Makro-ekonomi gündemi: TCMB faiz kararı, dış borç, bütçe, konut, tüketici güveni

16 Kasım, 2020, Pazartesi

EKİM AYI TARIM ÜRÜNLERİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ

Tarım ÜFE, Eylül 2020’de bir önceki aya göre %2,56, bir önceki yılın aynı ayına göre %18,48 artış kaydetti. Endeks, Mayıs 2020’den itibaren aralıksız yükselişini sürdürüyor.

EKİM AYI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE VERİLERİ

Bütçe Eylül ayında 29,7 milyar TL açık vermiş böylece 2020 yılının ilk 9 ayında bütçe açığı toplamı 140,6 milyar TL olmuştu. 2019 yılı toplamında ise 123,7 milyar TL bütçe açığı kaydedilmişti. Ekim ayına ilişkin olarak öncü veri olan ve merkezi yönetim bütçesine benzer performans gösteren Hazine’nin nakit bütçesi 6,7 milyar TL açık verdi.

EKİM AYI KONUT SATIŞLARI

Eylül ayında Türkiye’de toplam 136 bin 744 konut satışı gerçekleşmiş, böylece 2020 yılının ilk 9 ayında konut satışları toplamı 1 milyon 161 bin 278 olmuştu. 2019 yılı toplamında konut satışları 1 milyon 348 bin 729 olarak gerçekleşmişti. 2019 yılı genelinde yabancılara yapılan konut satışları 45 bin 483 iken 2020 yılının ilk 9 ayında yabancılar Türkiye’de 26 bin 165 konut satın aldı.

EYLÜL AYI ÖZEL SEKTÖR UZUN VADELİ KREDİ BORCU

Ağustos ayında özel sektörün uzun vadeli kredi borcu 0,3 milyar dolar azalışla 162,2 milyar dolar seviyesine gerilemişti. Borcun 70,7 milyar doları finans sektörüne, 91,5 milyar doları finans dışı sektöre ait. Toplam borcun 29,6 milyar dolarlık kısmını tahvil borçları oluşturuyor.

17 Kasım, 2020, Salı

EYLÜL AYI TCMB KONUT FİYAT ENDEKSİ

Merkez Bankası konut fiyat endeksi Ağustos ayında bir önceki aya göre %2,12, bir önceki yılın aynı ayına göre %26,2 artış kaydetmişti.

EYLÜL AYI KISA VADELİ DIŞ BORÇ STOKU

Mayıs ayından beri yükseliş eğiliminde olan kısa vadeli dış borç stoku Ağustos ayında 132,8 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Borçlu bazında; Merkez Bankasının 20,7 milyar dolar, kamunun 27,7 milyar dolar, özel sektör finansal kuruluşların 31,7 milyar dolar, özel sektör finans dışı sektörün ise 52,7 milyar dolar kısa vadeli dış borcu bulunuyor. Kalan vadeye göre dış borca bakıldığında, gelecek 12 ayda Türkiye’nin ödemesi gereken toplam dış borç miktarı ise 181,3 milyar dolar.

18 Kasım 2020, Çarşamba

EYLÜL AYI NET ULUSLARARASI YATIRIM POZİSYONU (NUYP)

Ağustos ayında uluslararası varlıklar 227,4 milyar dolara, uluslararası yükümlülükler ise 592,2 milyar dolar seviyesine gerilemiş, böylece NUYP açığı 364,8 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

19 Kasım 2020, Perşembe

MERKEZ BANKASI POLİTİKA FAİZİ KARARI

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 22 Ekim tarihli olağan toplantısında 1-haftalık borç verme faizi olan politika faizini %10,25 ile sabit tutarken, Geç Likidite Penceresi (GLP) gecelik borç verme faiz oranını %14,75 seviyesine yükseltmişti. O tarihte %12,75 olan Merkez Bankası ortalama fonlama maliyeti, faiz artırım kararından itibaren yükselerek en son 13 Kasım’da %14,56 seviyesine yükseldi. Yeni atanan Başkan Naci Ağbal başkanlığında toplanacak olan Merkez Bankasından politika faizinde artırım hamlesi gelmesi bekleniyor. Merkez Bankası, %10,25 olan ve anlamsız kalan 1-hafta vadeli politika faizini, GLP gecelik borç verme faiz oranı olan %14,75 seviyesine yaklaştırmalı. Başkan Ağbal ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fiyat istikrarı ve finansal istikrar odaklı söylemleri 19 Kasım’da aksi bir hamleyle karşılaşmayacağımıza işaret ediyor.

TCMB VE BDDK, 6 KASIM 2020 TARİHLİ HAFTALIK PARA VE BANKA VERİLERİ

6 Kasım ile biten haftada, bankaların ticari kredi faiz oranı Eylül 2019 seviyeleri olan %16,70, tüketici kredileri faiz oranı da yine Eylül 2019 seviyeleri olan %19,15 seviyesine yükseldi. TL mevduat faizleri ise aynı hafta %11,87 ile Kasım 2019 seviyelerine yükselmiş bulunuyor.

6 Kasım 2020 tarihli para ve banka verileri aşağıdaki gibidir:

Kaynak: BDDK, TCMB, TDM

20 Kasım 2020, Cuma

KASIM AYI TÜİK TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ

Ekim ayında mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi aylık 0,1 puan azalışla 81,9 seviyesine gerilemişti. Geçen hafta TL’de yaşanan değer artışının anket sürecine yansıması halinde endekste yukarı yönlü bir eğilim görülme ihtimali yüksek.

EKİM AYI MERKEZİ YÖNETİM BORÇ STOKU

Merkezi yönetimin toplam borç stoku Eylül ayında 1 trilyon 863 milyar TL seviyesine yükselmişti. Toplam borcun %59’unu (1 trilyon 106 milyar TL) iç borç, %41’ini (757 milyar TL) dış borç stoku oluşturuyor. Para cinsi olarak değerlendirildiğinde merkezi yönetimin toplam borcunun %44’ü Türk lirası cinsinden (818 milyar TL), %56’sı ise (1 trilyon 45 milyar TL) yabancı para cinsinden borcunu oluşturuyor.

