Öncü merkez bankalarının para politikası kararları neden bizi ilgilendiriyor?

Bu videoda Türkiye’nin dış borç yükünü dikkate alarak öncü merkez bankalarının para politikası kararlarının neden Türkiye ekonomisi için önemli olduğunu anlatıyorum.

Yılın son haftasında imalat sektörü PMI verilerini izleyeceğiz

Kovid-19 dalgasının artması ile devreye alınan kısıtlamaların Aralık ayında imalat sektörlerine etkisini IHS Markit ilk tahminlerinden edineceğiz

28 ARALIK 2020, PAZARTESİ

KASIM AYI ULUSLARARASI REZERVLER VE DÖVİZ LİKİDİTESİ

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan uluslararası rezerv varlıkları Ekim ayında aylık 4,8 milyar dolarlık artışla 84,5 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Uluslararası rezervlerin önemli bir kısmını altın (42,2 milyar dolar), nakit ve mevduatlar (31,9 milyar dolar), menkul kıymetler (8,9 milyar dolar) oluşturuyor. Menkul kıymetler Nisan 2013’te gördüğü zirve olan 103,8 milyar dolardan Ekim 2020’de 8,9 milyar dolar seviyesine gerilemişken, altın rezervleri aynı dönemde 20,2 milyardan dolardan 42,2 milyar dolar seviyesine yükseldi. Nakit ve mevduatlar aynı dönemde 8,4 milyar dolardan 31,9 milyar dolara yükselmiş durumda. Böylece Nisan 2013’ten Ekim 2020’ye kadarki dönemde Türkiye’nin uluslararası rezervleri 134,0 milyar dolardan 84,5 milyar dolar seviyesine gerilemiş oldu. Peki, uluslararası rezervlerdeki erimenin Türkiye ekonomisi üzerinde nasıl bir etkisi oldu? Ekonomi yavaşladı: Uluslararası rezervlerin arttığı 2010-2013 döneminde Türkiye GSYH’si yıllık ortalama %8,3 büyürken, rezervlerin azaldığı 2014-2018 döneminde büyüme yıllık ortalama %5,0’e geriledi. Gelelim TCMB’nin kasasında nette ne kadar rezervi olduğuna. Yani, TCMB’nin varlıklarının yükümlülüklerini karşılayıp karşılamadığına. TCMB’nin Kasım 2016’da başladığı (0,3 milyar dolar) ve Mart 2019’da yoğun olarak kullanmaya başladığı (13,1 milyar dolar) vadeli döviz işlemlerinden (swap, forward ve futures) doğan yükümlülükleri en son Ekim 2020’de 61,3 milyar dolara yükselmiş durumda. Altın rezervlerini ayırdığımızda, Ekim 2019’da TCMB’nin likit olan döviz varlıkları (40,8 milyar dolar) ile vadeli döviz işlemlerinden doğan döviz yükümlülüklerinin (61,3 milyar dolar) farkını gösteren net pozisyon açığı 20,4 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Yani, TCMB’nin likit döviz varlıkları döviz yükümlülüklerini karşılamaya yetmiyor.

ARALIK AYI KÜRESEL İMALAT SEKTÖRÜ PMI İLK TAHMİNLERİ

IHS Markit tarafından açıklanan imalat sektörü PMI verileri Almanya ve Euro Bölgesinde Kasım ayında hız kaybederek büyümeye devam etmiş, ABD ve İngiltere’de ise imalat sektörü artan hızda büyümeye devam etmişti. Kovid-19 dalgasının artması ile devreye alınan kısıtlamaların Aralık ayında imalat sektörlerine etkisini IHS Markit ilk tahminlerinden edineceğiz. Ülke ve bölge olarak en büyük ticaret ortağımız olan Almanya ve Euro Bölgesi imalat sektörleriyle Kasım ayında benzer bir performans gösteren Türkiye’nin imalat sektörü hız kaybı yaşamış olsa da büyümesini sürdürmüştü. Aralık ayının ilk üç haftasında ticari kredilerdeki artış hızının Kasım ayının aynı dönemine göre artış kaydetmesi imalat sektörüne destekleyici bir etki yapmış olabilir. 31 Aralık’ta açıklanacak olan Aralık ayı SAMEKS sanayi verileri ve 4 Ocak’ta açıklanacak olan İSO ve IHS Markit işbirliğiyle yayınlanan Türkiye imalat sektörü PMI verileri söz konusu etkinin destekleyici olup olmadığını gösterecek. Ek olarak Ocak ayının ilk haftasında Dış Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanacak olan dış ticaret veriler dei imalat sektörünün Aralık ayı performansına ilişkin önemli bir ipucu olacak.

