Ağustos ayında cari işlemler dengesi 4,6 milyar dolar açık vermişti. Bunda dış ticaret dengesinin 5,3 milyar dolar açık vermesi, hizmetler dengesinin ise 1,2 milyar dolar fazla vermesinin etkisi oldu. Hizmetler dengesindeki artışa en önemli katkı ise 1,1 milyar dolarlık net turizm gelirlerinden geldi. Eylül ayında dış ticaret açığı önceki aya göre 0,2 milyar, turizm gelirleri de 0,2 milyar dolar artış yaşandı. Söz konusu iki faktör Eylül ayında cari işlemler açığında önceki aya göre değişikliğe işaret etmiyor.

EYLÜL AYI DIŞ TİCARET ENDEKSLERİ

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi Ağustos ayında önceki aya göre %8,8 azalmış, ithalat miktar endeksi ise önceki aya göre %6,6 artış kaydetmişti. Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan dış ticaret verileri ihracat ve ithalatın Eylül ve Ekim aylarında yükseldiğine işaret etmişti. Benzer eğilim, dış ticaret endekslerinde de görülecek.

12 Kasım 2020, Perşembe

TCMB VE BDDK, 6 KASIM 2020 TARİHLİ HAFTALIK PARA VE BANKA VERİLERİ 30 Ekim 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

13 Kasım 2020, Cuma

TCMB KASIM AYI BEKLENTİ ANKETİ SONUÇLARI

Ekim ayı Beklenti Anketi’nde yıl sonu beklentileri; enflasyonda %11,76, dolar/TL kurunda 7,90, cari işlemler açığında 28,2 milyar dolar, GSYH büyüme beklentisinde %0,8 daralma olarak sonuçlanmıştı.

EYLÜL AYI SANAYİ ÜRETİMİ ENDEKSİ VERİLERİ

Ağustos ayında sanayi üretimi önceki aya göre %3,4, önceki yılın aynı ayına göre %10,4 artış kaydetmişti. Böylece sanayi sektörü 2020 yılı 3. çeyreğinin ilk iki ayında aylık bazda ortalama %5,9 artış göstermiş oldu. Sanayi sektöründeki aktivitenin önemli göstergelerinden olan ihracatta Eylül ve Ekim aylarında kaydedilen artışlar hem sanayi üretimini hem de GSYH büyümesini olumlu yönde destekleyecektir.  

EYLÜL AYI PERAKENDE SATIŞ ENDEKSİ VERİLERİ

Ağustos ayında perakende satışlar önceki aya göre %1,9, önceki yılın aynı ayına göre %18,2 artış kaydetmişti. Böylece sanayi sektörü 2020 yılı 3. çeyreğinin ilk iki ayında aylık bazda ortalama %6,2 artış göstermiş oldu. Kovid-19 kaynaklı kapatmalarda gevşetmelerin başladığı Mayıs ayından itibaren bireysel ihtiyaç kredileri ve kredi kartı harcamalarındaki aylık artış hızının Eylül ve Ekim aylarında yavaşladığını görüyoruz. Türk lirasındaki değer kaybının hızlandığı ve enflasyonda yukarı yönlü baskıların artmaya devam ettiği Eylül ve Ekim aylarında perakende satışlarda zayıflama görme ihtimali yüksek gibi duruyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankasına göre zayıf TL ihracatı destekleyecek

Merkez Bankası, 22 Ekim 2020 tarihli toplantısında 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizini %10,25 ile sabit tuttu. Toplantı öncesinde, kurdaki tansiyonu azaltmak adına politika faizinin %11,25-11,75 aralığına yükseltilmesi gerektiğini savunmuştum. Toplantıdan, politika faizini artırmak yerine Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranının %13,25’ten %14,75’e yükseltildiği kararı çıktı. Hatırlatmak gerekirse, bankalar 1 gecelik, 1 haftalık ve Geç Likidite Penceresinden 1 gecelik vadelerde Merkez Bankasından borç alabilmektedirler. Merkez Bankası söz konusu fonlamaların miktar ve vadelerine göre hesapladığı “ortalama fonlama maliyetini” günlük olarak yayınlamaktadır. 21 Ekim itibariyle ortalama fonlama maliyeti %12,52 seviyesindeydi.

Merkez Bankası %10,25 seviyesindeki politika faizini neden değiştirmedi?