EKİM AYI YURT DIŞI ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ (YD-ÜFE)

Eylül ayında YD-ÜFE bir önceki aya göre %3,08, bir önceki yılın aynı ayına göre %33,15 artış kaydetmişti. Ekim ayında Türk lirasında devam eden değer kaybının etkisiyle YD-ÜFE’de artış göreceğiz. Geçen haftaki olumlu gelişmelerin etkisiyle Türk lirasında yaşanan değer kazancı piyasalara nefes aldırdı. Kurda yükselişlerin yaşanmaması elbette enflasyon üzerindeki baskının da azalmasına sebep olacaktır. Her ne kadar piyasa dostu söylemler TL’ye güveni artırmış olsa da devamlılığı, söylemlerin zaman kaybı yaşanmadan fiiliyata geçirilmesine bağlı olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Cari işlemler dengesini Eylül ayında dış ticaret ve turizmi destekledi

Cari işlemler açığı Eylül ayında önceki aya göre 1,96 milyar dolar azaldı…

Merkez Bankası tarafından her ay açıklanan Ödemeler Dengesi tablosunda yer alan Cari İşlemler Hesabında yerleşik hanehalkının yerleşik olmayanlarla yaptığı faaliyetleri karşılığında oluşan döviz giriş ve çıkışları gösterilmektedir. Cari işlemler dengesi ise Cari İşlemler Hesabında yer alan Dış Ticaret Dengesi, Hizmetler Dengesi, ücret ödemeleri ve yatırım dengesinden (doğrudan, portföy ve diğer yatırımlar) oluşan Birincil Gelir Dengesi ile hükumetin yaptığı transferlerden oluşan İkincil Gelir Dengesi kalemlerinin toplamından oluşmaktadır.

Ağustos ayında 4,32 milyar dolar cari işlemler açığı kaydedilmişti. Eylül ayında Cari İşlemler Hesabı altındaki ana kalemlerin Ağustos ayına göre nasıl değiştiğine bakarsak:

. Eylül ayında Dış Ticaret açığı, Ağustos ayına göre 1,65 milyar dolar azaldı.

. Hizmet Dengesi, Ağustos ayına göre 0,17 milyar dolar arttı.

. Birincil Gelir Dengesi, Ağustos ayına göre 0,08 milyar dolar arttı.

. İkincil Gelir Dengesi Ağustos ayına göre 0,06 milyar dolar arttı.

Yukarıdaki maddeler halinde belirtilen artış ve azalışları netleştirdiğimizde Eylül ayında cari işlemler açığı Ağustos ayına göre 1,96 milyar dolar iyileşerek 2,36 milyar dolar seviyesine gerilemiş oldu.

Dolayısıyla, cari işlemler açığına Eylül ayında önceki aya göre en büyük katkı, dış ticaret dengesindeki 1,65 milyar dolarlık daralmadan geldi. Söz konusu katkının 0,7 milyar doları altın ithalatında önceki aya göre kaydedilen düşüş.

Eylül ayında turizm gelirleri cari işlemler dengesini iyileştirdi…

Yukarıdaki hesaplamalar, Ağustos ayına göre cari işlemler dengesinin Eylül ayında nasıl değiştiğini ortaya koymuştu. Ana resimde Dış Ticaret Dengesindeki iyileşmeyi açıkça görebilmişken, diğer üç ana kalemde nette önemli bir etki yok gibi duruyor. Etkinin olup olmadığını anlamak için alt kalemleri dikkate almak gerekiyor. Gelin, ana resmi büyütelim ve Hizmetler Dengesi kalemine odaklanalım.

Covid-19 etkisiyle Hizmetler Dengesi Mart-Temmuz döneminde cari işlemler dengesine önemli bir katkı sağlayamazken, Temmuz ayındaki 0,5 milyar dolarlık net gelirin ardından Ağustos ayında 1,52 milyar dolar, Eylül ayında ise 1,69 milyar dolarlık net Hizmetler Dengesi geliri elde edildi. Arka arkaya elde edilen görece yüksek gelirlerin ana sebebi, Hizmetler Dengesi’nin alt kalemi olan ve turizm gelirlerini gösteren Seyahat kalemindeki iyileşme oldu. Nisan-Haziran döneminde sınır kapatmaları ve seyahat yasaklarının etkisiyle Türkiye’de turizm geliri kaydedilmemişken Temmuz ayında 0,43 milyar dolar, Ağustos ayında 1,33 milyar dolar, Eylül ayında ise 1,56 milyar dolar net turizm geliri elde edilmiştir. Dolayısıyla Seyahat gelirlerindeki artış Ağustos-Eylül döneminde cari işlemler açığını azaltıcı yönde etki yaratmıştır. Aşağıdaki grafikte, tarihsel olarak cari işlemler dengesinin (gri çubuklar) dış ticaret dengesindeki (mavi çizgi) değişime benzer hareket ettiğini, yaz aylarında artan turizm gelirlerinin (kırmızı çizgi) ise cari işlemler dengesini iyileştirdiğini görüyoruz. Turizm gelirlerinin, Covid-19 tedbirlerinin etkisiyle Nisan-Temmuz döneminde cari işlemler dengesine önemli bir katkı sağlayamazken, Ağustos-Eylül döneminde önceki yıllara göre düşük miktarda da olsa cari işlemler açığını iyileştirici rol oynadı. Aşağıdaki grafikte turizm gelirlerinin cari işlem üzerindeki iyileştirici rolünü görebilirsiniz.

Ek olarak, aşağıdaki grafikte ise son 12 aylık toplamlar dikkate alındığında cari işlemler dengesi (gri kolonlar) ile dış ticaret dengesinin (kırmızı çizgi) paralel hareketini daha net görebiliyoruz. Eylül 2020 itibariyle 12-aylık cari işlemler açığı 27,5 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda. Özellikle en büyük ticaret ortağımız olan Almanya ekonomisindeki hareketlenmeler Türkiye’nin ihracat ve ithalat hacmini yukarı çekmeye başladı. Tekrar başlayan kapatmaların ise dış ticaret dolayısıyla da cari işlemler dengesi üzerindeki etkilerini takip etmekte fayda var.

Eylül ayında bankalar net borç kullanan, banka dışı sektör net borç ödeyen oldu…

Cari işlemler dengesinin finansman tarafını gösteren Finans Hesabında ise özellikle hükumet, banka ve banka dışı sektörün borçlanma ve borç ödeme kabiliyeti ile döviz rezervlerindeki gelişmeleri görebiliyoruz. Yurtdışı bankalar ve yurtdışı kişilerin mevduatları Eylül ayında 1,05 milyar dolar azaldı. Öte yandan kredi tarafında; bankalar Eylül ayında nette 0,81 milyar dolar net kredi kullanırken, banka dışı sektör 0,4 milyar dolar net borç ödeyicisi oldu. Türkiye’nin resmi rezervleri ise Eylül ayında 3,6 milyar dolar azaldı. Aşağıdaki grafik kredi yoluyla yurtdışından borçlanan hükumet (mavi çubuk), bankalar (kırmızı çubuk) ve banka dışı sektörün (yeşil çubuk) 2018 yılı Mayıs ayından bu yana ağırlıklı olarak net borç ödeyen konumunda olduğunu gösteriyor. Aylar itibariyle, pozitif değerler net borçlanma gerçekleştirildiğini, negatif değerler ise net borç ödeyicisi konumunda olunduğunu göstermekte.