29 ARALIK 2020, SALI

ARALIK AYI EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİ

TÜİK tarafından açıklanan Ekonomik Güven Endeksi, Kasım ayında bir önceki aya göre 3,3 puan düşüşle 89,5 seviyesine gerilemişti. TÜİK’in açıklamasına göre ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması ortalama üzeri güveni, küçük olması ise ortalama altı güveni göstermektedir. Aralık ayında Ekonomik Güven Endeksinde en büyük ağırlığa sahip olan Reel Kesim Güven Endeksinin önceki aya göre %2,8 artış kaydetmesi ve Tüketici Güven Endeksinin önceki ayla aynı kalmasına rağmen Hizmet Sektörü Güven Endeksinin aylık %9,2’lik düşüşü Ekonomik Güven Endeksini aşağı çekecektir.

31 ARALIK 2020, PERŞEMBE

TÜİK KASIM AYI DIŞ TİCARET VERİLERİ

TÜİK verilerine göre Ekim ayında ihracat 17,3 milyar dolar, ithalat 19,7 milyar dolar olarak gerçekleşmişti. Dış Ticaret Bakanlığı Aralık ayı başında Kasım ayı geçici verilerine ilişkin olarak ihracatın 16,1 milyar dolara gerilediğini, ithalatın ise 21,2 milyar dolara yükseldiğini duyurmuştu. Ocak ayı ilk haftasında Bakanlık, Aralık ayı dış ticaret verilerini açıklayacak.

ARALIK AYI SAMEKS SANAYİ VE HİZMET ENDEKSLERİ

Kasım ayında mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış SAMEKS Sanayi Endeksi bir önceki aya göre 2,1 puan düşüşle 46,3 seviyesine gerilemişti. SAMEKS Hizmet Endeksi ise önceki aya göre 1,9 puan artışla 50,4 seviyesine yükselmişti. Endeksin 50 seviyesinin altında olması sektörün önceki aya göre daraldığını, 50 seviyesinin üzerinde olması sektörün önceki aya göre büyüme kaydettiğini gösteriyor. Sanayi ve hizmet sektörlerinin bileşiminden oluşan SAMEKS Bileşik Endeksi ise Kasım ayında 0,5 puan azalışla 49,0 seviyesine geriledi.

2020 YILI 3. ÇEYREK DIŞ BORÇ STOKU

Haziran 2020’de Türkiye’nin dış borç stoku 421,8 milyar dolar ile Haziran 2016 seviyelerine gerilemişti. Dış borç stokunun 123,7 milyar dolarını kısa vadeli, 298,2 milyar dolarını orta ve uzun vadeli dış borçlar oluşturuyor. Toplam dış borç stokunun yaklaşık %39’u kamuya, %33’ü finansal olmayan kuruluşlara, %24’ü finansal kuruluşlara, %5’i TCMB’ye ait bulunuyor. Türkiye’nin toplam dış borç stoku Mart 2018’de 466,9 milyar dolar ile zirve yapmıştı. Dış borç stokunun Mart 2018’den Haziran 2020’ye olan dönemde 45,1 milyar dolar azalmasında finansal kuruluşların dış borç stokunun aynı dönemde 65 milyar dolar azalması, kamu sektörünün dış borç stokunun 22,8 milyar dolar artması ve TCMB’nin dış borç stokunun 18,2 milyar dolar artması etkili oldu.

