Lagarde: Arz, talep ve yeşil dönüşüm eğilimleri enflasyon ve büyüme üzerinde karışık sinyaller veriyor

Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Lagarde, 28 Eylül’de AMB Forumu’nda “Pandemi sonrası: para politikasının geleceği” başlıklı konuşmasında pandeminin benzeri olmayan bir durgunluk ve toparlanma getirdiğini, istisnai koşullarda ortaya çıkan enflasyonist etkilerin ise eninde sonunda geçeceğini umduklarını söyledi. Uzun vadede Lagarde iyimser olsa da kısa vadede enflasyon üzerindeki baskı devam edecek.

Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan Euro Bölgesi (EB) 2021 yılının ilk yarısında ortalama %6,6’lık büyüme kaydetti. Pandemi kaynaklı arz darboğazı olmasaydı EB’nin ihracat hacminin yılın ilk yarısında %7 daha fazla olacağını söylüyor Lagarde ve ekliyor “Pandeminin küresel nakliye, kargo taşımacılığı ve yarı-iletkenler gibi kilit endüstrileri etkilemeye devam etmesi halinde büyümeye yönelik riskler artabilir.” AMB, Ağustos ayında %3 seviyesine ulaşan enflasyonun gelecek beş yılda yavaş bir hızda %2 hedefine yakınsayacağını tahmin ediyor.

Lagarde konuşmasında, pandeminin enflasyon görünümüne yönelik ortaya koyduğu yeni eğilimleri üç ana başlıkta topluyor:

Talep tarafı… Pandemi öncesinde tarihsel olarak ortalama %1,3 seviyesindeki çekirdek enflasyonun 1,1 yüzde puanı tüketimde en büyük ağırlığa sahip olan hizmet enflasyonundan (ağırlıklı olarak çalışan ücret artışlarından) kaynaklanıyor. AMB, 2022 yılı sonunda tüketimin pandemi öncesi seviyesinden %3 yukarıda olacağını, hanehalkı güveninin artmasıyla birlikte biriken tasarruflarını harcamaya yönelteceklerini, bunun da ücretleri artıracağını tahmin ediyor. Hizmet enflasyonunu ise aşağı çeken iki faktör sıralanıyor. İlki, kısıtlamaların gevşetilmesine rağmen hizmet tüketiminin 2021 yılının ikinci çeyreğinde halen pandemi öncesi seviyesinden %15 aşağıda olması. İkincisi, işgücüne katılımın istihdam artışından daha hızlı artması sebebiyle işsizlik oranının ancak 2023 yılının ikinci çeyreğinde pandemi öncesi seviyesine gerileyebileceği ve ücretlerin ılımlı artacağı beklentisi.

Arz tarafı… Pandeminin arz tarafında yarattığı iki şok etkisi var: Küresel tedarik zinciri ve işgücü piyasası. Söz konusu şokların dijitalleşme sürecinde Avrupa’da 7 yıllık hızlanmayı beraberinde getirse de sosyal uyuşmada farklı sonuçlara sebep olabileceğini dile getiriyor Lagarde ve uzun vadede enflasyonist baskıları artırabilecek olası değişimlere örnekler veriyor:

. Hizmetlerin sanallaştırılmasına dayalı ikinci bir küreselleşme dalgası -güçlü ücret artışları durumunda bile- birim işgücü maliyet artışını azaltarak verimliliği artırabilir ancak yüksek pazar gücüne sahip “yıldız” dijital şirketler fiyatları artırabilir.  

.  Arz kısıtlarının şirketleri tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye veya üretim yerlerini değiştirmeye yönlendirmeleri yüksek maliyetlere sebep olabileceğinden maliyetler tüketicilere yansıtılabilir.

. Hızlı dijitalleşmeyle birlikte gerekli iş becerisine sahip çalışan kıtlığının sebep olabileceği yüksek ücret artışları asgari ücretleri yukarı çekebilir.  