Ekim ayında dış ticaret açığındaki azalma cari açığı da azaltacak…

Ekim ayına ilişkin olarak Ticaret Bakanlığı verilerine göre, hem ihracat hem de ithalat Eylül ayına göre artış kaydetti, dış ticaret açığı ise Eylül ayındaki 4,8 milyar dolardan Ekim ayında 2,4 milyar dolara geriledi. Dış ticaret açığındaki söz konusu gerileme cari işlemler açığında Eylül ayına göre 2,4 milyar dolarlık azalma etkisi yaratacak. Öte yandan Hazine’nin Ekim ayında tahvil ihracı yoluyla sağladığı 2,5 milyar dolarlık dış borç tutarını Finansman Hesabı’nın altındaki Portföy Yatırımları kaleminde göreceğiz. Aşağıdaki grafik; hükumet (mavi çubuk), bankalar (kırmızı çubuk) ve banka dışı sektörün (yeşil çubuk) tahvil yoluyla yurt dışı borçlanma eğilimlerini gösteriyor. Ağırlıklı olarak hükumet ve bankalar tahvil yoluyla borçlanmayı tercih ederken banka dışı sektör daha kısa vadeli olan kredi yoluyla yurt dışından borçlanmayı tercih etmektedir.

Dr. Fulya Gürbüz

Yoğun veri akışında gözler Merkez Bankası faiz kararında olacak

17 Ağustos 2020, Pazartesi

Temmuz ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak. Nakit dengesi bütçe açığındaki artışın sürdüğüne işaret etmişti. 

Temmuz ayı konut satışları açıklanacak. Haziran ayında konut satışları önceki aya göre 3,7 kat artışla 190 bin 12 adet olmuştu. Bunda Haziran ayında konut kredi faiz oranlarının önceki ay ortalaması olan %11,2’den %9,3’e düşmesi, konut kredi hacminin de Haziran ayında önceki aya göre ortalama %4,1 artış kaydetmesi etkili oldu. Temmuz ayında da benzer seyir görüldü. Kredi faiz oranları Temmuz ayında %9,1’e gerilerken, kredi hacmindeki artış %13,4’e hızlandı. Dolayısıyla Temmuz ayında da konut satışlarındaki artış sürecek.

Kaynak: Turkey Data Monitor

19 Ağustos 2020, Çarşamba

Haziran ayı özel sektör uzun vadeli kredi borcu açıklanacak. Şubat 2018’de 226,1 milyar dolara kadar yükselen özel sektörün uzun vadeli kredi borcu Mayıs 2020 itibariyle 162,3 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Kaynak: Turkey Data Monitor

Merkez Bankası Haziran ayı konut fiyat endeksini açıklayacak. Mayıs ayında endeks, önceki aya göre %6,4 artış ile tarihi en yüksek artışını kaydederek 135,7 seviyesine yükselmişti. Haziran ve Temmuz aylarında artan konut talebinin etkisiyle konut fiyatlarında da artış göreceğiz.

Kaynak: Turkey Data Monitor

20 Ağustos 2020, Perşembe

Merkez Bankası, Para Politikası Kurulu Ağustos ayı olağan toplantısını gerçekleştirecek. Merkez Bankasının politika faizi Mayıs toplantısındaki indirimle %8,25 seviyesinde bulunuyor. Şu soruları cevaplayarak Merkez Bankasının faiz kararı hakkında bir tahminde bulunalım:

. Bankaların Merkez Bankasından ortalama borçlanma maliyeti nedir? 13 Ağustos itibariyle %9,06 seviyesinde. Hep mi böyleydi? Hayır, politika faizinin %8,25’e indiği Haziran ayında ortalama fonlama maliyeti %7,68, Temmuz ayında ise %7,76 seviyesindeydi.

. Haziran-Temmuz döneminde bankalar yüzde kaç faizle mevduat topladılar? Ortalama %7,4.

. Haziran-Temmuz döneminde bankalar yüzde kaç faizle kredi verdiler? Ticari kredilerde ortalama %9,3, tüketici kredilerinde %11,2 ortalamayla kredi kullandırıldı.

. Haziran-Temmuz döneminde Merkez Bankasının dikkate aldığı tüketici fiyat enflasyonu (TÜFE) ne oldu? Haziran ayında %12,6, Temmuz ayında %11,76 seviyesindeydi. Ancak, Türk lirasındaki değer kaybı hem üretici hem de tüketici fiyatlarındaki artışı ateşlemeye devam ediyor.

. Merkez Bankasının yıl sonu TÜFE tahmini nedir? Merkez Bankasının 3. çeyrek Enflasyon Raporunda yer aldığı üzere yıl sonu TÜFE tahmini %8,9.