TCMB VE BDDK, 25 ARALIK 2020 TARİHLİ HAFTALIK PARA VE BANKA VERİLERİ

18 Aralık ile biten haftada, döviz tevdiat hesapları (DTH, döviz cinsinden mevduatlar) yeni rekorunu kırdı. DTH’lar bir önceki haftaya göre 2,4 milyar dolar artışla tarihi zirvesi olan 223,8 milyar dolar seviyesine yükseldi. TL cinsinden ortalama mevduat faiz oranı %15’i geçerken, TL mevduatları önceki haftaya göre 6,4 milyar dolar düşüşle 1 trilyon 557 milyar TL’ye geriledi. 1-3 ay vadeli TL mevduatlarının faiz oranı önceki ortalama %16,12’den %15,98 seviyesine geriledi. TL cinsinden tüketici kredi faizleri %22,26 seviyesi ile Ağustos 2019 seviyelerine yükseldi. TL cinsinden ticari kredi faizleri de %18,96 ile Eylül 2019 seviyelerine yükseldi. 24 Aralık’ta 2020 yılının son para politikası toplantısını gerçekleştiren TCMB, politika faizini %15’ten %17 seviyesine yükseltti. Aralık ayı başından itibaren %15 seviyesinde bulunan TCMB’nin ortalama fonlama faizi, politika faizindeki artışın ardından 25 Aralık’ta %15,48 olarak gerçekleşti. Uluslararası rezervler ise 18 Aralık’ta 91,8 milyar dolar ile Ağustos 2020 seviyelerine yükseldi. Rezervlerdeki artışta yabancı yatırımcıların Türkiye’nin hisse ve tahvil piyasalarında önceki haftaya göre 3 milyar dolarlık alım yapmaları etkili oldu. En son 13 Mart tarihinde yabancı yerleşiklerin hisse ve tahvil stoku 36,8 milyar dolar seviyesindeyken 18 Aralık’ta tekrar 34,5 milyar dolar seviyesine yükselmiş bulunuyor.

18 Aralık 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

1 OCAK 2021, CUMA

YENİ YILDA ÜLKEMİZE SAĞLIK, MUTLULUK, BEREKET DİLİYORUM.

Dr. Fulya Gürbüz

Bütçede faiz yükü artıyor, işsizlik oranı ihracatın desteğiyle geriliyor

2018 yılı Ticaret Savaşı Türkiye’de işsizliği artırdı, Kovid-19 hızlandırdı…

ABD’de Trump yönetiminin Mart 2018’de ticaret savaşını fiilen başlatması en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa ekonomisinin zayıflamasını hızlandırmıştı. Mayıs 2018’de ise ABD’nin Türkiye’den ithal ettiği çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı gümrük vergisini 2 katına çıkarması ve ABD ile yaşanan siyasi gerilimin de tetiklemesiyle Ağustos 2018’de Türk lirası 4,90 seviyesinden 7,22 seviyesine kadar yükselmişti. TL’deki sert değer kaybı yurt içi talepteki daralmayı hızlandırırken ithalat performansı düşmüş, ihracat performansı ise zayıflasa da rayda kalmayı başarmıştı.

Aşağıdaki grafikte, 2018 yılı ikinci yarısında yurt içi talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat endeksinin (koyu gri çubuklar) sert daralma kaydettiğini, geniş tanımlı işsizlik oranının (mavi çizgi) ise 2018 yılı sonuna kadar hızlanarak arttığını görüyoruz. İhracat (açık gri çubuklar) performansının 2019 yılında yavaşlayarak da olsa yükselişini sürdürmesi ise ithalat tarafında kademeli artışları getirmiştir. Söz konusu iyileşme 2019 yılı genelinde geniş tanımlı işsizlik oranının da düşmesinde etkili olmuştur.

Kovid-19 pandemi sürecinin başladığı Mart 2020 sonrasında işsizlik oranında da hızlanma kaydedilmiştir. Mayıs ayı ile birlikte kısıtlamaların gevşetilmesi hem dış ticarette toparlanma hem de işsizlik oranında düşüşle sonuçlanmıştır.

Söz konusu gelişmeler, ihracat performansının ekonomik aktiviteyi rayında tutan önemli bir faktör olduğunu, yatırım ve tüketim amacıyla artan ithalat hacminin de işsizlik oranının düşmesinde önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.

