Küresel hizmet ve imalat sektörleri Şubat ayında iyileşmeye devam etti

IHS Markit tarafından 1 Mart’ta yayınlanan Türkiye dahil 40’tan fazla ülkeyi kapsayan JP Morgan Küresel İmalat Sektörü PMI endeksi Şubat ayında bir önceki aya göre ortalama 0,3 puan artışla 53,9 seviyesine yükseldi. Endeksin 50 üzerinde olması bir önceki aya göre büyümeye, aşağısında olması ise küçülmeye işaret ediyor.

3 Mart’ta yine IHS Markit tarafından küresel hizmet sektörlerine ilişkin veriler açıklandı. Buna göre, JP Morgan Küresel Hizmetler İş Faaliyet Endeksi, Şubat ayında bir önceki aya göre 1,2 puan artışla 52,8 seviyesine yükseldi.

İmalat Sektörü Üretim Endeksi ve Hizmetler İş Faaliyet Endeksinin ağırlıklı ortalamasından oluşan JP Morgan Küresel Birleşik Üretim Endeksi ise Şubat ayında bir önceki aya göre 0,9 puan artışla 53,2 puana yükselerek küresel bazda ekonomik toparlanmaya ilişkin olumlu sinyaller verdi. Türkiye için hizmet sektörü raporu yayınlanmadığı için Türkiye verisi Birleşik Üretim Endeksinde yer almamaktadır.

JP Morgan Birleşik Üretim Endeksi kapsamında, Şubat ayında en hızlı büyüyen ülke ABD olurken, Hindistan ikinci sırada yer aldı. Çin, Almanya, İtalya, Rusya ve Avustralya’da üretim endeksleri önceki aya göre artış kaydederken; Japonya, İngiltere, Fransa ve Brezilya’da aşağı yönlü sinyaller verdi.

Üretim ve hizmet faaliyetlerine yönelik Şubat ayına ilişkin gelişmeler raporda şöyle sıralanıyor:

. Üretimdeki artış hızlandı: Küresel imalat sektöründe yatırım, hammadde ve tüketim malları üretimi Şubat ayında büyürken, hizmetler sektörünün lokomotifi finansal sektör oldu. Tüketici hizmeti veren sektörlerde ise arka arkaya 13 aylık daralma sürdü.

. Yeni işlerdeki artış hızlandı: Yurt içi piyasalar bazı bölgelerde güçlenirken, yeni ihracat siparişleri daralma bölgesinden büyüme bölgesine geçti.

. İstihdam artışı değişmedi: Hizmet sektörü istihdamında kısmi düşüşe karşılık, imalat sektöründe istihdam artışı yaşandı. ABD, Euro Bölgesi (ortalama), Japonya, Avustralya ve Rusya’da istihdam arttı; Çin, Hindistan, Brezilya ve İngiltere’de azaldı.

. Mevcut işlerdeki düşüş zayıfladı.

. Girdi maliyetleri ve çıktı fiyatlarındaki artış hızlandı. Özellikle gelişmiş ekonomilerdeki fiyat artışları gelişen ekonomilere kıyasla daha sert oldu.

. Gelecek döneme yönelik iyimserlik hafif zayıflama gösterse de artmaya devam etti. İyimserlik özellikle Euro Bölgesi, Çin, Japonya, İngiltere, Hindistan, Brezilya ve Avustralya’da güçlendi.

YORUM

Şubat ayında küresel imalat ve hizmet sektörleri Ocak ayına göre daha iyi performans göstererek küresel büyüme görünümüne ilişkin olumlu sinyaller verdi. Özellikle en büyük ticaret ortağımız olan Almanya başta olmak üzere Euro Bölgesi imalat sektörünün Şubat ayında daha hızlı büyüme kaydetmesi Türkiye’nin ihracat performansını da olumlu etkiledi. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Şubat ayında Türkiye’nin ihracat hacmi bir önceki aya göre 1 milyar dolarlık artışla 16,0 milyar dolara, ithalat ise aylık 1,3 milyar dolar artışla 19,4 milyar dolar seviyesine yükseldi. İSO ve IHS Markit işbirliğiyle hazırlanan Türkiye imalat sektörü raporunda tedarik zincirlerindeki sorunların devam ettiği, ham madde teminindeki zorluklar ve nakliye konteynırlarına erişimde yaşanan sıkıntıların sürdüğünü okuduk.

Yurt içi siparişlerdeki azalmanın artan ihracat siparişleriyle moral vermesi elbette olumlu bir gelişme. Yüksek kredi faizleri, Kasım ayından bu yana özellikle tüketici kredilerindeki hızlanmayı durdurdu hatta aşağı çekmeye başladı. Ancak pandemi kaynaklı kısıtların gevşetilmeye başlamasıyla birlikte istihdam ve harcanabilir gelirde olası artışlar iç talepte de hareketlenmeyi beraberinde getirebilir. Her ne kadar Merkez Bankası sıkı para politikasını sürdürmeye niyetli olduğunu tekrarlasa da para politikasının mali disiplinle desteklenmesi gerektiğini savunmakta, dolayısıyla da gelecek hafta açıklanacak olan ekonomi reform paketinde söz konusu vurgunun altının kalın çizgiyle çizilmesi gerekmektedir. Aksi halde iç talepte olası artışlar, hem dış ticaret hem de cari işlemler açığında bozulmaları beraberinde getirecektir. Öte yandan iç ve dış siyasette yaşanacak olası gerginlikler Türk lirasında sert dalgalanmalara ve fiyat istikrarında bozulmalara sebep olacak, bütçe açığında artışları tetikleyecektir.  