Bu soruların cevaplarının ne anlama geldiğini sıralayayım. Bankalar mudilerinden düşük faizle mevduat toplayarak tasarruf sahiplerine enflasyonun altında getiri sunuyor. Buna negatif reel getiri deniyor. Dolayısıyla tasarruf sahipleri enflasyon üzerinde getiri sağlayabilecek altın, döviz ve hisse senetlerine yatırım yapmayı tercih ederken düşük kredi faizlerinin etkisiyle konut ve otomobil satışlarında sert yükselişler yaşandı. Bütçe açığı büyürken tüketimi artırarak vergi geliri sağlamak amacıyla özellikle kamu bankalarının düşük faizlerle kredi dağıtması, ekonomik aktivitenin pandemi öncesi seviyelerinin hayli aşağısında olması sebebiyle gelir kaybındaki azalmaya bağlı olarak kredilerin ödenmesine yönelik artan riskler, dahası BDDK’nın bankaların aktif kalitesini aşağı çekmesine olanak tanıyan kararlarını da eklediğimizde bankacılık sektörüne yönelik risklerin artması Türkiye hane halkının bankalardaki döviz tevdiat hesaplarının (yabancı para cinsinden mevduatlarının) artışını sürdürmesine sebep oluyor. 7 Ağustos itibariyle döviz mevduatları tarihi rekor kırarak 215,5 milyar dolar seviyesine yükseldi. Artan döviz talebi sebebiyle Merkez Bankasının geçen hafta bankaların likidite imkan limitlerini sıfırlaması ile ortalama fonlama maliyeti %9,06’ya yükseldi. Artan likidite ihtiyacı sebebiyle TL karşılığı döviz satışları dolar ve Euro kurlarında düşüşe, altın fiyatlarında da gerilemeye sebep oldu. Tüm bu sıraladıklarımın Merkez Bankasının Perşembe günü açıklayacağı politika faizi kararıyla ne ilgisi var derseniz öncelikle Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını korumaktır. Bunun, fiyat artışlarının devamlı aynı seviyede kalması anlamına gelmediğini, dar bir aralıkta hareket etmesini sağlamak olduğunu söylüyor Merkez Bankası. Fiyat artışlarındaki dalgalanmalarda Türk lirasındaki sert dalgalanmaların ve petrol fiyatlarındaki yükselişin etkili olmaya devam etmesi, bu sert dalgalanmalara güven kaybındaki artışın sebep olduğunu, güven kaybındaki artışta Merkez Bankasının eriyen döviz rezervlerinin ve bankacılık sektörüne yönelik risklerin artması, bunların yanında istihdamdaki düşüşün, turizm sektörünün durmasının, artan gelir kaybının, hane halkının ödeme kabiliyetindeki bozulmanın, artan finansman ihtiyacının, bütçe açığındaki artışın da faizler üzerinde baskı yaratarak faizleri yukarı çekmesinin etkisi var. Merkez Bankasının, bağımsızlığı konusunda güven artırıcı bir hamle olarak politika faizini %9-10 aralığına yükseltmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Temmuz ayı merkezi yönetim borç stoku açıklanacak. Haziran ayında stok 1.641 milyar TL (1,6 trilyon TL) seviyesindeydi. Stokun 984 milyar TL’si iç borç stokunu (%60’ı), 657 milyar TL’sini (%40’ı) dış borç stoku oluşturuyor. 

Haziran ayı kısa vadeli dış borç stoku açıklanacak. Nisan 2020’de 115,2 milyar dolar olan stok, Mayıs 2020 itibariyle 123,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Bu yükselişte Merkez Bankasının kısa vadeli dış borcunu Nisan ayına göre 10 milyar dolar artırarak 19,4 milyar dolara yükseltmesi, bankacılık sektörünün aylık 1,5 milyar dolar artırması, banka dışı sektörün ise borcunu aylık 3,3 milyar dolar azaltması etkili oldu.

Kaynak: Turkey Data Monitor

İkinci çeyrek işgücü girdi endeksleri açıklanacak. 2018 yılının ikinci çeyreğinden itibaren mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış İnşaat Sektörü istihdam endeksi 2019 yılının 3. çeyreği sonuna kadar hızla düşerken 2019 yılı son çeyreği ve 2020 yılının ilk çeyreğinde düşüş hızında yavaşlama olmuştur. Öte yandan inşaat hariç Sanayi Sektörü istihdamı ile Toptan ve Perakende Ticaret, Motorlu Kara Taşıtlarının ve Motosikletlerin Onarımı sektörlerinde istihdam endeksleri paralel bir eğilim gösteriyor. İmalat sektörü istihdamındaki değişimin aynı dönemde toptan ve perakende sektörü istihdamı endekslerine de olumlu yansıması şaşırtıcı değildir. 2019 yılının son çeyreğinden pandemiye kadarki süreçte işsizlik oranındaki iyileşmeye rağmen saatlik işgücü maliyetlerindeki hızlanma, işverenin üzerindeki yükün de giderek arttığını gösterdi. İkinci çeyrek verileri pandeminin işveren üzerindeki yüküne dair daha net bir görünüm ortaya koyacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Nakit bütçe verilerinde artan faiz baskısı sinyalleri

Merkezi yönetim bütçe verileri için ön gösterge olan Hazine nakit dengesi Temmuz ayında 30,8 milyar TL açık verdi. Şubat ayından itibaren aralıksız açık veren nakit dengesi en son Haziran ayında 26,8 milyar TL açık vermişti. Nakit bütçe gelirleri Temmuz ayında aylık %42 artışla 87,0 milyar TL’ye yükselirken, 118,2 milyar TL’ye yükselen bütçe giderlerindeki artış %32 oldu.

2020 yılı başından bu yana nakit bütçe açığı toplamı 140 milyar TL’ye ulaştı ki 2019 yılının tümünde kaydedilen açık 131 milyar TL idi. 2018 yılında nakit bütçe açığı 70 milyar TL seviyesindeydi.

Kaynak: Turkey Data Monitor, Hazine ve Maliye Bakanlığı

Nakit dengesi verilerinin bir diğer önemi de bütçenin finansman kaynakları hakkında bilgi vermesi. Temmuz ayında 30,8 milyar TL’lik nakit bütçe açığının 48,9 milyar TL’si net borçlanmayla, 1,2 milyar TL’si Kasa/Banka kaleminde ortaya çıkan kur farkından kaynaklanırken, aradaki fark olan 18,2 milyar TL’lik fazlalık Hazine’nin Merkez Bankası’nda bulunan mevduat hesabına aktarıldı.

Nakit bütçe açığının finansmanında ana kalemi borçlanma bacağı oluşturuyor. Hazine’nin Temmuz ayındaki borçlanma stratejisine bakalım:

. Mart 2020’den beri yurt dışından borçlanmaya gitmeyerek net dış borç ödeyicisi konumunda olan Hazine, Temmuz ayında da dış borçlanmaya gitmedi, 379 milyon TL tutarında vadesi gelen dış borç ödemesini gerçekleştirdi. Elbette dış borç itfalarının düşük olmasının bunda etkisi var. Hazine’nin ilk yüklü dış borç ödemesi 4,6 milyar dolar olarak Mart 2021’de gerçekleştirilecek. Haziran 2021’de ise dış borç ödemesi 1,3 milyar dolar olacak.

. Temmuz ayında 14,9 milyar TL iç borç ödemesi yapan Hazine, 64,2 milyar TL iç borçlanma gerçekleştirdi. Böylece yurt içinden net borçlanma tutarı 49,3 milyar TL oldu.

Kaynak: Turkey Data Monitor, Hazine ve Maliye Bakanlığı

Anlaşıldığı üzere pandemi kaynaklı olarak gelirlerin azaldığı, giderlerin hızla arttığı, Türk lirasının değer kaybettiği mevcut dönemde Hazine yurt içi borçlanmaya ağırlık verdi. TL’nin yabancı para birimleri karşısında değerinin düşmemesi amacıyla TCMB döviz rezervlerinin eridiği bir ortamda, Hazine’nin kur riskini azaltmak adına iç borca yönelmesi elbette makul bir çözüm.

