Haftanın makro-ekonomi gündemi: Rezervler, borç, güven ve PMI endeksleri, dış ticaret, ABD işgücü verileri

28 Eylül 2020, Pazartesi

Ağustos ayı Uluslararası Rezerv ve Döviz Likiditesi verileri açıklanacak. Temmuz ayında resmi rezerv varlıkları 90,3 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu.

29 Eylül 2020, Salı

Eylül ayı Ekonomik Güven Endeksi açıklanacak. Endeks Ağustos ayında 85,9 değeri ile önceki aya göre 3,7 puan artış kaydetmişti.

30 Eylül 2020, Çarşamba

Eylül ayı SAMEKS Hizmet ve Sanayi Sektörleri Satın Alma Müdürleri Endeksleri açıklanacak. Geçen hafta açıklanan Eylül ayı IHS Markit ABD, Euro Bölgesi ve İngiltere imalat sektörleri PMI endeksleri sektörde iyileşmenin sürdüğünü gösterdi. Öte yandan endeks, söz konusu ülkelerin hizmet sektörlerinde KOVİD-19 kaynaklı bozulmanın devam ettiğini ve paralelinde işten çıkarmaların arttığını gördük. Eylül ayı Reel Kesim Güven Endeksi ve imalat sektörü kapasite kullanım oranlarındaki iyileşmenin SAMEKS Sanayi Endeksine de olumlu yansıması olası. SAMEKS Sanayi Endeksinde özellikle yeni siparişler ve istihdam alt endekslerindeki gelişmeler önemli. TÜİK tarafından geçen hafta açıklanan sektörel güven endekslerinde ise hizmet sektöründe güven yükselirken perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde düştüğünü gördük. Sektörel güven endeksleri ile SAMEKS Hizmet Endeksi verileri arasındaki ilişki kuvvetli olmasa da kayda değer bir iyileşme olasılığı düşük görünüyor.

Ağustos ayı dış ticaret verileri açıklanacak. Temmuz ayında 14,3 milyar dolar ihracat, 17,1 milyar dolar ithalat gerçekleştirilmişti. TİM verileri genel ticaret sistemine göre ihracatın Ağustos ayında Temmuz ayına göre 2,5 milyar dolar azalışa, merkezi yönetim bütçe verileri ise altın hariç ithalatta düşüşe işaret etmişti.

2020 yılı 2. çeyrek dış borç stoku açıklanacak. Mart ayında toplam dış borç stoku 431 milyar dolar seviyesindeydi. Özel sektörün uzun vadeli kredi borcunun 2. çeyrekte önceki çeyrek sonuna göre 4 milyar dolar azalma kaydetmesi, merkezi hükümet dış borç stokunun 4 milyar dolar azalması ve TCMB’nin Mayıs ayında 10 milyar dolar artan kısa vadeli dış borcunu dikkate aldığımızda aynı dönemde toplam dış borç stokunda kabaca 10 milyar dolar artış görme ihtimali var.

1 Ekim 2020, Perşembe

Eylül ayı imalat sektörü IHS Markit PMI verileri açıklanacak. Geçen hafta TCMB tarafından açıklanan mevsimsel etkilerden arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi verileri Eylül ayında imalat sanayi şirketlerinin güven algısında iyileşmenin sürdüğüne işaret etmiş, özellikle ihracat sipariş beklentilerindeki artışta hızlanma kaydedildiğini görmüştük. İmalat sektöründe mevsimsellikten arındırılmış kapasite kullanımının önceki aya göre iyileşmesini sürdürmesi söz konusu gelişmeyi desteklemişti. Bir diğer destek de yine geçen hafta açıklanan ve en büyük dış ticaret ortaklarımız olan Euro Bölgesi, İngiltere ve ABD imalat sektörlerine ait Eylül ayı IHS Markit verileriyle geldi. Almanya başta olmak üzere Euro Bölgesi genelinde imalat sektöründe iyileşme Eylül ayında da sürdü. İngiltere’nin imalat sektöründe de Eylül ayında Asya kaynaklı ihracat siparişlerinin desteğiyle imalat sektöründeki iyileşmenin devam ederken ettiğini gördük. ABD imalat sektöründe ise iyileşme Eylül ayında da sürse de ihracat siparişlerinde yavaşlama kaydedildi. Dolayısıyla öncü dış ticaret pazarlarımızın imalat sektöründeki iyileşme büyük olasılıkla Türkiye imalat sektörüne de olumlu yansıyacak.

