Merkez Bankası risklere dikkat çekti, politika faizini değiştirmedi

Merkez Bankası 23 Temmuz tarihli olağan para politikası kurulu toplantısında (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %8,25 seviyesinde sabit tuttu. Toplantı sonrası yayınlanan basın duyurusunda şu gerekçeleri okuyoruz:

. “Koronavirüs salgınına ilişkin gelişmelere bağlı olarak küresel büyümedeki zayıflama yılın ikinci çeyreğinde derinleşmiştir. Ülkelerin attığı normalleşme adımlarıyla üçüncü çeyrekte kısmi toparlanma sinyalleri gözlenmekle beraber toparlanmaya ilişkin belirsizlikler yüksek seyretmektedir.”

Nitekim geçen hafta 15 Temmuz’da Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve 16 Temmuz’da Avrupa Merkez Bankası (ECB), olağan PPK toplantılarında %2 olan enflasyon hedeflerine ulaşana kadar politika faizlerini sabit bırakarak genişlemeci politikalarını sürdürmeye devam edeceklerini duyurdular. BoJ ve ECB’nin politika faizlerinden biri olan mevduat faiz oranları sırasıyla eksi %0,1 ve eksi %0,5 seviyelerinde bulunuyor. Mevduat faizinin “eksi” olması demek bankaya para yatırdığınız zaman vadesi geldiğinde paranızdan faiz geliri kazanmak yerine bankaya faiz ödüyorsunuz demektir. Diğer bir anlatımla, BoJ ve ECB diyor ki “Bana para getirme, kredi olarak finansman ihtiyacı olanlara dağıt” (Bankalar ellerinde fazla para kaldığı zaman merkez bankalarında mevduat olarak değerlendirebiliyorlar). Ek olarak, Almanya ve Fransa liderleri AB ekonomisinin toparlanabilmesi amacıyla 21 Temmuz’da diğer AB liderlerini de ikna ederek 390 milyar eurosu hibe olmak üzere 2021-2027 dönemini kapsayan toplam 1,8 trilyon euroluk bütçe ve koronavirüs paketi üzerinde uzlaşmaya vardı. Dolayısıyla buradan ekonomik toparlanma hedefine ulaşabilmek için merkez bankaları politikalarının maliye politikaları ile desteklenmesi gerektiğini okuyabiliriz.   

. “İktisadi faaliyette kademeli normalleşme adımlarıyla birlikte Mayıs ayında başlayan toparlanma güç kazanmaktadır. Salgın hastalığa bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması amacıyla yakın dönemde uygulamaya konulan parasal ve mali tedbirler, ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve iktisadi faaliyetteki toparlanma sürecine katkı yapmaktadır. Turizm gelirlerinde salgın hastalığa bağlı olarak gözlenen düşüşe rağmen seyahat kısıtlamalarının hafifletilmesiyle kısmi bir iyileşme beklenmektedir. Mal ihracatındaki toparlanma ve emtia fiyatlarının düşük seviyeleri önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir.”

.. Kısıtlamaların etkisiyle takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi Nisan ayında önceki aya göre %30 daraldı, Mayıs ayında kısıtlamaların hafifletilmesiyle önceki aya göre %17 iyileşme kaydetti.

.. Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış perakende satışlar Nisan ayında önceki aya göre %21 daraldıktan sonra Mayıs ayında önceki aya göre %4 iyileşme kaydetti.

.. Konut satışları Nisan ayında önceki aya göre %61 azalmasının ardından kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle Mayıs ayında konut satışları %19, Haziran ayında %273 artışla 190.012’ye yükseldi.

.. Otomotiv sektörü satışları Nisan ayında önceki aya göre %47 azalmasının ardından Mayıs ve Haziran aylarında kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle sırasıyla aylık olarak %22 ve %119 artış kaydetti.

.. İhracat, Nisan ayında önceki aya göre %33 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla aylık olarak %11 ve %35 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ihracat Mayıs ayında önceki aya göre %19 artış kaydetti.

.. İthalat, Nisan ayında önceki aya göre %31 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla %3 ve %22 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ithalat Mayıs ayında önceki aya göre %4 artış kaydetti.

Turizm gelirlerindeki sert düşüşü dikkate aldığımızda, mal ihracatının mal ithalatından daha hızlı artması ve düşük emtia fiyatları elbette cari işlemler dengesini olumlu etkileyecektir. ABD-Çin ticaret geriliminin devam etmesi ve pandeminin tedarik zincirinde yarattığı sıkıntıya bağlı olarak umudumuz Türkiye’nin tedarik zincirinden pay kapabilmesi. Bu olasılığın gerçekleşmesi hem sanayi üretiminde hem de dış ticaretteki artışta sürdürülebilir bir devamlılık getirecektir. Tersi durumda ise talep daralması kaynaklı ithalatta gerileme sebebiyle cari işlemler dengesinde iyileşme göreceğiz.   