Peki, Türk lirası değer kaybetmesin diye Merkez Bankasının döviz rezervlerini eritmesinin maliyeti ne oldu?

İç talebi artırmak adına ağırlıklı olarak kamu bankaları aracılığıyla düşük faizle kredi musluklarının açılması, öte yandan da mevduat ve tahvil getirilerinin enflasyonun altında kalması (Merkez Bankasının bankalara politika faizinin altında borç vererek mevduat faizlerinin enflasyonun aşağısında kalmasına sebep olması -ki buna negatif reel faiz deniyor) ve son olarak da bankacılık sisteminin aktif kalitesini zedeleyici uygulamalar pandemide ikinci dalga endişeleriyle birleşince 2-yıllık devlet tahvilinin bileşik faizi Temmuz ayı başındaki %9,1 seviyesinden 11 Ağustos itibariyle %14 seviyesinin üzerine çıktı. Dolar/TL kuru ise Temmuz sonuna göre %6, Euro/TL kuru ise %5’in üzerinde yükseldi (yani TL, Dolar ve Euro karşısında değer kaybetti). Bu gelişmeler beraberinde ülke risk primini gösteren 10 yıl vadeli CDS primlerinin 600 seviyesinin üzerine çıkmasına sebep oldu.

Merkez Bankası bu gelişmelere,

. 7 Ağustos tarihli duyurusunda bankaların likidite imkanlarını azaltarak,

. gecelik fonlama maliyetini politika faizi olan %8,25 seviyesine yükselterek,

. 11 Ağustos’ta da likidite imkanını sıfırlayarak karşılık verdi.

BDDK ise 6 Ağustos tarihli duyurusunda belirli şartları sağlamaları halinde uluslararası kalkınma bankalarının TL’ye erişim sınırlamalarından muaf tutulduklarını duyurdu.

Merkez Bankası gelecek hafta 20 Ağustos tarihinde olağan para politikası toplantısını gerçekleştirecek. Merkez Bankasının 1 hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizi %8,25 seviyesinde bulunuyor. Mayıs ayı toplantısında politika faizini %0,50 puan indirerek %8,25’e düşüren Merkez Bankası Haziran ve Temmuz ayları toplantılarında faiz değişikliğine gitmedi. Gelecek haftaki toplantıdan faiz artırım kararının gelmesi şimdilik belirsiz.

TCMB gelecek hafta faiz artırmazsa bile, bütçe açığının artmaya devam ettiği mevcut ortamda, güven tazeleyici adımların gelmesi gerekiyor. Aksi takdirde, Eylül ayında olmasa bile, artan iç borcunu tahvil ihraç ederek çevirmeye çalışan Hazine’nin itfalarının Eylül ayına göre 2 kat artacağı Ekim ayında tahvil faizleri üzerindeki baskı artabilir. Bu da TCMB’yi sert bir şekilde faiz yükseltmek zorunda bırakabilir. TCMB’nin sert faiz artışlarına, politika faizini Ocak 2014’te %4,5’ten %10,0’a, Haziran 2018’de %8,0’den %16,5’e, Eylül 2018’de %17,75’ten %24,0’e yükselttiğinde tanık olmuştuk.

Kaynak: Turkey Data Monitor

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası risklere dikkat çekti, politika faizini değiştirmedi

Merkez Bankası 23 Temmuz tarihli olağan para politikası kurulu toplantısında (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %8,25 seviyesinde sabit tuttu. Toplantı sonrası yayınlanan basın duyurusunda şu gerekçeleri okuyoruz:

. “Koronavirüs salgınına ilişkin gelişmelere bağlı olarak küresel büyümedeki zayıflama yılın ikinci çeyreğinde derinleşmiştir. Ülkelerin attığı normalleşme adımlarıyla üçüncü çeyrekte kısmi toparlanma sinyalleri gözlenmekle beraber toparlanmaya ilişkin belirsizlikler yüksek seyretmektedir.”

Nitekim geçen hafta 15 Temmuz’da Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve 16 Temmuz’da Avrupa Merkez Bankası (ECB), olağan PPK toplantılarında %2 olan enflasyon hedeflerine ulaşana kadar politika faizlerini sabit bırakarak genişlemeci politikalarını sürdürmeye devam edeceklerini duyurdular. BoJ ve ECB’nin politika faizlerinden biri olan mevduat faiz oranları sırasıyla eksi %0,1 ve eksi %0,5 seviyelerinde bulunuyor. Mevduat faizinin “eksi” olması demek bankaya para yatırdığınız zaman vadesi geldiğinde paranızdan faiz geliri kazanmak yerine bankaya faiz ödüyorsunuz demektir. Diğer bir anlatımla, BoJ ve ECB diyor ki “Bana para getirme, kredi olarak finansman ihtiyacı olanlara dağıt” (Bankalar ellerinde fazla para kaldığı zaman merkez bankalarında mevduat olarak değerlendirebiliyorlar). Ek olarak, Almanya ve Fransa liderleri AB ekonomisinin toparlanabilmesi amacıyla 21 Temmuz’da diğer AB liderlerini de ikna ederek 390 milyar eurosu hibe olmak üzere 2021-2027 dönemini kapsayan toplam 1,8 trilyon euroluk bütçe ve koronavirüs paketi üzerinde uzlaşmaya vardı. Dolayısıyla buradan ekonomik toparlanma hedefine ulaşabilmek için merkez bankaları politikalarının maliye politikaları ile desteklenmesi gerektiğini okuyabiliriz.   

. “İktisadi faaliyette kademeli normalleşme adımlarıyla birlikte Mayıs ayında başlayan toparlanma güç kazanmaktadır. Salgın hastalığa bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması amacıyla yakın dönemde uygulamaya konulan parasal ve mali tedbirler, ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve iktisadi faaliyetteki toparlanma sürecine katkı yapmaktadır. Turizm gelirlerinde salgın hastalığa bağlı olarak gözlenen düşüşe rağmen seyahat kısıtlamalarının hafifletilmesiyle kısmi bir iyileşme beklenmektedir. Mal ihracatındaki toparlanma ve emtia fiyatlarının düşük seviyeleri önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir.”

.. Kısıtlamaların etkisiyle takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi Nisan ayında önceki aya göre %30 daraldı, Mayıs ayında kısıtlamaların hafifletilmesiyle önceki aya göre %17 iyileşme kaydetti.

.. Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış perakende satışlar Nisan ayında önceki aya göre %21 daraldıktan sonra Mayıs ayında önceki aya göre %4 iyileşme kaydetti.