TCMB ve BDDK, 25 Eylül 2020 tarihli haftalık para ve banka verilerini açıklayacak. Geçen hafta TCMB’nin politika faiz oranını 2 puan yükseltmesinin ardından 18 Eylül’de %10,39 olan TCMB’nin ortalama fonlama maliyeti 25 Eylül’de %10,88 seviyesine yükseldi. 18 Eylül 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

2 Ekim 2020, Cuma

ABD’de Eylül ayı istihdam verileri açıklanacak. Ağustos ayında istihdam önceki aya göre 463 bin kişi azalışla 1 milyon 371 bin kişi olmuştu.

Dr. Fulya Gürbüz

Kur-Enflasyon açısı daraldıkça rezervler azalıyorsa çare tersinde

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 24 Eylül olağan aylık toplantısını yapacak ve 14:00’te faiz kararını duyuracak. 1-hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizi Mayıs ayı toplantısından bu yana %8,25 seviyesinde bulunuyor. Bu seviyeye nerelerden geldiğimizi görmek için aşağıdaki grafiği inceleyelim.

Grafik 1

Ağustos-Eylül 2018’de Türk lirasında yaşanan sert değer kayıplarının ardından Ekim ayı toplantısında %24 seviyesine yükseltilen politika faizi dokuz ay boyunca bu seviyesini korumuş, Temmuz 2019’da ilk faiz indirimiyle %19,75’e düşürülmüş, bu tarihten itibaren kademeli indirimlerle politika faizi en son Mayıs 2020 toplantısıyla birlikte %8,25 seviyesine kadar gerilemişti. Ağustos-Eylül 2018’de kurdaki sert yükselişlerin etkisiyle yıllık TÜFE enflasyonu Ekim 2018’de %25,24 ile zirve yapmıştı. Takip eden aylarda kurdaki dalgalanmaların azalmasıyla birlikte yıllık TÜFE’nin düşmeye başlaması Merkez Bankasının faiz indirim kararlarını desteklemişti. Ancak Ocak 2020 ile birlikte ekonomik büyümeye ilişkin artan riskler ve sermaye çıkışlarındaki hızlanmanın etkisiyle Merkez Bankası döviz rezervleri 2008 Finansal Kriz dönemindeki seviyelerinin altına geriledi. Mart 2020’de Kovid-19’un patlak vermesiyle birlikte kurdaki tansiyonun enflasyon üzerinde yarattığı yapışkanlığın etkisiyle, %8,25 seviyesindeki politika faizi, %10’un üzerinde seyreden enflasyonun gerisinde kalmasına sebep oldu. Aşağıdaki grafiği incelediğinizde son dönemde Merkez Bankası döviz rezervlerinde yaşanan sert düşüşü; dahası 1-hafta vadeli politika faizinin, Merkez Bankası ortalama fonlama maliyeti ve yıllık TÜFE’den ne kadar geride kaldığını görebilirsiniz.

Grafik 2

Merkez Bankası döviz rezervlerinin azalmasının neden bu kadar önemli olduğunu sorarsanız sebebi şu: Temmuz 2020 itibariyle kamunun gelecek 12-ayda ödemesi gereken toplam dış borcu 42,1 milyar dolar (merkezi yönetimin payı 5,4 milyar dolar, kamu bankalarının payı 36,2 milyar dolar). Merkez Bankasının ise aynı dönemde ödemesi gereken dış borcu 20,1 milyar dolar (Mart 2020’de 8,4 milyar dolardı). Toplamda, kamu ve Merkez Bankası Ağustos 2020’den itibaren gelecek 12 ayda 62,2 milyar dolar dış borç ödemesi yapacak. Peki, kasada bu kadar döviz var mı?

. Merkezi yönetimin parası yok: Düşük büyüme performansı ve üzerine Kovid-19’un patlak vermesiyle azalan vergi gelirlerinin etkisiyle bütçe açığı artmaya devam ediyor.

