Şubat ayında aylık bazda gıda harcamaları %2,3, üretim fiyatları ise 30 sektörün 13’ünde %1,0 ve üzerinde arttı

Tüketici fiyatları Şubat ayında aylık bazda %0,35, yıllık bazda %12,37 artış kaydetti

Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) Şubat ayında bir önceki aya göre %0,35, bir önceki yılın aynı ayına göre %12,37 artış kaydetti.

TÜFE’de bir önceki aya göre en yüksek artışlar %2,33 ile gıda ve alkolsüz içeceklerde, %2,03 ile sağlık harcamalarında gerçekleşti. Aylık bazda en yüksek düşüşler %4,83 ile giyim ve ayakkabıda, %1,34 ile alkollü içecekler ve tütünde kaydedildi.

Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B: İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç) olan çekirdek enflasyon ise bir önceki aya göre değişiklik göstermezken, bir önceki yılın aynı ayına göre %11,10 artış kaydetti.

Yurt içi üretici fiyatları Şubat ayında aylık bazda %0,48, yıllık bazda %9,26 artış kaydetti

Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) Şubat ayında bir önceki aya göre %0,48, bir önceki yılın aynı ayına göre %9,26 artış gösterdi.

Dayanıklı tüketim malı imalatı Şubat ayında aylık bazda %1,30, ara malı imalatı aylık bazda %1,29, dayanıksız tüketim malı imalatı %0,94 artış kaydetti.

30 sektörün 13’ünde fiyatlar aylık bazda %1 ve üzerinde arttı.

Sektörlere göre Yİ-ÜFE aylık değişim oranları (%), Şubat 2020 :

Veriler bize ne söylüyor?

Üretici fiyatlarındaki artışta Türk lirasında Şubat ayında yaşanan değer kaybının etkisi olduğunu düşünüyorum. Girdi maliyetlerindeki artışın ise tüketici fiyatlarına tam olarak yansıtılmadığını anlıyorum. Nitekim dün açıklanan imalat sektörü PMI verileri de küresel bazda ham maddeye ulaşımdaki zorluğa bağlı olarak artan girdi maliyetlerine rağmen bu etkinin çıktı fiyatlarına yansıtılmadığına işaret etmişti. Küresel bazda tedarik zincirindeki aksaklıklardan dolayı artan ham madde ihtiyacı ve Türk lirasındaki kırılganlık devam ettiği sürece fiyatlar üzerindeki baskı da devam edecektir.

Dr. Fulya Gürbüz

Fed, hedef faiz aralığını değiştirmedi

Ne oldu?

ABD Merkez Bankası, Fed, Ocak ayı para politikası toplantısında değişikliğe gitmeyerek politika faizi olan hedef faiz aralığını yüzde 1,50-1,75 aralığında sabit tuttu.

Fed, Haziran 2019 toplantısından itibaren ardı ardına dört toplantıda hedef faiz aralığını kademeli olarak yüzde 2,25-2,50 aralığından yüzde 1,50-1,75 aralığına düşürmüş, Aralık ayı toplantısında ise değişiklik yapmamıştı.

Neden?

Toplantı sonrasında yayınlanan basın bülteninde Fed, hedef faiz aralığını sabit tutma konusunda şu gerekçeleri ortaya koyuyor: “İstihdam piyasası gücünü korumakta ve ekonomik aktivite ılımlı bir hızda büyüyor.”

İstihdam piyasası gücünü koruyor; çünkü işsizlik oranı, Fed’in hedef değeri olan yüzde 4,0’ün altında yüzde 3,5 olan tarihi düşük seviyesinde bulunuyor.

Ekonomik aktivite ılımlı bir hızda büyüyor, çünkü;

. Tüketici harcamaları ılımlı hızda büyüse de işletme sabit yatırımları ve ihracat halen zayıf.

. 12-aylık bazda gıda ve enerji hariç fiyat artışları, Fed’in yüzde 2 olan hedefinin hayli gerisinde, yüzde 1,61 seviyesinde seyrediyor ve piyasanın uzun dönem enflasyon beklentilerinde önemli bir değişiklik yok.

Ne zaman?

Fed, bir sonraki para politikası toplantı kararını 18 Mart tarihinde açıklayacak. 2020 yılının geri kalanında Fed; Nisan, Haziran, Temmuz, Eylül, Kasım ve Aralık aylarında para politikası kurulunu toplayacak.

Türkiye ekonomisi için etkisi nedir?

Türkiye’nin özel ve kamu sektörü dahil toplam dış borç stoku, 2019 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla 434 milyar dolar seviyesindedir. Bu tutarın yüzde 60’ı (257 milyar dolar) ABD doları cinsinden borçlanılan miktardır. Dolayısıyla, Fed’in düşük faiz politikası, Türkiye’nin dış borçlanma faizini sınırlandıran bir etkiye sahiptir. Elbette buradan, Türkiye’nin dış borç maliyeti artmıyor anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü Türkiye’de zaman zaman yaşanan önemli siyasi, finansal ve ekonomik gelişmeler Türkiye’nin risk primini artırmakta ve bu risk doğrudan borçlanma maliyetine yansıtılmaktadır.

Türkiye ekonomisi son dört çeyrektir 734 milyar ABD doları değerinde toplam mal ve hizmet üretmiştir. Diğer bir ifadeyle Türkiye’nin son dört çeyrek dönemlik Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüklüğü 734 milyar dolardır. Toplam 734 milyar dolarlık üretimimizi yurt dışından 434 milyar dolar borçlanarak gerçekleştirmişiz. Toplam dış borcun yüzde 65’ini (283 milyar dolar) özel sektörün dış borcu oluşturuyor. Türk lirasında yaşanan değer kayıpları, hem kamunun hem de özel sektörün dış borç yükümlülüğünü Türk lirası cinsinden artırmaktadır.

Kısacası istikrar; maliyetleri, üretimi ve tüketimi doğrudan etkileyen önemli bir faktördür.

Dr. Fulya Gürbüz