Merkez Bankası faiz politikasını belirlerken Tüketici Fiyat Enflasyonunu (TÜFE) dikkate alıyor. Eylül ayında TÜFE önceki yılın aynı ayına göre %11,75 seviyesine gerilemişti. Geçen hafta açıklanan TCMB Ekim ayı Beklenti Anketi sonuçlarına göre de yıl sonu TÜFE beklentisi %11,76 seviyesinde. %10,25 seviyesindeki politika faizinin üzerine ortalama %2-3’lük reel getiriyi eklersek %12,5-13,6’lık bir seviyeye ulaşıyoruz. Toplantı öncesinde 2-yıl vadeli devlet tahvilinin faizi %13,8, 1 yıl vadeli TL mevduatın faiz oranı ise %12,8 seviyesinde bulunuyordu.

Yukarıdaki paragrafta Merkez Bankasının politika faizini neden sabit tutmuş olabileceğine dair basın bülteninden anlayabildiğim kadarıyla bir sebep bulmaya çalıştım. Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamak adına TÜFE’yi dikkate alsa da üretim maliyetleri de nihai ürün fiyatlarını etkilemektedir. Yurt İçi Üreticileri Fiyat Enflasyonu (Yİ-ÜFE) Eylül ayında önceki aya göre %2,65, önceki yılın aynı ayına göre %14,33 artış kaydetti. TÜFE’deki artış önceki aya göre %0,97 olmuştu. Üretici fiyatları yılbaşından Eylül ayı sonuna kadar ortalama %13,44 artış kaydederken, TÜFE’deki artış %8,33 oldu. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Üreticiler, satış hacimleri olumsuz etkilenmesin diye maliyetlerini tüketiciye tam olarak yansıtamamaktalar. Dolayısıyla da iş hacmi yaratılsa bile karlılık açısından parlak bir tablo ortaya çıkmamaktadır. İşletmelerin maliyetlerini azaltmak adına ticari kredi faiz oranlarının 16 Ekim itibariyle %13,87 seviyesine gerilemesi önemli bir adım olsa da bankacılık sektörü kredi hacminin %78’ini oluşturan ticari kredilerin ödeme kabiliyetindeki olası bozulmalar finansal sistem dolayısıyla da Türk lirası üzerinde önemli bir baskı oluşturabilir. Bu da Türk lirasının yabancı para birimlerine karşı sert değer kayıplarını beraberinde getirebilir. Özellikle Türk lirasında süregelen değer kaybının enflasyonda yapışkanlık etkisi yaratması, Türk lirasına güven sağlanmadıkça enflasyonda düşüş eğilimini de engellemektedir.

Merkez Bankası neden Geç Likidite Penceresi borç verme faiz oranını %14,75’e yükseltti?   

Enflasyondaki yükseliş eğilimini Merkez Bankası güçlü kredi ivmesi desteğiyle ekonomide sağlanan hızlı toparlanmaya ve finansal piyasalarda yaşanan gelişmelere bağlıyor. Toplantı sonrasında yayınlanan basın bülteninde Merkez Bankası, enflasyonda düşüşü sağlamak adına temkinli duruşunu koruyacağını vurguladı. Bu sebeple Merkez Bankası, Geç Likidite Penceresi 1 gecelik borç verme faiz oranını %13,25’ten %14,75’e yükselterek ortalama fonlama maliyetinin %13,5 seviyesinin üzerine çıkmasını sağlayabilecek.

Merkez Bankası para politikası kararında hangi gerekçeleri öne sürdü?

Merkez Bankasının yayınladığı basın bülteninde politika kararına yönelik olarak sunduğu gerekçeleri kendi yorumumla iletmeye çalışayım:

“İktisadi faaliyetteki toparlanma devam etse” de pandemide ikinci dalga riski göz ardı edilmemeli

Aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, sanayi üretimi Kovid-19 kaynaklı kapatmaların devreye alındığı Nisan ayında dip seviyelere gerilemiş, ardından tedbirlerin gevşetilmesiyle Mayıs ayından itibaren aralıksız artış kaydetmiştir. Bunda özellikle ihracat performansındaki yukarı yönlü eğilim önemli bir rol oynamıştır. Küresel olarak, Ağustos ayında ise pandemide ikinci dalga etkisini göstermeye başlamış ve Türkiye dahil sanayi üretimi artışında yavaşlama kaydedilmiştir. İkinci dalganın yaygınlaşma ihtimali iktisadi faaliyetin zayıflamasına sebep olabilir.