. “Toplam talep koşullarının sınırlayıcı etkisine karşın, salgına bağlı birim maliyet artışlarının yansımalarıyla çekirdek enflasyon göstergelerinin eğilimlerinde yükseliş gözlenmektedir. Uluslararası emtia fiyatları tüketici enflasyonunu sınırlamaya devam ederken, gıda enflasyonu dönemsel ve salgına bağlı etkiler nedeniyle artmıştır. Salgına bağlı tedbirlerle kısa vadede etkili olan arz yönlü unsurların, normalleşme sürecinin devamıyla kademeli olarak ortadan kalkacağı öngörülmektedir. Nitekim öncü göstergeler, normalleşme sürecinde kapasite kısıtlarına tâbi olan hizmet gruplarındaki aylık fiyat artışlarının yavaşlamaya başladığına işaret etmektedir. Yılın ikinci yarısında talep yönlü dezenflasyonist etkilerin daha belirgin hale geleceği öngörüsü korunmakla birlikte, yakın dönemdeki gerçekleşmeler nedeniyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin yukarı yönlü olduğu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları dikkate alarak, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.”

Kredi hacmindeki yükselişin devam etmesi, konut ve otomotiv satışlarında Haziran ayında yaşanan hızlanma, ek olarak tedarik zincirindeki aksamalar fiyatlar genel seviyesinin aşağı gelmesini önleyen faktörler. Merkez Bankasının dezenflasyonist beklentisini canlı tutmasına rağmen %7,4 olan yılsonu enflasyon hedefi üzerinde risklerin yukarı yönlü olduğunu vurgulaması yaz döneminin sonuna yaklaşırken kredi büyümesindeki hızlanmanın devamlılığını sorgulatan bir gelişme.

Ekonomik ve finansal aktivite Haziran ve Temmuz aylarında ağırlıklı olarak kredi büyümesi ile beslendi. Bu taraftan gelecek bir bozulma, özellikle bankaların bilanço kalitesi üzerinde sorgulamaların başlamasına sebep olabilir.

Öte yandan, 2019 yılında toplam 124 milyar TL açık veren bütçenin, 2020’nin ilk 6 ayında 109 milyar TL açık vermesi Ekim ayında yüksek iç borç ödemesi yapacak olan Hazine’nin borçlanma maliyeti üzerinde risk oluşturuyor. Bu da faiz harcamalarında artış olması demek.

Yabancı turist bazlı turizm sektöründeki zayıflık, Merkez Bankasının ardından kamu bankalarının negatif net döviz varlıkları, ek olarak sonbaharla birlikte okulların başlaması, giyim ve gıda fiyatları ile enerji maliyetlerindeki artış gibi faktörleri dikkate alırsak, Ekim ayına kadar Merkez Bankasının %8,25 seviyesindeki politika faizini düşürmesini gerektirecek bir sebep şu an için gözükmüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

İhracat artışında yavaşlama var

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan dış ticaret verilerine göre Kasım 2019’da ihracat (yurt dışına satılan ürünlerin toplam hacmi) bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 artışla 15,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. İthalat ise (yurt dışından satın alınan ürünlerin toplam büyüklüğü) ise bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,7 artışla 17,7 milyar dolara ulaştı.

Kasım ayında ihracat, bir önceki aya göre yüzde 0,9 düştü, ithalat yüzde 1,5 yükseldi. İhracat ile ithalat arasındaki fark ‘dış ticaret dengesi’ olarak tanımlanıyor. Ekim ayında 1,8 milyar dolar dış ticaret açığı verilirken, Kasım ayında daha da artarak 2,2 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Yukarıdaki iki paragrafta yıllık ve aylık gelişmeleri, arındırılmamış dış ticaret verilerine göre hesapladım. Arındırılmamış verilerde resmi tatil günlerinin sebep olduğu iş günü sayısında farklılıklar ve/veya mevsimsellikten dolayı üretim ve ticaretteki değişimlerin etkileri yok.

Takvim ve mevsimsellik etkilerinden arındırılmış dış ticaret verilerini incelediğimizde ihracat Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 1,0 artışla 14,4 milyar dolara, ithalat ise yüzde 3,4 artışla 17,5 milyar dolara yükseldi.

İhracat hacmi yatay seyirde

TÜİK tarafından yayınlanan ve Ocak 2006 – Kasım 2019 dönemini kapsayan takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış dış ticaret verilerinde nasıl bir seyir izlenmiş bir grafikle anlamaya çalışalım.