Hazine’nin artan faiz ödemelerine karşılık, TL cinsi borçlanmanın payı artırılacak… 

Mart 2018’de %27,9’a gerileyen merkezi yönetimin toplam borç stokunun GSYH’ye oranı, yukarıda bahsedilen gelişmelerin etkisiyle Eylül 2020’de %39,3’e kadar yükselerek 2011 yılı seviyelerine kadar ulaştı. Aşağıdaki grafik, Hazine’nin aylık borç faizi ödemeleri (gri çubuklar) ile geniş tanımlı işsizlik oranını (mavi çizgi) gösteriyor.

Geniş tanımlı işsizlik oranı, resmi işsiz sayısına iş aramayıp çalışmaya hazır olan kişilerin sayısı eklenerek bulunan rakamın, resmi işgücü sayısına iş aramayıp çalışmaya hazır olan kişilerin sayısı eklenerek bulunan sayıya bölünmesiyle hesaplanıyor. TÜİK verilerine göre işsizlik oranı 2020 yılı Eylül döneminde önceki döneme göre düşerek %12,7’ye gerilerken geniş tanımlı işsizlik oranı da %22,73’e geriledi.

Grafikte de görüleceği gibi 2018 yılında faiz ödemelerinde kaydedilen hızlanmada merkezi yönetimin toplam borç stokunun %56’sını oluşturan yabancı para cinsinden borç stokunun Türk lirasında yaşanan sert değer kayıplarından olumsuz etkilenmesinin payı büyük.

Nitekim 9 Aralık’ta Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın “gelecek yıl yabancı para cinsinden iç borcun payını azaltmayı öngördükleri” açıklaması olumlu bir gelişmeydi, çünkü bu hamleyle kurdaki artışların borç yükü üzerindeki baskısı hafifleyecektir. Ek olarak, Kovid-19’un bulaşıcılığını azaltmak amacıyla aşılama işlemlerinin başlaması ekonomik aktivitede toparlanmayı, işsizlikte de azalışı getirecektir. Ancak istihdamda sürdürülebilir artışı hatta maksimum istihdam seviyesini yakalamak ve bulundukları seviyelerini korumalarını sağlamak uzun soluklu ve sabır isteyen bir süreç. Finansal sistemin sağlıklı işleyişi ve sürdürülebilir büyümeye yönelik her olumlu gelişme söz konusu sürece bir adım daha yaklaştırıyor ve yaklaştıracaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Bütçe açığındaki artışı sadece koronavirüse mi bağlayalım?

Merkezi yönetim bütçesi Mart ayında 44 milyar TL açık vermesinin ardından Nisan ayında da 43 milyar TL açık verdi. 15 Mayıs’ta açıklanan Nisan ayı Hazine nakit dengesi bu veriyi bize önceden duyurmuştu.

2014 yılından itibaren, bütçe giderleri ile gelirleri arasındaki makasın açılması koronavirüsün etkili olmaya başladığı Mart ve Nisan aylarında artarak sürdü. Demem o ki koronavirüs, bütçe açığını tetiklemedi, bütçe açığı son 5 yıldır özellikle de 2016-2019 döneminde hızlanarak artıyor:

Bütçe açığında devam eden artış, merkezi yönetim borç stokunda da artış getiriyor:

Başta Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın düşük faiz politikası ve enflasyondaki düşüş eğilimi, TCMB’yi Temmuz 2019’dan itibaren faiz indirimlerine yönlendirerek yurtiçi borçlanma maliyetinin de düşmesine sebep oldu:

Ancak, iç borçlanma maliyetleri düşse de Türkiye’nin risk primini gösteren CDS’lerde yükseliş sürdü. Bunun başlıca sebebi Merkez Bankasının azalan döviz rezervleri:

Türkiye yeni döviz kaynağı sağlayamazsa ne olur?

Geçmiş veriler Türkiye’nin risk priminde artışın eninde sonunda faiz artırımlarıyla sonuçlandığını gösteriyor:

Nitekim Paraanaliz.com’da yer aldığı üzere uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch de aynı uyarıya vurgu yaptı

Yine Paraanaliz.com’da Reuters’a konuşan bir hükümet yetkilisinin, swap anlaşmasına dair “Görüşmeler özellikle Katar, Çin ve İngiltere ile daha iyi durumda. Belli bir miktarda kaynağın sağlanacağı konusunda iyimserim… anlaşmaya varılması çok uzun sürmeyebilir” söylemine yer veriliyor.