.. Konut satışları Nisan ayında önceki aya göre %61 azalmasının ardından kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle Mayıs ayında konut satışları %19, Haziran ayında %273 artışla 190.012’ye yükseldi.

.. Otomotiv sektörü satışları Nisan ayında önceki aya göre %47 azalmasının ardından Mayıs ve Haziran aylarında kredi ve mevduat faizlerindeki düşüşün etkisiyle sırasıyla aylık olarak %22 ve %119 artış kaydetti.

.. İhracat, Nisan ayında önceki aya göre %33 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla aylık olarak %11 ve %35 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ihracat Mayıs ayında önceki aya göre %19 artış kaydetti.

.. İthalat, Nisan ayında önceki aya göre %31 daraldıktan sonra Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla %3 ve %22 artış kaydetti. Ödemeler dengesi verilerine göre, altın hariç ithalat Mayıs ayında önceki aya göre %4 artış kaydetti.

Turizm gelirlerindeki sert düşüşü dikkate aldığımızda, mal ihracatının mal ithalatından daha hızlı artması ve düşük emtia fiyatları elbette cari işlemler dengesini olumlu etkileyecektir. ABD-Çin ticaret geriliminin devam etmesi ve pandeminin tedarik zincirinde yarattığı sıkıntıya bağlı olarak umudumuz Türkiye’nin tedarik zincirinden pay kapabilmesi. Bu olasılığın gerçekleşmesi hem sanayi üretiminde hem de dış ticaretteki artışta sürdürülebilir bir devamlılık getirecektir. Tersi durumda ise talep daralması kaynaklı ithalatta gerileme sebebiyle cari işlemler dengesinde iyileşme göreceğiz.   

. “Toplam talep koşullarının sınırlayıcı etkisine karşın, salgına bağlı birim maliyet artışlarının yansımalarıyla çekirdek enflasyon göstergelerinin eğilimlerinde yükseliş gözlenmektedir. Uluslararası emtia fiyatları tüketici enflasyonunu sınırlamaya devam ederken, gıda enflasyonu dönemsel ve salgına bağlı etkiler nedeniyle artmıştır. Salgına bağlı tedbirlerle kısa vadede etkili olan arz yönlü unsurların, normalleşme sürecinin devamıyla kademeli olarak ortadan kalkacağı öngörülmektedir. Nitekim öncü göstergeler, normalleşme sürecinde kapasite kısıtlarına tâbi olan hizmet gruplarındaki aylık fiyat artışlarının yavaşlamaya başladığına işaret etmektedir. Yılın ikinci yarısında talep yönlü dezenflasyonist etkilerin daha belirgin hale geleceği öngörüsü korunmakla birlikte, yakın dönemdeki gerçekleşmeler nedeniyle yıl sonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin yukarı yönlü olduğu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları dikkate alarak, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.”

Kredi hacmindeki yükselişin devam etmesi, konut ve otomotiv satışlarında Haziran ayında yaşanan hızlanma, ek olarak tedarik zincirindeki aksamalar fiyatlar genel seviyesinin aşağı gelmesini önleyen faktörler. Merkez Bankasının dezenflasyonist beklentisini canlı tutmasına rağmen %7,4 olan yılsonu enflasyon hedefi üzerinde risklerin yukarı yönlü olduğunu vurgulaması yaz döneminin sonuna yaklaşırken kredi büyümesindeki hızlanmanın devamlılığını sorgulatan bir gelişme.

Ekonomik ve finansal aktivite Haziran ve Temmuz aylarında ağırlıklı olarak kredi büyümesi ile beslendi. Bu taraftan gelecek bir bozulma, özellikle bankaların bilanço kalitesi üzerinde sorgulamaların başlamasına sebep olabilir.

Öte yandan, 2019 yılında toplam 124 milyar TL açık veren bütçenin, 2020’nin ilk 6 ayında 109 milyar TL açık vermesi Ekim ayında yüksek iç borç ödemesi yapacak olan Hazine’nin borçlanma maliyeti üzerinde risk oluşturuyor. Bu da faiz harcamalarında artış olması demek.

Yabancı turist bazlı turizm sektöründeki zayıflık, Merkez Bankasının ardından kamu bankalarının negatif net döviz varlıkları, ek olarak sonbaharla birlikte okulların başlaması, giyim ve gıda fiyatları ile enerji maliyetlerindeki artış gibi faktörleri dikkate alırsak, Ekim ayına kadar Merkez Bankasının %8,25 seviyesindeki politika faizini düşürmesini gerektirecek bir sebep şu an için gözükmüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Bütçe açığındaki artışı sadece koronavirüse mi bağlayalım?

Merkezi yönetim bütçesi Mart ayında 44 milyar TL açık vermesinin ardından Nisan ayında da 43 milyar TL açık verdi. 15 Mayıs’ta açıklanan Nisan ayı Hazine nakit dengesi bu veriyi bize önceden duyurmuştu.

2014 yılından itibaren, bütçe giderleri ile gelirleri arasındaki makasın açılması koronavirüsün etkili olmaya başladığı Mart ve Nisan aylarında artarak sürdü. Demem o ki koronavirüs, bütçe açığını tetiklemedi, bütçe açığı son 5 yıldır özellikle de 2016-2019 döneminde hızlanarak artıyor:

Bütçe açığında devam eden artış, merkezi yönetim borç stokunda da artış getiriyor:

Başta Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın düşük faiz politikası ve enflasyondaki düşüş eğilimi, TCMB’yi Temmuz 2019’dan itibaren faiz indirimlerine yönlendirerek yurtiçi borçlanma maliyetinin de düşmesine sebep oldu:

Ancak, iç borçlanma maliyetleri düşse de Türkiye’nin risk primini gösteren CDS’lerde yükseliş sürdü. Bunun başlıca sebebi Merkez Bankasının azalan döviz rezervleri:

Türkiye yeni döviz kaynağı sağlayamazsa ne olur?

Geçmiş veriler Türkiye’nin risk priminde artışın eninde sonunda faiz artırımlarıyla sonuçlandığını gösteriyor:

Nitekim Paraanaliz.com’da yer aldığı üzere uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch de aynı uyarıya vurgu yaptı

Yine Paraanaliz.com’da Reuters’a konuşan bir hükümet yetkilisinin, swap anlaşmasına dair “Görüşmeler özellikle Katar, Çin ve İngiltere ile daha iyi durumda. Belli bir miktarda kaynağın sağlanacağı konusunda iyimserim… anlaşmaya varılması çok uzun sürmeyebilir” söylemine yer veriliyor.