Yukarıdaki grafikte sağdaki eksen, geriye doğru 12-aylık verilerin toplanmasıyla oluşturulmuş, ihracat ve ithalat rakamlarını gösteriyor. Kırmızı kesikli çizgili olarak gösterilen ihracat hacmi son 5 aydır 170,3 – 170,5 milyar dolar aralığında yatay bir seyir izliyor. Koyu gri kesikli çizgili olarak gösterilen 12-aylık toplam ithalat hacmi ise yine son 5 ayda 198 milyar dolardan 201 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda.

Grafikte de göreceğiniz gibi, ihracat hacmi tarihi zirvesinde son 5 aydır yatay seyrediyor. İthalat hacmi ise 2014 yılı Ocak ayında gördüğü tarihi zirve olan 252,8 milyar dolar seviyesinin hayli altına gerilemesine rağmen son birkaç aylık süreçte hafif artış eğilimi sergiliyor.

12-aylık ihracat performansındaki artış uluslararası yeni pazarlara ulaşma ve yeni firmaların ihracat pazarına dahil olması sayesinde gerçekleşti. İhracatın zirvede soluklanmasında ise küresel ticarette yaşanan olumsuz seyrin etkisi var. Dünya genelinde ihraç mallarına olan talep azalırken (yani firmalar eskisi kadar yeni ihracat siparişleri alamazken) hane halkının tüketmeye devam etmesi sayesinde fabrikaların dumanı tütmeye devam ediyor.

İthalattaki değişimi, ihracat ve iç talepteki değişim belirliyor

Şimdi de dış ticaret verisinde aylık bazda nasıl bir eğilim var ona bakalım ve grafiğin sol eksenine odaklanalım. Yeşil çizgi aylık gerçekleşen ithalat hacmini, mavi çizgi ise ihracat hacmini gösteriyor. Dikkat ederseniz Ocak 2017’de ihracat vites yükseltirken ithalat daha sert artıyor. Yani fabrikalar o dönemde üretimini artırırken hane halkı da harcamalarını hızlandırmış, daha fazla tüketmiş. Bunun sebebi, 2017 yılında devreye giren, Kredi Garanti Fonu (KGF). Ucuz maliyetteki krediler hem işletmelerin hem de hanehalkının tüketim iştahını artırdı. Diğer bir deyişle “Ayağımızı yorganımıza göre uzatmadık”. 2018 yılında KGF musluğu kapanınca ve üzerine Ağustos-Eylül 2018’de Türk lirasında sert değer kaybı yaşanıp hanehalkının beli büküldükçe, şirketler de likidite sıkıntısı çektikçe ithalatta çok daha hızlı bir düşüş yaşadı. Ekim 2018 yılıyla birlikte ihracat düşük hızla büyürken ithalatta yukarı yönlü bir seyir yaşandı. Firmaların yeni ihracat pazarlarına yönelmeye başlaması, ithalat hacmini o ölçüde artırdı. Yani firmalar ihracat siparişlerini karşılayabilmek ve üretim yapabilmek için ithalata yöneldi. Bu sayede fabrikalar çalışmaya devam etti.

2019 yılının son aylarında ise promosyonlar ve indirimlerin etkisiyle iç talepte yani hane halkının tüketiminde yani yurt içi talepte hafif de olsa artış yaşandı. Otomotiv ve konut satışlarındaki artışa paralel olarak yapılan indirimlerin etkisiyle, perakende satışlarda da artış yaşanıyor. Merkez Bankası tarafından politika faizinin aşağı çekilmesi de tüketici kredi ve kredi kartları kullanımında artış getirdi.

2019 yılında büyümenin lokomotifi, ihracat oldu

Peki, neden ihraç ettiğimizden daha fazla mal ithal ediyoruz? Çünkü petrol rezervlerimiz olmadığından, yurt dışından enerji satın almak yani ithal etmek zorundayız. İhracat ve ithalat verilerinden enerji ve altın verilerini çıkardığımızda, 2019 yılında her ay ortalama 13,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Bunun karşılığında 12,6 milyar dolarlık ithalat yapıldı. Enerji ve altın verilerini çıkardığımızda, Haziran 2019 hariç, Eylül 2018’den bu yana ithalattan daha fazla ihracat gerçekleştiriliyor. Aşağıdaki grafikte daha detaylı görebilirsiniz:

Eylül 2018’den bu yana ekonomik büyümenin lokomotifinde ihracatın olduğunu söyleyebiliriz.

Dr. Fulya Gürbüz