Yeşil dönüşüm (Düşük karbon ekonomisine geçiş)… Lagarde, Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı’nın (The Network for Greening the Financial System) tahminine göre hırslı bir yeşil dönüşüm geçiş politikasının Avrupa’da enflasyonu, geçiş öncesine göre, 1 yüzde puan artırabileceğine dikkat çekiyor. Dahası, mevcut durumda en çok petrol fiyatları dikkate alınırken, yeşil dönüşümle birlikte enerji fiyatlarının tüketici fiyatlarına geçişkenliğini ölçmek daha karmaşık hale gelecek.

Yüksek karbon fiyatlarının satın alım gücünü azaltabileceği ve bunun enflasyonu aşağı çekebileceği riskini ortaya koyan Lagarde, bir araştırma sonucuna göre EB ülkelerinde karbon vergilerinin devreye alınmasıyla manşet enflasyonun artacağına, öte yandan gıda ve enerji fiyatlarını dikkate almayan çekirdek enflasyonun ise düşeceğine dikkat çekiyor.

Avrupa Komisyonu, Avrupa’nın iklim ve enerji hedeflerine ulaşmak için 2030 yılına kadar her yıl yaklaşık 330 milyar Euro, dijital dönüşümü gerçekleştirmek için de her yıl yaklaşık 125 milyar Euro tutarında yatırım yapılması gerektiğini tahmin ediyor.

Lagarde, önümüzdeki dönemde para politikasına ilişkin olarak temel zorluğun orta vadede hiçbir etkisi olmayan geçici arz şoklarına aşırı tepki vermeden enflasyonu %2 hedefine yaklaştırmak olduğunu söylüyor. Faiz oranlarına yönelik yeni sözlü yönlendirmenin arz yönlü riskleri yönetmek için uyumlu olduğuna; kalıcı olduğuna inandıkları ve güvendikleri noktada manşet enflasyondaki gelişmelere tepki göstereceklerine, enflasyonun hedeften yukarıda kalması halinde emin olana kadar sabırlı olacaklarına vurgu yapıyor. Talep tarafında ise, para politikası ekonomik toparlanmayı gerekli kılan şartları sağlamaya devam edecek.  

Dr. Fulya Gürbüz

Davos 2021: Pandemi, küresel ekonomik görünümü ve küresel riskleri nasıl etkiledi?

25 Ocak’ta başlayan ve 29 Ocak’ta sonlanacak olan Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Davos 2021 toplantılarını şekillendiren ve WEF tarafından yayınlanmış iki önemli rapordan bahsetmek istiyorum: Ekonomist Görünüm 2021 Raporu ve Küresel Riskler 2021 Raporu.

Ekonomistler Görünüm 2021 Raporu

WEF Ekonomist Görünüm Raporunda, 24 ekonomist önümüzdeki süreçte mevcut ekonomik görünümün itici güçlerini değerlendiriyorlar. Yöntem olarak ekonomistlere pandemiye bağlı ve/veya pandeminin daha da kuvvetlendirdiği önceden belirlenmiş beş ana gelişme sunuluyor ve söz konusu gelişmelerin etkisi geçici olana”1″ puan, etkisi uzun-süreli olana “5” puan vermek suretiyle ekonomistlerin sıralama yapması isteniyor. Aşağıdaki grafiği raporun aslını bozmadan çevirisini yapmış olarak koydum.

Yukarıdaki grafikte de görüleceği gibi ekonomistlerin değerlendirme sonuçları pandemi kaynaklı gelişmelerin etkisi en uzun süreli olandan, geçici olan en alt seviyeye doğru sıralanıyor. Ekonomistler, “Uzaktan çalışmayı” pandemiye bağlı en uzun süreli etkiye sahip gelişme olarak nitelendiriyorlar. Orta vadede ise etkileri açısından büyükten küçüğe doğru sıralanan dört gelişme ise sırasıyla: “Gelir dağılımında daha derin bir eşitsizlik”, “Teknoloji devlerinin daha fazla pazar gücüne sahip olmaları”, “Hükümetlerin daha büyük bir rol üstlenmeleri ve son olarak “Paralel tedarik zincirleri ve ters küreselleşme”.