Piyasaları tatmin edecek olası bir anlaşma Türk lirasında baskıyı azaltacak, Türk lirasına artan güvenle CDS primlerinde, yurt dışı borçlanma imkanında ve tahvil faizlerinde iyileşmenin habercisi olacak. Bu da yüksek getiri peşinde koşan yurtdışı yatırımcıların tekrar Türkiye’ye girişini destekleyecektir. Umarız iyi senaryo gerçekleşir. Zira, Türkiye doğrudan yatırımları çekebilecek potansiyele sahip bir ülke, yeter ki sürdürülebilir bir büyüme resmi ortaya koyabilelim.

Dr. Fulya Gürbüz

Bütçe üzerindeki riskler artıyor

Giderlerin artışında hızlanma var…

Hazine ve Ekonomi Bakanlığı, Ocak ayı merkezi yönetim bütçe verilerini yayınladı. Ocak ayında 122,2 milyar TL gelir, 100,7 milyar TL gider kaydedildi; böylece 21,5 milyar TL bütçe fazlası verilmiş oldu. Aralık ayında 30,7 milyar TL bütçe açığı verilmişti. Aşağıdaki grafik merkezi yönetim gelirlerini (mavi çizgi) ve giderlerini (turuncu çizgi) gösteriyor. Gelirlerdeki sert artışın sebebini anlayabilmek için gelirler başlığı altında yer alan Hazine Portföyü ve İştirak Gelirleri kalemi grafikte gri çizgiyle gösterildi.

Giderlerdeki artış, kamu kurumlarından aktarılan meblağlarla telafi ediliyor…

Ocak ayında elde edilen 122,2 milyar TL’lik gelirin 40,7 milyar TL’si Hazine Portföyü ve İştirak Gelirleri kaleminden geldi. Örneğin Merkez Bankası, her yıl elde ettiği karı Hazine’ye devretmektedir. Merkez Bankasının yıllık raporu resmi internet sitesinde yayınlanmadığı için ne kadarlık bir tutarın Hazine’ye aktarıldığını henüz bilemiyoruz.

Yukarıdaki grafikte de görüleceği üzere özellikle Ocak ayında kaydedilen gelirlerdeki sert artış Hazine’ye devrolunan tutardan kaynaklanıyor. Temmuz 2019’da da bütçe dengesini tutturabilmek adına aynı hamle var. Giderlerdeki hızlanmanın sebep olduğu bütçe açığındaki sert artışlar diğer kamu kurumlarından aktarılan gelirlerle telafi edilmeye çalışılıyor.

Faiz giderlerinde hızlanma var, vergi gelirlerindeki düşüş ve faiz dışı giderlerdeki artış yavaşlıyor…

Yukarıdaki grafiği oluşturmak için öncelikle aylık bazda vergi gelirleri ve giderlerin son 12-aylık toplamı alındı, ardından toplam değerler bir önceki yılın aynı ayına ait değerlerine bölünerek değişimleri hesaplandı ve son olarak bu değişimler enflasyondan arındırılarak yıllık reel değişimler elde edildi. Buna göre;

. 2019 yılı Ağustos ayından itibaren iç tüketimde başlayan hareketlenmeyle birlikte 12-aylık toplam vergi gelirlerindeki reel olarak azalma zayıflıyor,

. 12-aylık toplam faiz hariç giderlerdeki reel artış Kasım 2019’dan bu yana yavaşlamaya devam ediyor,

. Faiz giderlerindeki artış reel olarak %20-25 aralığındaki hızını koruyor.

Bütçe dengesi üzerindeki riskler arttıkça TL üzerindeki riskler de artıyor…

Gelirlerle giderler arasındaki farkı gösteren bütçe dengesi Ocak ayında Hazine’ye aktarılan karın etkisiyle rahat bir nefes almış oldu. Aşağıdaki grafik bütçe dengesi ve faiz dışı bütçe dengesinin seyrini gösteriyor.

2019 yılında 80,6 milyar TL açık veren bütçenin 2020 yılında 138,9 milyar TL açık vermesi hedefleniyor. Elbette bütçe açığının artması Hazine’nin 2020 yılında daha fazla borçlanacağı anlamına geliyor.