. Kamu tarafında 11 Eylül 2020 itibariyle özellikle kamu bankalarının net döviz pozisyonu 5,7 milyar dolar açık vermiş durumda (söz konusu değer en son 20 Aralık 2019’da pozitifti).

. Merkez Bankasının brüt döviz rezervi 45,3 milyar dolar ile tarihi düşük seviyesinde ki bunda turizm gelirlerinin sıfırlanmasının da etkisi var.

. Yukarıda bahsedilenlere ek olarak, Merkez Bankasının yayınladığı Temmuz 2020 tarihli Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi raporu verilerine göre swap anlaşmaları dahil Merkez Bankasının döviz vadeli işlemlerinden dolayı gelecek 12 ayda toplam 53 milyar dolar döviz açığı pozisyonu bulunuyor.

Özetlersek, Hazine’nin hazinedarlığını yapan Merkez Bankasının kasasında, gelecek 12 aylık dönemde kamu ve Merkez Bankasının ödemek zorunda olduğu toplam dış borcu karşılayacak döviz rezervi yok.

Gelelim Merkez Bankası politika faizi, ortalama fonlama maliyeti ve TÜFE’nin son durumuna… 1 hafta vadeli borç verme faiz oranı olan politika faizinin %8,25 seviyesinde bulunmasına rağmen Merkez Bankası gecelik işlemlerle bankalara daha yüksek faizden borç veriyor: Merkez Bankası gecelik vadede (O/N) bankalara %9,75’ten, geç likidite penceresi kapsamında ise bankalara gecelik %11,25’ten borç veriyor.

11 Eylül ile biten haftada TCMB bankalara ortalama %10,3’ten borç verdi. Aynı dönemde bankalar ortalama %10,2’den mevduat toplarken; ticari kuruluşlara %13,1’den, tüketicilere ise %17’den kredi kullandırdı. TÜFE ise Ağustos ayında %11,8 seviyesinde bulunuyor. Eylül ayı Merkez Bankası Beklenti Anketi’ne göre anket katılımcılarının yıl sonu TÜFE beklentisi %11,5 seviyesinde olmasına rağmen 29 Temmuz tarihli Enflasyon Raporu’na göre Merkez Bankasının 2020 yıl sonu TÜFE beklentisi %8,9 seviyesinde bulunuyor.

Daha sade anlatırsak: Kurdaki artış enflasyondaki artışı tetiklerken, fon ihtiyacı olan birey ve kurumların borçlanma maliyeti de yükselmeye devam ediyor. Borçlanma maliyetleri yükselirken tasarruf sahiplerinin mevduat getirisi ise enflasyonun gerisinde kalmaya devam ediyor (buna negatif reel getiri deniyor). Mevduatın sunduğu negatif reel getiri ise yabancı para cinsi mevduat hacminde yukarı yönlü bir etkiye sahip oluyor. Kurdaki yükselişin de etkisiyle 11 Eylül haftasında döviz tevdiat hesaplarında önceki haftaya göre 1 milyar dolarlık artış yaşandı. Yani, hane halkı TL’yi değil dövizi tercih etmeye devam ediyor. Dolayısıyla da Türk lirası rezerv paralara karşı (dolar, Euro,…) değer kaybetmeye devam ediyor. Mevduat sahibinin getirisinin enflasyonun altında kalmayacak şekilde yükselmesi kurdaki tansiyonu düşürebilir. Tansiyonun düşmesi Merkez Bankası politika faizi kararına bağlı.

Türk lirasına güvenin tekrar sağlanabilmesi için para politikasında sadeleşme gerekiyor. Bunun bir yolu Merkez Bankasının ya %11,25 seviyesindeki gecelik borç verme faiz oranını politika faizi olarak ilan etmesi ya da 1 haftalık politika faizini gecelik borç verme faizi olan %11,25’e yükseltmesi olabilir. Söz konusu sadeleşme yapısal reformlarla desteklenmesi halinde doğrudan yabancı sermaye için cazip bir ülke konumuna gelebiliriz. Aksi takdirde rezervlerdeki daralmanın devam etmesi kur ve enflasyon arasındaki açının daralmasına, yani kur-enflasyon tetiklemesinin hızlanmasına sebep olacaktır.

Dr. Fulya Gürbüz