Mevcut durumda ekonomiyi daha sağlıklı olarak ayakta tutan en önemli faktör ihracat. Umarım, gelecek hafta açıklanacak olan ekonomi reform paketi sürdürülebilir büyümeyi hedefleyen, doğrudan yatırımları mega inşaat projeleriyle değil ithalata bağımlılığı azaltmaya ağırlık veren ve tarım sektörünü öne çıkaran projelerle cazip kılmayı hedefleyen bir paket olur.

Dr. Fulya Gürbüz

Politika faizini %8,75’e düşüren Merkez Bankasının merceğinde ne var?

Merkez Bankası (TCMB) çarşamba günü gerçekleştirdiği toplantısında, politika faizi olan bir hafta vadeli repo (borç verme) ihale faiz oranını %9,75’ten %8,75’e indirdi. Şaşırtmadı çünkü koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme endişelerinin artması, Fed’in finansal sistemi rahatlatmak için politika faizini sıfıra çekmesi, petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki sert düşüşler sonrasında elbette TCMB de faiz düşürecekti. 100 baz puanlık indirim az mı çok mu olmasından ziyade TCMB basın bültenindeki vurgulara dikkat edilmeli. Birlikte inceleyelim ve soralım:

Küresel büyüme görünümü zayıflıyor, enflasyonda düşüş eğilimi sürüyor olsa da…

. Koronavirüs salgını sebebiyle küresel büyüme görünümündeki zayıflamanın derinleşmesi,

. Salgına bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması için finansal piyasaların, kredi kanalının ve firmaların nakit akışının sağlıklı işleyişinin sağlanması amacıyla alınan parasal ve mali tedbirlerin ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanmaya katkı yapacağı,

. Toplam talep koşullarındaki zayıflık sebebiyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin aşağı yönlü olması. (Merkez Bankasının Ocak ayı Enflasyon Raporu’na göre yıl sonu enflasyon beklentisi %8,2)

… Merkez Bankası, para politikası duruşunu nasıl sürdürecek?

Merkez Bankası temkinli para politikasını sürdürecek ancak önümüzdeki süreçte parasal duruşunu ”… ana eğilime dair göstergeler dikkate alınarak enflasyondaki düşüşün sürekliliğini sağlayacak şekilde” belirleyecek. Geçmiş veriler politika faizindeki düşük seyrin uzun vadeli faiz oranlarını aşağı çekmekte yetersiz kaldığını göstermiş, 2018 yılında birçok faktörün etkisiyle TCMB faiz yükseltmek zorunda kalmıştı. 2020 yılında ise uzun vadeli tahvil faizlerinin tekrar politika faizinden yukarı yönlü uzaklaştığını görüyoruz. Elbette enflasyon 2019 yılında gerileme yaşadı ve paralelinde politika faizini düşürdü ancak talep daralmasına bağlı enflasyondaki düşüş bunda etkili oldu. Dolayısıyla enflasyondaki düşüş eğilimi ve yukarıda sayılan faktörlerin etkisiyle politika faizinde düşüş adımları atılıyor. Ancak paragrafın başında yer alan Merkez Bankası aksiyon planında “faizi düşürürsek enflasyon da düşecektir” gibi bir çıkarıma gidiliyor olması önceden tecrübe edildiği gibi sert faiz artırımlarını beraberinde getirebilir.

Nitekim 2018 yılı Ağustos ayında yaşanan kur krizinin etkisinin 2019 yılında azalması ancak, 2020 başlarıyla birlikte TL’deki değer kaybının artarak devam etmesi enflasyondaki artışı tetikliyor.

TÜFE yıllık değişim oranları (%), Mart 2020 (Kaynak: TÜİK)

Ekonomik büyüme için Merkez Bankasının faiz düşürmesi yeterli mi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’na göre, enflasyondaki düşüş sürerse; ülke risk primi gerileyecek, uzun vadeli faizler aşağı gelecek ve ekonomideki toparlanma güç kazanacak.

Ancak Merkez Bankası enflasyondaki düşüş eğilimine “Türk lirasında gözlenen değer kaybına karşın” vurgulamasıyla dikkat çekiyor. Geriye gidersek, Merkez Bankası 6 Nisan’da yayınladığı “Mart Ayı Fiyat Gelişmeleri” raporunda da Türk lirasındaki değer kaybının tüketici fiyatlarında otomobil ve ilaç fiyatlarını, yurt içi üretici fiyatlarında ise imalat fiyatlarını yukarı çektiğini belirtmişti.

Dolayısıyla politika faizindeki indirimlere rağmen fiyatlar genel seviyesindeki artışlar devam ediyorsa ve bunun sebebi olarak Türk lirasındaki değer kaybına vurgu yapılıyorsa demek ki enflasyon ve ekonomide sürdürülebilir iyileşme için Türk lirasına tekrar güven kazandıracak adımları atmak gerekiyor.

Maalesef Türk lirası arzını kısarak veya politika faizini 100 baz puan düşürerek Türk lirasındaki değer kaybını durdurmanın da kalıcı bir çözüm olmadığını gördük: t24 haberine göre çarşamba günü TCMB’nin faiz indiriminin ardından kamu bankaları Dolar/TL kurunu 7,0 seviyesinin altında tutabilmek için 600 milyon dolar satmak zorunda kaldı.

Kısacası finansal ve ekonomik istikrarı kazanmak açısından öncelik, elzem ve ivedi olan, Türk lirasına güven artırıcı mali ve ekonomik tedbirleri ortaya koymak.

Dr. Fulya Gürbüz