Bununla beraber bütçe dengesi üzerindeki riskler artıyor. Özellikle koronavirüs salgınının olumsuz etkileri hissedilmeye başlandığı 2020 yılı başından itibaren gelir üretmekte zorlu bir döneme girmiş olmamız hem bütçe üzerinde hem de borçlanma gereği üzerinde risk oluşturuyor.

Aşağıdaki grafikten de görebileceğiniz gibi söz konusu riskler, Türk lirası üzerinde hissedilen baskıyı açıklayan sebeplerden biri.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası Beklenti Anketi’nden temkinlilik mesajı geldi

Merkez Bankası, Şubat ayı Beklenti Anketi sonuçlarını yayınladı. Artan jeopolitik risk ve koronavirüs salgınının ekonomik etkilerine yönelik endişelerle birlikte yurt içinde anket katılımcılarının faiz, kur ve büyüme konusunda temkinli bir duruş sergilediklerini görüyoruz. Detaylara baktığımızda;

. Enflasyonda düşüş beklentisi yavaşladı, faiz beklentisi yatay seyrediyor…

. ABD Doları/TL ve cari açıkta artış beklentileri önceki aya göre hafif arttı…

. GSYH büyüme beklentilerindeki artış hızı yavaşladı...

Beklenti Anketi sonuçları Merkez Bankasının faiz kararını nasıl etkileyecek?

Gelecek hafta 19 Şubat Çarşamba günü, Merkez Bankası aylık olağan toplantısında para politikası kararını açıklayacak. Son açıklanan makro-ekonomik veriler ihracat performansında yatay seyrin sürdüğünü, artan iç talebe bağlı olarak ithalat artışında hızlanma yaşandığını, mevsimsel sebeplerle turizm gelirlerinin azalmaya devam ettiğini, finansal ürünlerin sıcak parayı cezbetmediğini, dolayısıyla da cari işlemler dengesinde bozulmanın artarak sürdüğünü gösterdi. Dahası, Suriye’deki askeri operasyona yönelik endişeler ve koronavirüs salgınının küresel ekonomi üzerinde yarattığı belirsizlikler Türk lirasının kırılganlığını artırdı. Dolar/TL kuru 6,10’lara doğru ilerliyor.

Mevcut riskler, Merkez Bankasının %11,25 seviyesindeki politika faizinde değişiklik yapmayarak beklemede kalmasını gerektiriyor. Ancak medyadan edindiğimiz izlenim Merkez Bankasının faiz indireceği yönünde.

Merkez Bankası faiz indirimlerinde kararlılık ortaya koyup örneğin 25 baz puan gibi ölçülü bir indirim yapması büyük olasılıkla Türk lirası üzerinde çok büyük bir baskı oluşturmayabilir. Ancak beklemede kalıp “gelişmeleri yakından takip ediyoruz” gibi bir cümlenin daha güven artırıcı olacağını düşünmekteyim. 50-75 baz puanlık indirim ise Türk lirasında sert dalgalanma getirebilir.

Dr. Fulya Gürbüz

Resesyon tehlikesi EuroDolar paritesini 1,09 seviyesine geriletti

Fed Başkanı Jerome Powell dün ABD Kongresi’ne yaptığı ilk yarı para politikası sunumunda ABD ekonomisinin güçlü görünümünü tekrarladı: Ilımlı ekonomik büyüme, güçlü istihdam piyasası. 2018 yılında ortalama %2,9 büyüyen ABD ekonomisi 2019 yılında ılımlı artışla %2,4 büyüme kaydetti. %3,6 olan işsizlik oranı ise son bir yıldır tarihi düşük seviyelerini koruyor.

Ticaret savaşına yönelik belirsizlik ve son eklenen koronavirüs salgınının Çin ve Doğu Asya ülkeleriyle ticareti sekteye uğratacağı beklentisi Euro Bölgesi ekonomisi üzerindeki kara bulutları büyütüyor. 2018 yılında ortalama %1,9 büyüyen Euro Bölgesi, 2019 yılında %1,2 büyüme kaydetti. Özellikle dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan Almanya’da büyümenin 2019 yılında ortalama %0,6’ya gerilemesi resesyon riskini artırıyor.