Kaynak: TDM

“Son dönemde atılan politika adımlarıyla birlikte ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğilimi belirginleşmiştir”

Eylül ayında politika faizinin yükseltilmesi ve sıkı para politikasının da desteğiyle Merkez Bankası, ticari ve bireysel kredilerdeki normalleşme eğiliminin belirginleştiğini ifade ediyor.

Merkez Bankası 25 Eylül tarihli toplantısında politika faizini %8,25’ten %10,25’e yükseltmişti. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, politika faizindeki artış tüketici kredi faiz oranlarının artmasında etkili olurken ticari kredi faizlerinde düşüş gözlendi.

Kaynak: TDM

Yine aşağıdaki grafikte görüleceği gibi, tüketici kredi faizlerindeki artış ve ticari kredi faizlerindeki düşüşün etkisiyle 25 Eylül’den 16 Ekim tarihine kadar kredi hacmi artışında yavaşlama eğilimi var.

Kaynak: TDM

16 Ekim 2020 tarihli BDDK verilerine göre, toplam bankacılık sektörü kredi hacminin %22’sini Bireysel Krediler ve Kredi Kartları, %78’ini Ticari Krediler oluşturmaktadır. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, 25 Eylül’de faiz artırımının ardından tüketici faiz oranlarındaki artış tüketici kredilerinde yavaşlama getirirken, ticari kredilerde artış eğilimi var.

Kaynak: TDM

Söz konusu gelişmelere bağlı olarak; bankacılık sektörünün, işletmelere daha düşük faizle finansman sağlaması amacıyla ticari kredilere öncelik vermesini, öte taraftan da enflasyonist baskıyı azaltmak adına tüketici kredileri faiz oranlarındaki artışa istinaden tüketici kredi hacminde kaydedilen yavaşlamayı Merkez Bankasının “normalleşme eğilimi” olarak ifade ettiğini anlıyorum.

“İthalatta öngörülen dengelenmenin başladığı” görülse de sebebi bozulan talep

Merkez Bankası ithalattaki güç kaybını “Salgın tedbirleri kapsamında uygulanan destekleyici politikaların kademeli olarak geri alınmasıyla ithalatta öngörülen dengelenmenin başladığı görülmektedir” olarak ifade ediyor. Aşağıdaki grafik ise, altın ithalatı hariç tutulduğunda ithalat hacminde pandemi öncesine göre yavaşlama eğilimini açıkça gösteriyor. Elbette ithal ürünlere getirilen ek vergilerin söz konusu gelişmede etkisi olabilir ancak hem iç talepteki hem de sermaye yatırımlarındaki güç kaybının etkisinin ithalat performansı üzerinde daha etkili olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: TDM

“Mal ihracatındaki güçlü toparlanma, emtia fiyatlarının görece düşük seviyeleri ve reel kur düzeyi önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir” denilse de riskler göz ardı edilmemeli

Ağustos ayında, küresel talepteki bozulmaya bağlı olarak mal ihracatında güç kaybı yaşandığını gördük. Söz konusu güç kaybı düşen iç talebin etkisiyle mal ithalatında azalmaya dolayısıyla da cari işlemler açığında azalmaya katkı sağlayacaktır. Ancak altın ithalatındaki belirsizlik söz konusu beklentiyi riske atıyor. Öte yandan, Merkez Bankasının politika faizini sabit tutmasının ardından Dolar/TL kuru tekrar 7,90 seviyelerinin üzerine çıktı. Merkez Bankasının “reel kur düzeyinin cari işlemler dengesini destekleyeceğini” ifade etmesi, Merkez Bankasının zayıf Türk lirasını desteklediğini, dolayısıyla da Türkiye’nin ihracat mallarının fiyat avantajı sunarak ihracat performansının artacağı beklentisini savunduğunu anlıyorum. Aşağıdaki grafik Türk lirasının rekor düşük seviyelerine gerilediğini gösterse de Türk lirasındaki değişimin doğrudan ihracat hacmini etkilediğini kanıtlamıyor:

Kaynak: TDM

Pandeminin yarattığı arz şoku sebebiyle Türkiye ihracatının olumlu etkilendiği elbette söylenebilir ancak küresel rekabetteki sert yarışın etkisiyle Türkiye’nin pastadan pay kapma şansı sınırlanmış olabilir. Ayrıca, kış aylarıyla birlikte artacak olan enerji ihtiyacı, ithalat hacmini de yukarı çekecektir. Dolayısıyla söz konusu sebeplerin cari işlemler dengesini destekleyemeyeceği ihtimali yüksek.

Dr. Fulya Gürbüz