Piyasaları tatmin edecek olası bir anlaşma Türk lirasında baskıyı azaltacak, Türk lirasına artan güvenle CDS primlerinde, yurt dışı borçlanma imkanında ve tahvil faizlerinde iyileşmenin habercisi olacak. Bu da yüksek getiri peşinde koşan yurtdışı yatırımcıların tekrar Türkiye’ye girişini destekleyecektir. Umarız iyi senaryo gerçekleşir. Zira, Türkiye doğrudan yatırımları çekebilecek potansiyele sahip bir ülke, yeter ki sürdürülebilir bir büyüme resmi ortaya koyabilelim.

Dr. Fulya Gürbüz

Finans dışı kesimin kısa vadeli döviz pozisyon fazlası nispeten sarı ışık yakıyor

Merkez Bankası 5 Mayıs’ta finansal kesim dışındaki firmaların 2020 yılı Şubat ayı sonuna ait döviz varlık ve yükümlülüklerini açıkladı. Finans dışı sektörün döviz varlıkları Şubat ayında 128,2 milyar dolara yükseldi, döviz yükümlülükleri ise 298,7 milyar dolara geriledi. Böylece finans dışı sektörün net döviz pozisyonu, Şubat ayında önceki aya göre 5,5 milyar dolar düşüşle 170,4 milyar dolar seviyesine geriledi.

Finans dışı kesimin net döviz pozisyon açığı azalıyor

Aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi, finans dışı sektör döviz yükümlülüklerini Mayıs 2018’den itibaren dikkat çekici bir şekilde azaltmaya başlamış, yani döviz borcunun daha azını tekrar borçlanmış. Öte yandan finans dışı kesimin döviz varlıkları, döviz mevduatlarındaki artışın desteğiyle, Eylül 2019’dan Şubat sonuna kadar artışını sürdürmüş. Böylece sektörün net döviz pozisyon açığındaki azalma Mart 2018’den bu yana devam etmiş.

Finans dışı kesim döviz yükümlülüklerini azaltırken, döviz varlıklarında iyileşme var

Finans dışı sektörün döviz varlıklarının %69’unu döviz mevduatları, %16’sını (20,1 milyar dolar) ihracat alacakları, %15’ini (19,5 milyar dolar) yurtdışına doğrudan sermaye yatırımları oluşturuyor. 87,8 milyar dolar büyüklüğündeki döviz mevduatları Şubat itibariyle tarihi zirvesine ulaşmış durumda.

Yükümlülükler tarafında ise, %83’lük pay ile, en büyük kalemi 298,7 milyar dolar seviyesindeki krediler oluşturuyor.

Merkez Bankası raporundan aldığım aşağıdaki grafik, finans dışı kesimin borç yükünün ağırlığını net bir şekilde gösteriyor.

Yukarıdaki grafikler toplam varlık ve yükümlülüklerin dağılımını gösteriyor. Toplam döviz varlıkları toplam döviz yükümlülüklerinin yarısını bile karşılamaya yetmiyor. Ancak kısa vadeli varlık ve yükümlülüklere bakıldığında, tablo nispeten iç rahatlatıcı:

Finans dışı kesimin kısa vadeli döviz varlıkları 108,7 milyar dolar iken kısa vadeli yükümlülükleri 98 milyar dolar seviyesinde. Finans dışı kesim, 2016’nın ikinci yarısından bu yana kısa vadeli kredi yükümlülüğünün toplam yükümlülükler içindeki ağırlığını artırıyor. Aşağıdaki grafikte yeşil çizgideki eğilimi inceleyin.

Ocak ayında kısa vadeli yükümlülüklerinin toplam yükümlülükler içindeki payı %33,1’e yükselmişken, Şubat ayında hafif bir düşüşle %32,8 seviyesine geriledi.

Finans dışı kesimin toplam döviz yükümlülükleri toplam döviz varlıklarının iki katından fazla olması şu soruyu sordurtuyor: “Finans dışı kesim borçlarını ödeyebilecek mi?”

“Finans dışı kesim borçlarını ödeyebilecek mi?”

Paraanaliz.com, bu konuyla ilişkili olarak Prof. Dr. Selva Demiralp’in BBC Türkçe’de yer alan makalesine yer vermiş. Sayın Demiralp “özel sektörün geçmişteki finansal krizlerde borç çevirme oranlarının %70-80 aralığında seyrettiğini belirterek 2020 yılı için ödenmesi gereken 169 milyarlık borcun böyle bir senaryoda 35 milyar dolar ila 50 milyar dolarlık kısmının çevrilemeyeceğini, bu tutarın bir yerden denkleştirmek zorunda kalınabileceğine” dikkat çekmiş.

Aynı hesaplamayı finans dışı kesimin kısa vadeli döviz yükümlülüğü için yapalım. Referans noktam Merkez Bankasının yayınladığı ödemeler dengesi verileri. Turkey Data Monitor’da Nisan 1999-Şubat 2020 dönemine ait kısa vadeli ticari kredileri baz aldım. Zira uzun vadeli ticari krediler yok denecek kadar az. Aşağıdaki grafiğe göre finans dışı kesim, Nisan 1999-Şubat 2020 döneminde ticari kredi borçlarının en kötü şartlarda %74-81’ini yeniden borçlanabilmiş.

Kaynak: Merkez Bankası, Turkey Data Monitor

Buna göre, finans dışı kesim 98 milyar dolarlık kısa vadeli yükümlülüğünün %74-81’ini tekrar borçlandığında sektörün 108,7 milyar dolarlık kısa vadeli döviz varlıklarında 18-25 milyar dolar arasında erime olabileceğini anlıyoruz. Bu gerçekten en kötü senaryo mu emin olamıyoruz zira koronavirüsün ekonomi çarkını yavaşlatması sadece Türkiye değil küresel ekonomiyi durma noktasına getirdi. Çarkın dönmeye başlaması, küresel çapta olumlu işaretlerin gelmesiyle birlikte gerçekleşecek ki bu noktada en kritik konu ilaç tedavisinin bulunması. Süreç ne kadar uzarsa borç ödeme zincirinde kopmalar hızlanacaktır ki o zaman bu hesaplamalar hiçbir şey ifade etmeyecek.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın makro-ekonomi gündemi: Merkez Bankası faiz kararı, borç stoku, net uluslararası yatırım pozisyonu, yurtdışı-ÜFE, güven endeksleri, kapasite kullanımı

20 Nisan 2020, Pazartesi

Mart ayı merkezi yönetim borç stoku açıklanacak. (Şubat 2020: 1,41 trilyon TL)

Şubat ayı net uluslararası yatırım pozisyonu açıklanacak. (Ocak 2020: Varlıklar: 250,2 milyar dolar, Yükümlülükler: 616,4 milyar dolar, Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu: -366,2 milyar dolar)

Mart ayı yurtdışı üretici fiyat endeksi açıklanacak. (Şubat: %0,77 a/a, %12,38 y/y)

22 Nisan 2020, Çarşamba

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplanacak. %9,75 seviyesindeki politika faizinin %8,75-%9,00 aralığına çekilmesi bekleniyor.