Söz konusu gelişmeler AMB’nin faiz indireceği beklentilerinin artmasına sebep oldu. Buna karşılık, Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Christine Lagarde dün yaptığı açıklamada düşük faiz politikasının ekonomiye uzun vadede zarar vereceğini, bunun yerine ekonominin mali politikalarla desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Avrupa ekonomisindeki zayıflamaya paralel olarak Euro- ABD doları paritesi EURUSD 2019 yılına başladığı 1,14’lü seviyelerden 2019 yılını 1,11 seviyesinden kapattı. ABD Başkanı Trump’ın Ocak ayında Çin ile ilk faz ticaret anlaşmasını imzaladıktan sonra sırada Avrupa olduğunu söylemesi ile artan ticaret belirsizliği ve devamında koronavirüsün etkisiyle EURUSD paritesi 1,09 seviyesine gerilemiş durumda. investing.com‘dan aldığımız aşağıdaki grafik, Euro’daki değer kaybındaki hızlanmayı bariz bir şekilde gösteriyor.

Koronavirüs salgınının Çin ve Avrupa arasındaki deniz ticaretinde düşüş sinyalleri gelmeye başladı. Euro’yu destekleyecek ekonomik tedbirlerin yokluğunda koronavirüsle ilgili olumsuz gelişmelerin devam etmesi halinde ABD doları Euro’ya karşı güçlenmeye devam edecek ki piyasadaki beklenti EURUSD paritesinin 1,04-1,05 seviyelerine gerileyebileceği yönünde.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyondaki artış eğilimi Merkez Bankasına “bekle” sinyali veriyor

TÜİK verilerine göre, tüketici (TÜFE) ve yurt içi üretici fiyatları (ÜFE) Ocak ayında bir önceki aya göre sırasıyla yüzde 1,35 ve yüzde 1,84 artış kaydetti.

Enflasyondaki aylık bazda artışın sebebi ne?

Sebeplerden biri Ocak ayında Türk lirasında yaşanan değer kaybı. Yarı yarıya ABD doları ve Euro’dan oluşan döviz sepeti, Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 1,2 artış kaydetti.

Ocak ayına ilişkin olarak TCMB’nin yayınladığı Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) ve İSO’nun yayınladığı imalat sektörü PMI verileri, imalat sektöründe birim maliyetlerin Ocak ayında hızlı bir artış yaşadığını ortaya koydu. İSO anketinde, anket katılımcıları girdi maliyetlerindeki artışın TL’deki değer kaybından kaynaklandığını ifade ettiler.

Gelelim diğer sebebe.

İSO endeksinde, nihai ürün fiyatlarının Ocak ayında, Haziran 2019’dan bu yana en yüksek aylık artışı kaydettiği belirtiliyor.

RKGE verilerine göre ise anket katılımcıları satış fiyatlarının gelecek üç ayda artmaya devam edeceğini bekliyorlar. Ankete göre, gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi yüzde 13,3 seviyesinde bulunuyor.

Nihai ürün fiyatlarının artmasında ise –RKGE, İSO imalat sektörü PMI ve SAMEKS verilerinin de gösterdiği gibi– yurt içi siparişlerde Ocak ayında yaşanan artış etkili oldu.

Dolayısıyla mevcut üç adet anket verilerinden, Ocak ayında kurdaki artışın girdi maliyetlerini, iç talepteki artışın ise nihai ürün fiyatlarını artıran iki ana faktör olduğu bilgisini aldık.

Enflasyondaki seyir Merkez Bankası para politikasına nasıl yansıyabilir?  

TCMB Para Politikası Kurulu 19 Şubat tarihinde toplanacak ve faiz kararını açıklayacak. Kurul, 16 Ocak tarihli toplantısında enflasyonda ve risk primindeki düşüş eğilimini vurgulayarak politika faizi olan 1 hafta vadeli borç verme faiz oranını yüzde 12’den yüzde 11,25’e düşürmüştü. Ocak ayında enflasyondaki yukarı yönlü seyir, Kurul’un 19 Şubat toplantısında politika faizinde değişikliğe gitmeyeceği ihtimalini artırıyor.

Dr. Fulya Gürbüz