Raporda, söz konusu gelişmelerle ile ilgili detayları okuduğumda;

. Kısıtlama ve kapatmalardan dolayı uzaktan çalışmanın işgücü ve verimliliği konusundaki çalışmaların belirsiz olduğu;

. En adil ülkelerde bile pandemiden dolayı gelir dağılımındaki eşitsizliklerin arttığı, en büyük darbeyi düşük gelir seviyesine sahip ekonomilerin aldığı ve 2020 yılında aşırı fakir grubuna eklenen 100 milyon kişinin en kötü senaryoda bu sayının 2021 sonunda 150 milyona çıkabileceği;

. Dijitalleşmenin pandemiyle artmasına rağmen yüz yüze faaliyette bulunan işletmelerin büyük zarar gördüğü ve 2020 yılı sonunda en değerli beş şirketin tamamını değerlerini daha da artıran teknoloji şirketlerinin oluşturduğu;

. 2020 sürecinde G20 ülkelerinin 10 trilyon dolarlık harcama vaadinde bulunduğu, 2021 yılına ilişkin olarak ise acil yardım ve teşvik harcamalarının mümkün olduğunca kesin ve şeffaf bir şekilde yapılmasında belirsizlik olduğu;

. Pandemi öncesinde ABD-Çin ticaret savaşı ve Brexit’in ortaya koyduğu ters küreselleşme eğilimi ile pandemi sonrasında ülkelerin dünya değer zincirindeki yerlerini sorgulamaya başladıkları detayları dikkatimi çekti.

Küresel Riskler 2021 Raporu

Küresel riskleri ortaya koyan bir diğer rapor ise WEF’in 650 üyesini kapsayan ve 2020 yılı anket sonuçlarını ortaya koyan Küresel Riskler 2021 Raporu oldu.

Küresel Riskler anket sonuçlarında yer alan ve çevirisini yaptığım aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi ilk kolonda küresel riskler beş ana kategoriye ayrılıyor: Ekonomik, çevresel, jeopolitik, toplumsal ve teknolojik riskler.

İkinci kolonda söz konusu kategorilere ait risk unsurlarının “olma olasılıkları” dikkate alınarak ilk 10 risk unsuru, üçüncü kolonda ise etkililik derecelerine göre ilk 10 risk unsuru çoktan aza doğru sıralanıyor.

Tabloyu incelediğimizde;

. Olasılıklarına ve etkilerine göre sıralanan her iki kolonda toplam risk unsurlarının çoğunluğunun yeşil renkle işaretlenmiş çevresel risk kategorisine ait olduğunu görüyoruz.

. En az olasılık ve etkiye sahip risk kategorisi ise mavi işaretli olan ekonomik risk kategorisine ait. Gerçekleşme olasılıklarına göre sıralanan ilk 10 riskin içinde mavi renkle işaretlenmiş ekonomik risklere yönelik tek bir risk unsuru bulunmazken, etkilerine göre sıralamada dokuzuncu sırada borç krizi riski yer alıyor.

. Toplamda iki risk unsuruyla turuncu renkle işaretlenmiş jeopolitik riskler ikinci en az sayıdaki risk kategorisi olarak sırasını almış.

. Mor renkle işaretlenmiş teknolojik riskler ise toplamda ikinci en fazla risk unsuruna sahip risk kategorisine ait. Teknolojik risk kategorisine ait şu ayrıntıyı eklemekte fayda var; dijital güç konsantrasyonu (yoğunluğu), dijital eşitsizlik ve siber güvenlik hataları ikinci kolonda “en olası” ilk 10 risk unsuru arasında yer alırken üçüncü kolonda gösterilen “etkisi açısından başlıca riskler” olarak IT altyapı arızası onuncu ve son sırada görülüyor. Bundan anladığım: Teknolojik risklerin gerçekleşme olasılığının yüksek olmasına rağmen küresel ekonomi üzerindeki etkisi göreceli olarak (yani diğer kategorilere kıyasla) sınırlı.

Sonuç

Her iki raporun sonuçlarına baktığımda; pandeminin ekonomik riskleri geri plana attığı, hükümetlerin pandemiyle savaşa öncelik verdiği, çevresel olay ve gelişmelerin doğal kaynaklar ve küresel ekonomi üzerinde büyük risk oluşturduğu, özellikle teknolojik gelişmelerin eşitsizliğin daha da artmasında büyük rol oynadığını anlıyorum.

Dr. Fulya Gürbüz