Euro Bölgesi Nisan ayı PMI verileri açıklanacak.

TÜİK Nisan ayı tüketici güven endeksi açıklanacak. (Mart 2020: 58,2)

24 Nisan 2020, Cuma

İmalat sektörü Nisan ayı kapasite kullanımı açıklanacak. (Mart 2020: 75,3)

Nisan ayı reel sektör güven endeksi açıklanacak. (Mart 2020: 99,7)

Nisan ayı sektörel güven endeksleri açıklanacak. (Mart 2020: Hizmet sektörü güven endeksi 92,3; Perakende ticaret güven endeksi 103,7; İnşaat sektörü güven endeksi 83,6)

Türkiye’nin borç stoku görece düşükken neden Türk lirası değer kaybediyor, neden risk primi yüksek?

Yukarıdaki grafik IIF raporundan alınma. Dikey eksen 2007 yılından 2019 yılına kadarki dönemde kamu borcunun GSYH’ye oranının yüzdesel değişimini gösteriyor. Yatay eksen ise hane halkı ve finans dışı sektörün borcundaki değişimi gösteriyor.

Türkiye’nin kamu borcunun GSYH’ye oranı 2007’de %38 iken 2019 yılı sonuna kıyasla 7 yüzde puan azalışla %31 seviyesine geriledi. Söz konusu oran 2018 yılının ilk çeyreğinde %28 seviyesine kadar gerilemişti. Hane halkı ve finans dışı sektörün borç stokunu ise kendi hesaplarıma göre 46 yüzde puan arttığını hesaplıyorum.

Grafikte gelişmekte olan ülkelerin ortalamasını gösteren noktaya kıyasla Türkiye’nin kamu borcu, ortalamanın aksine düşüş kaydetmişken hane halkı ve finans dışı sektörün borç stokundaki artış da ortalamanın sınırlı aşağısında kalmış.

Türkiye ekonomisi 2020 yılında %2 daralma kaydederse COVID-19 sebebiyle devreye alınan 15 milyar dolarlık mali paketle birlikte kamu borcunun GSYH’ye oranı 2020 yılı sonunda en az %34 seviyesine çıkmasına sebep olacak. Elbette COVID-19 sebebiyle şu ana kadar kabaca 2,2 trilyon dolarlık tahvil alımı yoluyla sağlanacak parasal genişleme tedbirlerini duyuran ekonomilerin borç stoku da artacak. IIF küresel borç stokunun GSYH’ye oranının 2019 yılı sonunda %322 seviyesinden 2020 yılı sonunda %342 seviyesine yükseleceğini tahmin ediyor.

Peki Türkiye diğer ülkelerle aynı kaderi paylaşıyorsa finansal piyasalarına neden bu kadar sert satış baskısı hâkim?

En önemli sebebi Merkez Bankasının azalan döviz rezervleri. Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri Mart ayında önceki aya göre 12,4 milyar dolar eriyerek 95,6 milyar dolar seviyesine geriledi. Net uluslararası rezervleri ise yine Mart ayında 5,5 milyar dolar azalışla 32,6 milyar dolar seviyesine geriledi.

2019 yılında 124 milyar TL açık veren merkezi yönetim bütçesinin 2020 yılında 139 milyar TL açık vereceği, 357 milyar TL borçlanma ile finansman sağlanacağı hedeflenmişti.

Son durumda, artan bütçe açığına bağlı olarak borç stokunda artış, COVID-19 etkisiyle bütçe harcamalarında artış, ihracatta ve turizm gelirlerinde azalmaya bağlı olarak artacak cari işlemler açığı, ekonomik daralmanın işgücü kaybını artırması, bir de üzerine Kanal İstanbul projesinin başlatılmasına yönelik kararlılık.

Tüm bu etkenleri dikkate aldığımızda Türk lirasında yaşanan değer kaybı ve Türkiye’nin risk primi (CDS primlerindeki rekor artış) artmaya devam ediyor.

Güven kaybına sebep olan bu gelişmelerden çıkış yolu ise katma değeri yüksek sürdürülebilir büyüme hedefi ortaya koyacak bir ekonomi reformu.

Dr. Fulya Gürbüz

Artan bütçe açığı sebebiyle kamunun dış borç stoku artıyor

Eylül 2019’da 433 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borç stoku 4 milyar dolar artışla Aralık 2019’da 436,9 milyar dolar seviyesine yükseldi.

2019 yılı son çeyreğinde Merkez Bankası ve kamunun borç yükü 14 milyar dolar arttı…

2019 yılı dördüncü çeyreğinde Merkez Bankası dış borç stokunu 2 milyar dolar, kamu sektörü 12 milyar dolar artırdı; özel sektör 10 milyar dolar azalttı. Özel sektör içinde yer alan finans dışı özel sektör ise aynı dönemde dış borç stokunu 3,2 milyar dolar artırdı.

Kamu borç stokundaki artışın sebebi artan bütçe açığı

Kamunun dış borç stokunun %62’sini (96,4 milyar dolar) merkezi yönetim dış borç stoku oluşturuyor. Merkezi yönetimin borç stokundaki artışın en önemli sebebi 2014 yılından bu yana aralıksız artan merkezi yönetim bütçe açığı:

Bütçe açığındaki artışa paralel olarak merkezi yönetim borç stokunun GSYH içindeki payı artıyor…

2020 yılı nasıl bir resim ortaya koyuyor?

Koronavirüs salgınının ekonomi üzerindeki etkisini Şubat ve Mart ayı verileri açıkça ortaya koydu; ekonomik aktivite zayıflıyor, mali tedbir paketleri devreye giriyor. Bu da bütçe açığının beklenenden fazla olması, yani Hazine’nin finansman konusunda 2020 yılı için hedeflediğinden daha fazla borçlanacağı anlamına geliyor. 2020-2022 Yeni Ekonomi Programına göre Hazine, 2020 yılında 357,2 milyar TL borçlanma hedefliyor. Bunun 57,6 milyar TL’si dış borçlanma olarak açıklanmıştı. Görünen o ki, koronavirüs salgınının etkisinin uzaması halinde bütçe ve finansmanı hedeflerinde revizyon göreceğiz.

Dr. Fulya Gürbüz